Reçeller, mülteciler ve kadın dayanışması

Suriyeli mülteciler, Türkiye’de genelde dışlanan, ötekileştirilen, hatta ırkçılığa varan tepkilerle karşı karşıyalar. Fakat kadınlar tüm bu olumsuzluklara rağmen dayanışmayla ayakta kalmaya çalışıyorlar.

Efe Beşler  efe.besler@gmail.com

Suriyeli mülteciler ülkelerinde çıkan iç savaş sonrası, bölgedeki ülkelere, özellikle de Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmışlardı. Resmi rakamlara göre 2,7 milyon, gayri resmi bilgiye göre 3 milyon civarında Suriyeli Türkiye’ye sığındı, hatta zorunda kaldılar. Savaşın yıkıcı etkileri birçok Suriyelinin hayatının cehenneme dönmesine sebep oldu. Bunun yanında Birleşmiş Milletler mülteci statüsünü elde edemediler, devlet tarafından “geçici koruma statüsü” verildi.

suriye736

Panelden…

‘BÜYÜK ÇOĞUNLUK SIĞINMA KAMPLARINDA KALMIYOR’

Açıklanan rakamlara göre, mültecilerin yaklaşık yüzde 10’nu sığınma kamplarında kalırken, önemli bir çoğunluk ise büyük şehirlere, özellikle İstanbul’a tekrardan yeni bir yaşam kurmak için göç etmek zorunda kaldılar.

Mülteci statüsünü alamayan Suriyeliler, günlük yaşamlarını kurmakta zorlanıyorlar ve bu durum savaştan kaçarak gelen mültecilerin acılarını daha da arttırıyor. Her türlü şartta hayatta kalmaya çalışan Suriyeli mülteciler, büyük şehirlerde, özellikle de İstanbul’da var olma savaşı içindeler. Birbirilerine destek olmaya çalışıyor, dertlerini paylaşıyor ve ekonomik sıkıntıları aşmaya çalışıyorlar. Kadınlar geldikleri yerdeki konumlarının aksine İstanbul’un zor ve yıkıcı şartları altında daha fazla dayanışıyorlar. Kadınlar, erkeklere göre her yerde dayanışma ağlarını kuruyorlar.

Suriyeli kadınların dayanışması geçen hafta Cumartesi günü Karaköy Minerva Han’da Sabancı Üniversitesi tarafından düzenlenen panelde çok boyutlu bir şekilde tartışıldı, örnekler sunuldu ve dayanışmanın önemine vurgu yapıldı. ‘İstanbul, Toplumsal Cinsiyet ve Göç’ adlı panele, İnsan Kaynağı Geliştirme Vakfı’ndan (İKGV) Alp Biricik, akademisyen Ayşe Devrim Terzi, ‘Kadınlarla Dayanışma Vakfı’ndan (KADAV) Özge Burak ve ‘Kadın Kadına Mülteci Mutfağı Gönüllüleri’nden Songül Yarar Dede konuşmacı olarak katıldı.

Toplumsal cinsiyeti ve göç olgusunun konuşulduğu panelde, odaklanmak istediğim konuşma ise, Kadın Kadına Mülteci Mutfağı Gönüllüleri’nin Suriyeli kadınlarla yaptıkları dayanışma ağının nasıl işlediği oldu. Suriyeli bir kadının kendi yaşam pratiklerini anlattığı panelde, reçel üzerinden yapılan dayanışmanın nasıl işlendiği anlatıldı. Paneldeki Suriyeli kadın, daha önce Suriye’de çalışmadıklarını, orada nasıl yaşıyorlarsa İstanbul’da da aynı şekilde yaşadıklarını ifade etti. Suriyeli kadın mülteci, “Dayanışmanın çalışarak olduğunu öğrendik. Ürettiğimiz reçellerin daha çok fazla bilinmesini istiyoruz. Ancak birbirimizle daha fazla dayanışarak, ayakta durabiliriz” derken, Okmeydanı halkına ve Türkiye’ye teşekkür ederek konuşmasını bitirdi.

SURİYELİ KADINLAR EŞLERİNE RAĞMEN DAYANIŞIYORLAR

suriye

‘Kadın Kadına Mülteci Mutfağı Gönüllüleri’nin üyesi Songül Yarar Dede’de Suriyeli mülteci kadınların dayanışmasını anlattı. İlginç noktalara değindi. Mesela, kadınların kendi whatsapp grubu varmış ve kendi aralarında devamlı bilgi alışverişi yaparak, dayanışmayı devamlı canlı tutuyorlar, kendi örgütlenmelerini de gerçekleştiriyorlar. Hatta, her türlü yiyeceği bu dayanışma çerçevesinde yapabiliyorlar. Örneğin, turşu yapıp satıyorlarmış.

Tüm bu yiyeceklerin içinde en fazla yapılan yiyecek reçel. Hep beraber iş bölümü yaparak reçellerin yapımına katkıda bulunuyorlar. Biri pazardan meyve alıyor, biri meyveyi soyuyor, diğeri reçeli pişiriyor. Aralarındaki dayanışma ile ortaya lezzetli reçeller çıkıyor. Ama reçel diye gelip geçmemek gerekiyor.

Aynı zamanda ‘Reçel’ dayanışmanın sembolik hali. Çünkü bu reçeller ekonomik olarak yaşamlarını sürdürmelerine olanak tanırken, aynı zamanda da kadınların birbirlerine olan güveni arttırıyor, dayanışmanın bilinci de her geçen gün sağlamlaştırıyor. Mahallenin kadınları erkelere rağmen ayakta kalıyor. Bu kadınların Suriye’de çalışmadıklarını söyleyen Dede, Okmeydanı’ndaki atölyelerde Kürtçe bilmelerinden dolayı eşlerinin çalıştıklarını ve daha kolay adapte olduklarını söylüyor.

‘SINIRLARA İNAT MÜCADELE EDİYORLAR’

Aslında Suriye’de nasıl yaşıyorlarsa, Türkiye’de de aynı şekilde yaşıyorlar ve sınırlara inat mücadele ediyorlar. Mesela, 10 çocuğu olan bir kadın, kocasına rağmen, derneğe gelerek, reçel yapıyor. Erkekleri de bu mücadele de pek dinlemiyorlar, yaşamın içinde olarak, her türlü ötekileştirmeye rağmen kendi varoluşlarını gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

Türkiye’de Suriyeli mültecilere yapılan ırkçılık, dışlama, şeytanlaştırma, onları bu mücadelenden asla vazgeçiremiyor. Buradaki önemli nokta, kadınlar zor şartlarda yaşamaya başladıklarında kendi aralarındaki bütünlük artıyor ve birbirlerine destek oluyorlar. Bu derneğe katkı veren vicdanlı birçok gönüllü de var. Dede, “gönüllüler olmasaydı, Kadın Kadına Mülteci Mutfağı olmazdı” diyerek konuşmasını bitiriyor.

Son olarak eklemek gerekirse, Suriyeli mülteciler, Türkiye’de genelde dışlanan, ötekileştirilen, hatta ırkçılığa varan tepkilerle karşı karşıyalar. Fakat onlar tüm bu olumsuzluklara rağmen dayanışarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. Kadınlar birbirleriyle dayanışıyorlar, kocalarına bile karşı çıkabiliyorlar. Onların hayatına dokunan gönüllü dernekler ve insanlar, yardım etmek ve yaşama intibak etmeleri için insanüstü mücadele ediyorlar. Her türlü ekonomik destekten yoksun olmalarına rağmen, Türkiyeli kadınlar Suriyeli mülteci kadınların yanında ve onları yalnız bırakmıyorlar. Toplum olarak, onları dışlamadan beraber nasıl yaşayabiliriz sorusunu sorarak çözüm bulmak gerekiyor diye düşünüyorum. Galiba dünyaya direkt etki edecek olan bu kadın dayanışması olacak.

Destek olmak isteyen gönüllüler adresinden ulaşabilirler.


Efe Beşler kimdir?

Kendini, 'öteki'lerin araştırmalarına veren, konferans ve panellerine katılan ve onlarla ilgili kitaplar okuyan, demokrasiye inatla inanmış naif bir muhalif olarak tanımlıyor.