YAZARLAR

Hastam çok ama doktor değilim!

-Nazar etme ne olur, çalış senin de olur. Sorun da bu ya, çalışıyor, vergi ödüyor ancak harcamaların hesabını soramıyoruz. -Feryada gücüm yok, feryatsız duy beni. Aslında hesap sorulması gerektiğini düşünüyor ancak dile mi getiremiyorsunuz? -Efkarım birikti sığmaz içime, bin sitem etsem de azdır kadere. Bakın bu iktidar, Dicle'nin kenarında bir kurt koyunu kapsa sorumluluk hissederiz, diyerek geldi; şimdi siz biz Taksim'de kaybolsak umurlarında olmayacak, bu durumu dert etmiyor musunuz?

Partisinin grup toplantılarının etkisinde kalmış dertli bir yurttaşla, gündem hakkında...

Anayasa'da hukuk devleti ilkesi ve kararların bağlayıcılığı hükmü var ama bir ağır ceza mahkemesi AYM'nin kararını tanımadı, olacak iş mi bu? -Su akar yolunu bulur, takma kafana. Ne ilgisi var, hukuk devleti yerle yeksan, diyorum. -Terazi var tartı var, her şeyin bir vakti var. Hukuk güvenliği sizi pek ilgilendirmiyor herhalde, eylemlerinizin sonucunu öngörebileceğiniz bir sistemde yaşamak istemiyor musunuz? -Tencere dibin kara seninki benden kara, bakma sen, bizim memleket cennet. Otoriterlik tüm temsili demokrasilerde yükseliyor, bunu mu anlatmaya çalışıyorsunuz? -Üzüm üzüme baka baka kararırmış. O zaman her otoriter eğilimi olağan karşılıyorsunuz demek ki; üstelik demokratik sistemlerdeki anti-demokratik uygulamaların ölçüsü birbirinden farklı, hepsi aynı önlemlere başvurmuyor ki. -Beterin beteri var Allah muhafaza. Yargının doğru kararlar verdiği konusunda içiniz rahat mı? -Güvenme varlığa düşersin darlığa. Söylediğinizin sorumla ilgisi yok gerçi ama demek ki sizin de bazı endişeleriniz var, bunu mu anlatmaya çalışıyorsunuz? -Açtırma kutuyu söyletme kötüyü. Düşüncelerinizi serbestçe dile girebiliyor musunuz? -Söz gümüşse sükut altındır. Peki konuşmamak zorunuza gitmiyor mu, söyleyecek bir şeyiniz, hiçbir itirazınız yok mu hakikaten şunca olup bitene? -Kaderin böylesine, kula kulluk edene yazıklar olsun. İtiraz diyorum itiraz, zorunuza gitmiyor mu adaletsizlikler, insanların yok yere cezaevinde tutulması, yıllarının tüketilmesi! -Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar. Umurumda değil yakınları düşünsün diyorsunuz yani, hayret doğrusu. -Şaşıran sen mi yoksa ben miyim bilemedim, ayrıca, her koyun kendi bacağından asılır. Taş olsa çatlatırsınız insanı, zerrece umursamıyor musunuz mağdur edilenleri? -Dalgalar kumsallarda, mutluluk masallarda. Onları geçtim, kendinize ilişkin bir umudunuz da yok galiba, yani ülkede ne olursa olsun hayatınızın değişeceğine, daha iyi yaşayacağınıza dair beklentiniz tükenmiş gibi. -Gurkun cücüğü güzün sayılırmış. Var yani, belki diyorsunuz, umutsuz yaşanmaz tabii. -Hangimiz usanıp hangimiz bıkacağız, hangimiz yıkılmadan sabahı bulacağız; şoförsün dediler kız vermediler. Bakın evlenmek istemişsiniz ama olmamış, düzgün bir geliriniz olsaydı! -No manita no dırdır, hep şamata hep gırgır. Sizinle konuşmaya çalışmak deveye hendek atlatmak gibi, keşke hiç denemeseydim! -Verme beni ellere, görür dayanamazsın. Ya sabır! -Sabreden derviş muradına ermiş. Peki misal, valinin davranışına hiç bozulmadınız mı, o dönercinin tarafında hissetmiyor musunuz kendinizi, sizce bir yurttaş öyle bir muameleyi hak ediyor mu? -Arkadaşın çok olur, zor gününde yok olur. Hoppala! Köşe bucak sürekli kimlik kontrollerine maruz kalmak, yok sayılmak, hakarete uğramak, temel hakların hak olmaktan çıkması, vergilerimizin çarçur edilmesi canınızı sıkmıyor mu? -Az veren candan, çok veren maldan. Bu kadar çok çalışıp üç kuruşa talim etmeyi de mi normal karşılıyorsunuz? -Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz. Hakikaten bir kez olsun itiraz etmek gelmedi mi içinizden? -Yarım kalan sevgiye, şu emanet gülmeye, yaşamadan ölmeye itirazım var. Daha iki gün önce bir vatandaş, eve götürecek ekmek bulamıyoruz dedi, adama 'abartıyorsun' diyerek çay verdiler, size dokunmuyor mu? -İsyan ede ede olduk günahkar, mutluluk bizlere uzaktan bakar. Ya bir gazetecinin mal varlığına mahkeme kararıyla el konulması! -Bir evim bir eşiğim yok, bir lambam bir ışığım yok, yorganım yok döşeğim yok. Ha yani, mülkünüz olmadığı için diğerleriyle pek alakadar olmuyorsunuz demek ki. -İcra memuruna selam söyleyin, haczedilecek ceketim mi var, yiyen yedi kaçan kaçtı dünyadan, lokmayı yutacak takatim mi var? Siz umutsuzluğu çoktan kabullenmişsiniz sanki. -Ele geçmez istediğin uğruna savaş vermediysen. Savaş demişken, hepimizin yaşamını ilgilendiren salgınla yeterince mücadele edildiğini, iyi yönetildiğini düşünüyor musunuz? -Yarım hekim candan, yarım hoca dinden edermiş. Anladım da konu o değil, bir yakınınızı önlemlerin yetersizliği nedeniyle kaybetme ihtimali moralinizi bozmuyor mu? -Kul kaderini yaşar bahtında ne çıkarsa, Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş, Tanrı istemezse insan ölmezmiş. Söylediklerimin kaderle bir ilgisi yok yalnız, konuşmaya mı çekiniyorsunuz? -Korkağın anası ağlamazmış. Anlıyorum... Şu 'israf' iddialarına ne diyorsunuz peki, akıl almaz şatafata? -Bal tutan parmağını yalarmış. Helal olsun diyorsunuz öyle mi? -Akıllı pösteki sayana kadar deli köprüyü geçermiş. Ne demek şimdi bu Allah aşkına? Görmemişin oğlu olmuş, tutmuş... Abartılı bir durum olduğunu görüyorsunuz, her şeyin farkındasınız, ama fırsatım olsa ben de 'israf' ederdim mi demek istediniz? -Erken kalkan yol alır, erken evlenen... Kardeşim söz konusu olan verginiz, ekmeğiniz yahu. -Ekmek buldun ye, dayak buldun kaç. Vazgeçmeyeceğiniz bir prensibiniz yok anladığım kadarıyla. -Güvenemem servetime malıma, ümidim yok bugün ile yarına. Tepki mi gösteriyorsunuz yoksa olup biten her şeyi onaylıyor musunuz, inanın anlamak mümkün değil, hayretler içerisindeyim. -Bana sarhoş diyorlarmış varsın desinler, niye içtiğimi nereden bilsinler! Size tepeden bakıp akıl verdiğimi düşündüğünüz için mi böyle davranıyorsunuz? -Tanrım seni övmüş de yaratmış, neden bilmem beni hep ağlatmış. Peki siz de Batılıların, mesela Almanların bizi kıskandığını, haset içerisinde olduklarını düşünüyor musunuz? -Almanlar bilmez hacı hocayı, hiç saymazlar ana ile babayı. Bizim durumumuz herkesten iyi demek ki. -Nazar etme ne olur, çalış senin de olur. Sorun da bu ya, çalışıyor, vergi ödüyor ancak harcamaların hesabını soramıyoruz. -Feryada gücüm yok, feryatsız duy beni. Aslında hesap sorulması gerektiğini düşünüyor ancak dile mi getiremiyorsunuz? -Efkarım birikti sığmaz içime, bin sitem etsem de azdır kadere. Bakın bu iktidar, Dicle'nin kenarında bir kurt koyunu kapsa sorumluluk hissederiz, diyerek geldi; şimdi siz biz Taksim'de kaybolsak umurlarında olmayacak, bu durumu dert etmiyor musunuz? -Allah sevdiğine dert verirmiş. Yalnızca yoksulları seviyor demek ki, şans oyunlarında bile bilmem kaçıncı haftanın sonunda ikramiye şirkete devretti, size de derdi düştü değil mi? -Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına. Gariban gariban yaşar giderim diyorsunuz benim anladığım. -Yakarsa dünyayı garipler yakar. Benim sabrım kalmadı, dış politikaya filan hiç girmeyelim isterseniz. -Hamam tası gümüşten, ben anlamam o işten. Tahmin etmiştim, anlasanız da 'sıkıntı yok' dersiniz herhalde! -Dertlerin cümlesine itirazım var. Umuyorum bir daha hiç karşılaşmayız. -Kör olsun gözlerim seni ararsa, uğrunda ağlayıp yanmaya değmez. Ne kör ol ne beni ara, bitecekse böyle bitsin hiç pişmanlık duymayayım... Bak sizin yüzünüzden ben de saçma sapan konuşmaya başladım. -Dert etme, çal çal ince havadan, gülmedim ağlamaktan, bu millet neler çekti, usta ile çıraktan.

 

Yararlanılan kaynaklar (!): Ferdi Özbeğen, Müslüm Gürses, Sezen Aksu, Orhan Gencebay, Gülden Karaböcek, Kahtalı Mıçe, Ferdi Tayfur...

 


Murat Sevinç Kimdir?

İstanbul'da doğdu. 1988'de Mülkiye'ye girdi. 1995 yılında aynı kurumda Siyaset Bilimi yüksek lisansına başladı ve 1995 Aralık ayında Anayasa Kürsüsü asistanı oldu. Anayasa hukuku ve tarihi konusunda makaleler ve bir iki kitap yayınladı. Radikal İki ve Diken'de çok sayıda yazı kaleme aldı. 7 Şubat 2017 gecesi yüzlerce meslektaşıyla birlikte OHAL KHK'si ile Anayasa ve hukukun bilinen ilkelerine aykırı bir biçimde kamu görevinden atıldı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR