'Ben Çilem’im, ben güzelim, ben güçlüyüm'

Çilem Doğan, cezaevinden çıktıktan sonra yaşadığı değişimi anlattı. "Tek inandığım şey kız kardeşlik" diyen Doğan, "Cezaevinde kendimle yüzleştim. Güçlü olduğumu hissettim. Umudum olduğunu hissettim" dedi.

DUVAR – Çilem Doğan, cezaevinden çıktıktan sonraki hislerine dair, hayatında değişen deneyimlere dair konuştu. 5Harfliler.com’dan Hazal ve Oşu‘ya konuşan Doğan, en belirgin hissinin kız kardeşlik’ olduğunu vurguladı. Çilem Doğan, ‘Özgürlük nasıl’ sorusuna şu yanıtı verdi:

‘ŞİMDİ BAŞKA BİR CEZAEVİ BAŞLADI’

“Özgürlüğün tanımlamasını yapın derseniz bana, benim için özgürlüğün iki yanı oldu: Kızım Mira ve kız kardeşlik. Sevgi, aşk, ailesel konuların hepsini geçerim. Gerçekten kız kardeşlik dayanışması, kadın dayanışması en inandığım şey oldu. Bunlar dışında özgür olduğuma tam sevinemedim aslında. Çünkü özgürleştim derken köleleşiyorsun aynı evin içerisinde aileyle birlikte. Bir yere gitmek istiyorsun ama artık önün kapanmış. ‘Sen cezaevinden yeni çıktın. Artık bir yere gidemezsin.’ Yani ataerkillik her yerde devam ediyor aslında. Cezaevinden çıktım ama şimdi başka bir cezaevindeyim. Şimdi de aileyle mücadele başladı.”

‘ARTIK FEMİNİST GİBİ HİSSEDİYORUM’

“Artık feminist gibi hissediyorum kendimi” diyen Çilem, şöyle konuştu: “Şimdi böyle basamak gibi. Ben, ‘Gidebilir miyim?’ diye sorunca hayırsa, ‘Neden hayır?’ diye soruyorum, sorguluyorum. ‘Sen neden izin vermiyorsun?’ diye üsteleyince babam bana ‘Sen çok değiştin. Artık hiç söz dinlemez oldun. Her şeye neden hemen tartışmaya başlıyorsun? Bu özgüven sana nereden geldi?’ diyor.”

‘ŞİMDİ BİRÇOK EVİM VAR’

“Bu özgüven bana kız kardeşlikten geldi” diyen Çilem Doğan, şöyle devam ediyor sözlerine: “Gerçekten önce öyle değildim. Şimdi ben önceden olsa diyordum ki, ‘Tamam ben çekip gitsem nereye gideceğim?’ Ama şimdi o kadar çok evim, o kadar çok yerim var ki, o kadar çok kız kardeşim var ki kimin kapısını çalsam ‘Çilem, iyi ki geldin!’ Böyle bir yerdeyim yani. Aynı şekilde diğer kız kardeşlerim de öyle. Biri bana gelmek istese ben de derim ki ‘Hemen gel. Hiç durma. Kesinlikle dinleme kimseyi. Hiçbir erkeği dinleme. Çık gel’ diyebilecek durumdayım.

‘ASIL HAYAT MÜCADELEYMİŞ’

Eskiden evcimen olduğunu, sürekli ev işi yaparak köle gibi yaşaığını, üstüne yasaklar ve dayaklar geldiğini söyleyen Çilem, “Ben de hiç sormamışım kendime. ‘Ben niye hep iş yapıyorum? Niye hep yemek yapıyorum? Niye hiç kız arkadaşlarımla buluşmuyorum? Niye hep bu evin içindeyim?’ Şimdi bunları da düşünüyorum, soruyorum. Asıl hayat evde değil. Temizlik yaparak, bulaşık yaparak, çocuk bakarak değil sadece. Asıl hayat sokaktaymış. Asıl hayat mücadeledeymiş.

MİRA’YI ÖZGÜR YETİŞTİRİYOR

“Ben hayatımı savundum” diyen Çilem, kendisine getirilen kısıtlamalara dair de şunları söylüyor: “Mesela oturup konuşup diyorum ki ‘Bu da bir şiddet aslında’. Bir kadın niye yapamaz? Kadın işe girip çalışabilir. Kadın kendi evini geçindirebilir. Tek başına mücadele edebilir. Kızıma da aynısını öğretiyorum bu yaşta, Mira üç yaşında biliyorsunuz. Ben Mira’yı artık çocuğum gibi görmüyorum. Sanki bir kardeş gibi. Ben ona o şekilde yetmeye başladım.”

‘BASIN BENİ ÇOK FARKLI YANSITTI’

Kendisiyle röportaj yapanların basına yansıttıklarından şikayet eden Çilem Doğan, rahatsızlığını söyle dile getirdi: “Yani olanlar çok farklı şekilde basına yansıtıldı. İlk tutuklandığımdaki fotoğraf. Gülüyormuşum filan. Bir insan ölüyor. Sonuçta senin emek verdiğin, bir dönem sevdiğin bir insan, çocuğunun babası. Ama bir yandan da bakarsak canını acıtan bir insan. İlla ki bir insanın öldüğüne üzüldüm. Ama ben ölmediğim için, hayatta kaldığım için sevindim. O yüzümdeki gülümsemeyse ondandır. Yoksa ben birini öldürdüm diye bir gülümseme olmaz.”

‘DEVLET YARDIM ETSEYDİ KİMSE ÖLMEZDİ’

“Keşke öldürmek zorunda kalmasaydım” diyen Çilem Doğan, devletin sığınan kadınlara yardım etmesinin önemini vurguladı. Çilem Doğan şunları söyledi: “Mesela devlete sığındığında sana yardım etse böyle olmaz. Mesela ben ilk şiddet gördüğüm zamanlarda, bir kere çok kötü dayak yemiştim. Karakola, ondan sonra hastaneye rapor almaya gittiğimde doktor, ‘Kim dövdü seni?’ falan dedi. Ben de ‘Eşim’ dedim. Adam bakmıyor bile ya. Bluzumu çıkartamıyorum mesela, çünkü takat kalmamış kollarımda, kalkmıyor. ‘Eşindir, döver’ gibisine getirdi doktor. Şurda şu var, burda bu var gibi eften püften bir rapor hazırladı. O günün keşke fotoğrafları falan olsaydı. Öyle eften püften sıyrıkla, iki üç günde geçecek yaralar değildi.

‘CEZAEVİNDE KENDİM OLDUM’

Cezaevinin ‘gerçek hayatla yüzleşme yeri’ olduğunu söyleyen Çilem, “Cezaevi koşulları çok zor tabii. İnsan çok yıpranıyor. Ama öğreniyor da. Cezaevi asıl hayatımın başladığı dönem. Kendinle yüzleşme yerin. Çok düşünecek zamanın oluyor kendinle alakalı. Ben cezaevinin bütün zorluklarına rağmen paylaşmayı da öğrendim orada, dayanışmayı öğrendim. Ben cezaevinde kadın olduğumu hissettim. Güzel olduğumu hissettim. Güçlü olduğumu hissettim. Umudum olduğunu hissettim. Çünkü daha öncesinde hiçkimse güzel, güçlü olduğumu söylememişti bana. Ben cezaevine düştüğümde o mektuplar, o kadın avukatlar, kadın dayanışması, örgütlerin mektupları, gelenler gidenler bana öyle bir destek oldular ki ben de sonunda dedim ki ‘Ya ben Çilem’im. Ben güzelim. Ben güçlüyüm. Ben umutluyum. Ben neymişim de bu adam beni ne hale getirmiş!’ Ben kendim olduğumu cezaevi sürecinde öğrendim.”

‘Ben de bu yıl Nevin için alanda olacağım’

25 Kasım Kadına yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele günü’ne dikkat çeken Çilem, en son şunları söyledi: “Çok önemli bir haftaya yaklaşıyoruz, 25 Kasım Kadına Şiddete Hayır haftası. Ben geçen yıl o zaman içerdeydim. Eylemlerin resimlerini görmüştüm. Kadınların ellerinde Nevin’in, benim, Yasemin’in olduğu posterler filan. Şimdi ben dışarıdayım. Ben de bugün onlar için, inşallah, Kasım 25’te alanlarda olacağım. İyi ki kız kardeşlerimiz var.”

Röportajın tamamı