Sınır dışı ile ölüm arasında: Sağlığa erişemeyen göçmenler

Türkiye'de korona virüsü salgınında göçmen ve mülteciler ya parasızlıktan ya da sınır dışı edilme korkusundan sağlık hizmeti almak bir yana hastaneye bile gidemiyor. 34 yaşındaki 5 aylık hamile KOAH hastası Faslı N.A. Gambiya'dan siyasi mülteci olarak Türkiye’ye gelen Yakuba S. ve kanser hastası annesine yardım için Türkiye’ye çalışmaya gelen Faslı Younes A. anlatıyor...

Arif Koşar

DUVAR – Türkiye vatandaşları için zaten oldukça sorunlu olan sağlık hizmetlerine erişim, mülteci ve göçmenler için çok daha zor. Korona virüsü salgını bu zorlukları daha da arttırdı.

Sağlık, kağıt üstünde temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesine rağmen, genellikle vatandaşlık hukuku ile sınırlı. Sağlıkta özelleştirme, katkı payı, kapsam dışı kalan hizmetler göz önünde bulundurulduğunda vatandaşların çoğunluğunu oluşturan yoksullar için de bu hak kullanılamaz halde. Ama söz konusu olan kayıtsız göçmenler olunca sağlık hizmetlerine erişim neredeyse imkansız. Bir yanda sınır dışı edilme kaygısı diğer yanda hastalıklar.

 

(Kamera/Kurgu: Vedat Yalvaç)

SENETLE SAĞLIK

34 yaşındaki Faslı N. A. iki yıl önce Türkiye’ye geldi ve evlendi. Dini nikahlı eşinden şiddet gördü. 6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi uyarınca eşi hakkında derhal uzaklaştırma kararı verildi. Eşinden ayrıldı. Şimdi tek başına yaşıyor. 5 aylık hamile ve KOAH hastası. Hem düzenli tıbbi kontrole hem de tedaviye ihtiyacı var. Buna rağmen devlet hastanesine gittiğinde bambaşka bir tablo ile karşı karşıya kaldı: “Dil problemim var. Türkçeyi çok az anlıyorum. 12 gün boyunca hastanede iğne oldum, tedavi aldım. Hastaneden çıkarken kız kardeşim de yanımdaydı. Bana bir fatura getirdiler ve 5 bin lira ödemem gerektiğini söylediler. Söylediklerinden hiçbir şey anlamadım ama imzaladım. Bu borcu ödeyene kadar benim ve kardeşimin Türkiye’den çıkamayacağını söylediler.”

Röportaj sırasında sık sık ve uzun öksürük nöbetlerine tutuluyor. Nefes alamıyor, ara veriyoruz. Sonra devam ediyoruz. Ve tekrar ara. Gün içinde dört saatte bir solunum cihazına bağlanmak zorunda. N.A. ne gebelik kontrolü ne de KOAH tedavisi için devlet hastanesine gidebiliyor. Çünkü devlete borçlu. Borcunu ödemeden tedavi olamayacağı söylenmiş. Onun ne borcunu ödeyecek ne de her gün kullandığı ilaçları alabilecek parası var.

YOKSULLUKLA BİRLEŞİNCE…

Hamile olduğu için aşeriyor. “Yolda canımın çektiği bir yiyecek, meyve ya da başka bir şey gördüğüm zaman başımı diğer tarafa çeviriyorum. Bazen canım çok çekiyor ama kendi kendime ‘paran yok, almamalısın, almayacaksın’ diyorum. Öylece geçip gidiyorum. Umarım bu, bebeğime zarar vermez.”

KOAH hastası olduğu için ferah ve havadar bir yaşam alanına ihtiyacı var. Ama bodrum katta yaşıyor. Yakın zamana kadar evde eşyası yoktu. Birkaç sandalyeden birisine oturmamız için ısrarcı oldu. Buzdolabı, ocak, çamaşır makinesi ve diğer bazı eşyalar HDK Göç ve Mülteciler Meclisi’nin dayanışmasıyla sağlandı. Ancak onun da olanakları sürekli değil. Bu koşullarda özel hastaneye gitmek zorunda.

Borcu nedeniyle devlet hastanesine, parasızlık nedeniyle özel hastaneye gidemiyor. Senet imzaladığı için ülkesine dönmesi de yasak. Ne yapacağını bilmiyor. Bu sıkışmışlık ağır bir depresyona yol açıyor. Kendisi ve bebeği için kaygılı. “Her şeyi düşünüyorum, ölümü bile düşündüm” diyor. Hastalığı nedeniyle bebeğinin alınmasından endişe ediyor. “24 saat bunu düşünüyorum. Ama bu durumdan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum ve sürekli ağlıyorum.” Sesi inceliyor, ağlıyor.

SINIR DIŞI EDİLME KAYGISI

Sağlık hizmetine erişim konusunda N.A. maalesef yalnız değil. Gambiya’dan siyasi mülteci olarak Türkiye’ye gelen Yakuba S. 17 göçmenle aynı evi paylaşıyor. Salgın nedeniyle işsiz kaldı. O da hastanelerin sağlık hizmeti için astronomik rakamlar istediğini söylüyor: “Hastane bir ameliyat için bizden 5 bin 650 dolar istedi. Biz Gambiyalıyız, tabii ki tek seferde verecek 5 bin dolarımız yok. Hiç kolay değil.” Yakuba aynı zamanda kayıtsız. Bu nedenle hastaneye gitmesi gerektiği zaman, sınır dışı edilme riski nedeniyle gitmemeyi tercih ediyor.

Younes A. (Fotoğraflar: Vedat Yalvaç)

Faslı Younes A. da kanserli annesine yardım için Türkiye’ye çalışmaya geldi. İşsiz ve en büyük talebi bir işte çalışabilmek. O da parası olmadığı için hastane kapısından geri çevrilenlerden biri. Hastaneye gidemeyen, sınır dışı edilme kaygısıyla da gitmemeyi tercih eden Younes, “Biz Mağrip’teyken başımız ağrıdığında bir limon alıyorduk. Onu ikiye bölüp başımızın iki yanına koyup Allah’a tevekkül edip bekliyorduk. Burada da böyle yapıyoruz” diyor.

TARLABAŞI DAYANIŞMA

Tarlabaşı Dayanışma Sözcüsü Kadir Bal.

Mülteci ve göçmenler genellikle şehrin en yoksul bölgelerinde ikamet ediyor. Tarlabaşı ve birçok bölgede göçmenlerle dayanışma çalışmalarını sürdüren Tarlabaşı Dayanışma Sözcüsü Kadir Bal kayıtsız göçmenlerin sağlık hizmetine erişiminde üç temel engel olduğunu söylüyor: “Birincisi ekonomik. Mesela, siz Türkiye vatandaşı olarak gittiğinizde 5 lira, 10 lira ödeyeceğiniz bir hastane ücretini onlar 50 lira, 100 lira olarak ödeyebiliyor. İkinci sebep; gittiklerinde dil sorunu, kendilerini ifade edememe problemi var. Üçüncüsü de deport korkusu. Bunlardan dolayı sağlık burada sürekli ötelenen, sürekli ağrı kesicilerle ve buldukları tarihi geçmiş antibiyotiklerle atlatmaya çalıştıkları bir çaba oluyor.”

PARASIZLIK VE ÇARESİZLİK

Tarlabaşı Dayanışma’dan Mehmet Yeralan.

Tarlabaşı Dayanışma’dan Mehmet Yeralan, nam-ı diğer Urfalı Mehmet, göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı sorun ve bu durumun yol açtığı yaraların tanığı. Anlattığı örneklerden biri şöyle: “Böbrek hastası bir göçmen geldi bana. Diyaliz hastası. Her diyaliz 400 lira; haftada 3 kez girmesi lazım. Afrikalıkardeşimiz, haftada 1200 lirayı nasıl verecek? Bir iki sefer arkadaşları aralarında para toplayıp karşıladı. Ama her hafta gitmek zorunda. Bir kere de biz gönderdik ancak daha sonra hastane ‘bunu ücretsiz yapamayız’ diyerek bir daha almadı. Bu sefer ne yaptık, çocuğu kan değeri iyice düşsün diye yanımızda beklettik. Kan değerleri düştü, ambulansı çağırdık. Artık yapacak bir şeyimiz yok yani. Ambulans geldi, kaldırdılar hastaneye, o gün de o şekilde diyalize soktuk. Parasızlıktan ve çaresizlikten.”

AKTÜKÜN: MERDİVEN ALTI KLİNİKLER

Göçmen Dayanışma Derneği Sosyal Hizmet Koordinatörü Özgür Aktükün.

Göçmen Dayanışma Derneği kayıtlı ve kayıtsız göçmenler için sağlık hizmetlerine erişim desteği veriyor. Derneğin Sosyal Hizmet Koordinatörü Özgür Aktükün kayıtsız göçmenlerin hem sağlık hizmetlerine erişim hem de tedavi süreçlerinde çok sayıda hayati sorunla karşılaştıklarına dikkat çekiyor. Aktükün’e göre vatandaşlık, ırk, din, dil, cinsiyet gibi ayrımlar olmaksızın temel bir insan hakkı olarak tanımlanmış olsa da sağlık hizmeti “vatandaşlık hukuku” ile sınırlanmış durumda. “Prosedür böyle” denilip geçilecek bir durum değil. “Çünkü eğer siz Ugandalıysanız, uluslararası herhangi bir koruma statüsüne erişememeniz, bir kanser hastası olarak sizin o ülkede ölmeniz anlamına geliyor.”

Vatandaşlık bağı, uluslararası koruma veya geçici koruma statüsü özellikle yoksullar için sağlığa erişim sorununu çözmüyor. Ancak konu kayıtsız göçmenler olunca sorunlar bir anda birkaç kat artıyor. “Hiç kaydı yoksa kişinin herhangi bir sağlık hizmetinden ücretsiz faydalanma şansı yoktur.” Bu nedenle Aktükün’e göre, “Evrensel insan hakları hukuku çerçevesiyle devletlerin vatandaşlık hukuku ve yabancılar hukuku arasındaki gerilimi tartışmamız gerekiyor. Çünkü bu gerilim insanlara, ağır hastalıklar, hatta ölüm olarak dönüyor.”

Aktükün’e göre kayıtsız göçmenlerin sağlık hizmeti için istenen bedelin ötesinde başka sorunları da var. “Kaydı olmadığı için devlet nezdinde kaçak durumdalar. Ücret aslında ikinci planda, bir de güvenlik sıkıntısı var. ‘Kaçak’ bir kişi bir kamu kurumuna başvurduğunda, bu kamu kurumu sağlık kurumu da olsa, bunu ilgili birimlere bildirmekle yükümlü. Özel hastaneler de buna dahil. Kayıtsız göçmenler sınır dışı edilme kaygısı ile buralara gidemiyor. Bu nedenle Türkiye’de şu anda özellikle kayıtsız göçmenlerle ilgili merdiven altı ve tamamıyla kontrol dışı birtakım sağlık merkezleri, sağlıkçılar türemiş durumda.”