İlk diktatör çok demokrat adamdı!

Yaralı kahramanın peşine takılan 50 kişi ilk sivil darbenin çekirdeğiydi. Omuzlarında yükselense demokrasideki ilk diktatördü…
Peisistratotos darbelerinden birinde, halkı tanrıların da kendisini desteklediğine ikna etmek için bir köylü kızını tanrıça Athena gibi giydirerek savaş arabası ile önünde gezdirmiştir.

Barış Avşar  bavsar@gazeteduvar.com.tr

Köleler sadece oy kullanmalarına izin verilmeyen, işinde gücünde bir takım ‘emekçiler’ değillerdi. O kadar aşağılık görülüp horlanıyorlardı ki, bütün bir antik dönem boyunca eski Yunan’daki atlar çalıştırılırlarken hiç nefes alamadılar. Çünkü el işi yapmak aşağılık bir şeydi ve ‘vatandaş’lar atlarının koşum takımlarının tam nefes borularına oturduğunu, bu yüzden düzgün nefes alamadıklarını kölelere söylemeye tenezzül etmediler. El işi yapanlarla konuşmak da aşağılık bir durumdu! Atlar bu yüzden doğru düzgün nefes almak için Ortaçağ’ı beklemek zorunda kaldılar.

İşte o günlerde sitenin orta yerinde üstü başı paralanmış, yaralı bir asil asker, Atinalılara sesleniyordu: Kendisinin yükselmesini istemeyen rakiplerinin saldırısına uğramış, canına kast edilmişti. Üstelik o bir savaş kahramanıydı!
Söz konusu kişi, ‘Peisisratos’tu. Soylu bir aileden geliyordu. Gerçekten Megara kenti ile yapılan savaşta ün kazanmıştı. Ve ilk diktatör oynadığı bu ‘saldırıya uğramış kahraman’ rolüyle yükseldi. ‘İlk diktatör’ün kim olduğuna dair farklı isimler verilir. ‘Gılgameş’ diyen de, ‘Sezar’ diyen de çıkabilir. Her isim için haklı gerekçeler öne sürülebilir: ‘Tarihsel öncelik’, ‘iktidar gücü’… Ancak ‘demokrasi’ ile ‘dikta’ arasında bir durum olarak konuşulacaksa ‘diktatörlük’, ‘ilk’ Peisisratos’tur…

DEMOKRASİ NASIL GELMİŞTİ?

heykel

Peisisratos, soylu bir aileden geliyordu.

Aslında onun öyküsünün hemen öncesinde ‘tanrılar çağının yıkılışı’ vardı. Homeros’un anlattığı çağın… Tanrıları yıkan ticarettir! Yunan şehir devletlerinin geleneksel egemenleri, asil aileler, Olimpos tanrılarına dayadıkları sırtları hiç yere gelmeyecek sanırken, deniz ticaretinin gelişmesi ile ortaya çıkan yeni güç sahiplerinin kündesine gelirler. Kendini yerde bulan eski egemenler hemen toparlanıp karşılık vermeye çalışsalar da kanlı iktidar kavgalarının sonu bir türlü gelmez. ‘Bir gece ansızın’ evleri basılarak öldürülen eski idareciler bu ‘ilk demokrasi’nin böğründe açan kırmızı güller olarak ardı sıra yok olup gider. Sonra bir gün ‘millet’ der ki, “Ya bunlar bizi peşlerine takıp takıp birbirlerini boğazlıyor. Kazanan yine bizim nefes borumuza çöküyor. Hele bir gün de biz hepsini boğazlayıp rahat bir nefes alalım”…

ZEYTİNYAĞI TÜCCARI, ŞAİR, DEVLET ADAMI

Gerçekten de Yunan halkının henüz her şeyini kaybedip köleleşmemiş olanları ürünlerinin 6’da 5’ini vergi olarak vermek zorundaydı. Ve kim başta olursa olsun durum değişmiyordu. Buna dayanamayıp ayaklanmışlardı. İşte o zaman iktidar sahipleri, soylular, zenginler hiçbir partiye, gruba ya da egemene bağlı olmamakla ün kazanmış Solon’a gittiler can havliyle, “Bize hakem ol, canımızı kurtar.” Bütün Atinalıların sevdiği Solon, dünyada ‘sınıfları barıştırmaya’ yönelik ilk yasaların mucidi oldu işte o zaman. “Zenginler zengin olduğu için, yoksullar da namuslu olduğu için takdir ediyorlardı” der Plutarkhos onun için.
Zeytinyağı tüccarı ve şair Solon, ‘devlet adamı’ da olur böylece. Artık nefessizlikten takati kalmayanların borçları silinir, köleleştirilenler özgür bırakılır, miras hukuku ve bireysel haklar getiren yasalar çıkarır. Demokrasi gelmiştir! Soylular da buna karşılık halkın kılıcından korunur ama artık soyları değil zenginlikleridir güçlerini belirleyecek olan. Vergiler de yeniden düzenlenir. Hali vakti yerinde olanlar en ağır vergileri öder ama buna karşılık devleti görevlisi olma hakkını kazanırlar. Vergili demokrasidir bu.

“Dikildim onlar arasına
itirazlı iki tarlayı ayıran
bir sınır taşı gibi” diye şiirini de yazar Solon yaptıklarını anlatırken.

SOLON’DAN SONRA…

Ama bu da çok sürmez: Karşıtlık uzlaşmazdır. Bir yerde yine ortalık ‘karışır’. Solon’un anne tarafından akrabası Peisistratos işte zaman ‘saldırıya uğrayıp yaralandığını’ söyleyerek ortaya çıkar. Herodot ve Plutarkhos’a göreyse kendi kendini yaralamıştır.
Aristo’ya göre Solon, Peisistratos’u iyi tanır, yapabileceklerini tahmin eder. Çevresinde toplananları uyaracak olur: Arkadaşlar bu iş göründüğü gibi değil… Ama Atinalılar Solon’un aklından sıkıldıklarından mıdır bilinmez, kendisini bu defa pek ‘iplemezler’. Onlar ihtiraslı bir hatip aramaktadırlar ve o da karşılarındadır. ‘Kahramanı’ korumak için 50 kişilik bir grup silahlı kişiyi peşine takarlar. Oysa Peisistratos’un kahraman olduğu savaşta orduyu harekete geçirip yöneten Solon’dur! Bu 50 kişi demokrasiye darbe yapacak gücün çekirdeği olacaktır. Peisistratos gider bir güzel devleti ele geçirir! Gerçi sonrasında iki kere kaybedip iki kere geri döner iktidara ama adını da tarihe yazdırır: Sivillerin demokrasiye karşı silahlanması ile iktidara geçen ilk darbeci!
Fakat o görünürde Solon’un getirdiği demokrasiye bağlıdır. Onun yasalarını kaldırmaz. Değiştir belki. Ama de ‘ruhunu’ korur görünür. Yeter ki o yasaların üzerinde kendi iktidarı sürsün. Devlet yönetimi elinde olsun. Etrafına hiç ‘diktatör’ izlenimi vermez, toplumsal kesimlerin durumlarını iyi izler, eski-yeni zenginler dengesini kollar, eskiden itilip kakılan göçmenlere haklar tanıyarak onları bir güç haline getirerek ittifak yapar…
Öldüğünde iktidardadır. Atina’nın durumu ekonomik olarak fena değildir ama askeri ve siyasi açıdan dardadır. Ardında havalı din ve kamu yapıları, su kemerleri ve yeni iktidar kavgaları bırakır… Tabii bir de doğru düzgün nefes alamadan çalışan atlar.

Kaynakça:
Antik Yunan Uygarlığı, Andre Bonnard.
Antik Yunan’ın Kültür Tarihi, Egon Friedell
Antik Atina’da Demokrasinin Gelişimi: Soloncu Pasif Devrimden Peisistratos’un Tiranlığına,  Mehmet Yetiş

İmrali cezaevi, esat adil


Fevzi Cakmak, komunist