Gazetecilerin yüzde 36,9'u hak kaybına uğradı

Korona virüsü nedeniyle mayıs ayında gazetecilere yönelik bir anket çalışması yapıldı. Covid-19'un basın emekçileri üzerindeki etkileri ve sebep olduğu hak kayıplarını önleyebilmek için 33 kurumdan bilgi toplandı. Buna göre ankete katılan gazetecilerin yüzde 36,9'u salgın sürecinde hak kaybına uğradığını beyan ediyor.

Ferhat Yaşar  fyasar@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Korona virüsü nedeniyle bir çok kurum evde çalışmaya başladı. İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu (İİSŞP) Sözcüsü ve Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Başkanı Banu Tuna, düzenlediği basın toplantısında Mayıs ayında gazetecilerin yaşadıklarına dair anket sonuçlarını açıkladı ve kıdem tazminatının fona devredilmesine karşı sürdürülecek mücadele yöntemlerini değerlendirdi.

Anketin sonuçlarına göre basın çalışanlarının yüzde 41,8’i Covid-19 sürecinde çalışırken kendisini risk altında hissediyor, 36,9’u ise salgın sürecinde hak kaybına uğradığını belirtiyor.

“Bağımsız çalışan gazeteciler bu süreçte hastalanmaktan endişe ediyorlar çünkü gelirleri üretimlerine bağlı. Herhangi bir sosyal güvenceleri yok” diyen Tuna anket sonuçlarını şöyle aktarıyor:

“Ankete katılan gazetecilerin yüzde 41.5’i mesleğinden dolayı salgın sürecinde kendini risk altında hissettiğini beyan etmiştir. Risk algısının temelinde mesleğin doğasından kaynaklanan nedenlerin yanı sıra bazı kurumların gerekli önlemleri almayışı ve Covid-19 sonrası dönemin güvencesiz çalışma koşulları olasılığı da gösterilmiştir:

  • Çalışma alanımız çalışan sayısına oranla çok küçük.
  • İçeride çalışmama rağmen sahadaki muhabir arkadaşlarımın riski taşımasından endişeliyim.
  • İşimiz gereği insan ilişkileri olan bir meslek ve dolayısıyla bu risk her zaman var.
  • Salgının ilk dönemlerinde evden çalışmamıza karşın şu anda şirkette çalışıyoruz. Sadece bir arkadaşımıza KOAH olduğu için izin verildi.
  • Sürekli sokaklarda ve insanlarla iletişim içinde olmak risk oluşturuyor.
  • Bağımsız çalışıyorum. Hasta olsam, 14-20 gün haber yapamam ve bu beni ekonomik olarak zorlar.
  • Mesleğim gereği yüz yüze görüşmeler yapıyorum, kalabalık ortamlara giriyorum ve bu da benim için büyük risk demek.
  • Salgında tartışmasız en çok risk altında olanlar sağlık emekçileri ve bizleriz. Yeri geliyor karantina binaları önünde, hastanelerde, sokak eylemlerinde, 1 Mayıs’ta olduğu gibi polis müdahalesi altında çalışıyoruz. Virüsün yayılma biçimi ve hızını da dikkate alırsak virüs kapma ihtimalimiz bu ortamlarda çok yüksek oluyor. Özellikle polis müdahalesinin yaşandığı durumlar ya da cenazeler bu riski 10 kat artırıyor.
  • Yakın gelecekte çalışabilecek bir gazetenin kalıp kalmayacağını bilemediğimden kendimi risk altında hissediyorum.
  • Şu an evden çalışıyoruz ancak büroya geri dönmek zorunda kaldığımızda risk altında olacağımızın farkındayız.
  • Çalıştığım yerde hiçbir önlem alınmadı. Hava almayan bir bölümde beş kişi çalışıyoruz.

KURUMLAR YETERLİ ÖNLEM ALIYOR MU?

İstanbul medyası salgın sürecinde olumlu bir sınav vermiş görünüyor. Gazetecilerin yüzde 83.1’i çalıştığı kurumun aldığı önlemlerden memnun. En sık başvurulan önlem, yüzde 90.8 ile evden çalışma sistemine geçiş. Ardından yüzde 44.6 ile dezenfektan dağıtımı geliyor. Kurumların yüzde 40’ının, çalışanlarına işe gidiş-gelişlerde özel araç tahsis ettiği görülüyor. Yeterli miktarda maske dağıtan ve çalışma alanını düzenli dezenfekte ettiren kurumların oranı aynı; yüzde 38.5. Yemekhanedeki masaların düzenlenmesi (yüzde 27.7), tek kullanımlık yemek servis malzemesi (yüzde 26.2), ofiste geçirilen zamanın azaltılması (yüzde 35.4), kurumdaki pozitif vakalar hakkında düzenli-şeffaf bilgilendirme (yüzde 27.7) ve risk altındaki çalışanlara ücretsiz test (yüzde 10.8) alınan diğer önlemler arasında.

FAZLA MESAİ VAR, ÖDEME YOK

Salgın sürecinde yüksek miktarda medya çalışanının hak kaybına uğradığı görülüyor. Hak kaybına uğradığını beyan edenlerin oranı yüzde 36.9.
Çalışma saatlerinin uzamasına rağmen fazla mesai ödenmemesi, yüzde 34.4 ile en sık dile getirilen hak kaybı. Ardından yüzde 28.1 ile yemek, yol gibi yan ödemelerin kesilmesi geliyor. Maaşların geç ödenmesi ile ücretli izinlerin zorla kullandırılması yüzde 18.8 oranında yaşanan hak kayıpları.  Bu süreçte iş kaybına uğrayanların oranı yüzde 12.5, görevi olmayan işlerin istendiğini beyan edenlerin oranı da aynı. Maaşında kesinti veya eksik ödeme yapılanlar ile yıllık izin sırasında çalıştırılanların oranı yüzde 9.4, ücretsiz izne gönderilenler ise yüzde 6.3.
Kurum tarafından kısa çalışma ödeneğine başvurulması da basın emekçileri tarafından olumlu karşılanmıyor. Ankete katılanların beyan ettiği diğer hak kayıpları şöyle sıralanıyor:

  • Tam mesai yapmamıza rağmen bilgi ve isteğimiz dışında kısa çalışma ödeneğine başvuru yapıldığını öğrendik.
  • Şirket devletin kısa çalışma ödeneğinden yararlandığı için 3 ay boyunca prim gün sayım 15’e düştü.
  • Evden çalışma nedeniyle haftalık izin diye bir şey kalmadı.
  • Şu an bir hafta ofiste çalışıyoruz, bir hafta evde istirahat ediyoruz. Şimdilik evde olduğumuz fazladan 5 gün yıllık iznimizden düşmemekte ancak şirket bir süre sonra bu günlerin yıllık izin bakiyemizden düşüleceğini ve bu şekilde çalışanların birikmiş yıllık izinlerinin eritileceğini iletti.
  • Haftalık izinler kaldırıldı, ek mesai ücretleri yatırılmadı.

SANSÜR VE OTOSANSÜR

Salgınla ilgili hükümetin açıkladığından farklı bilgileri paylaşmak, haber yapmak soruşturma konusu olabiliyor. Ankete katılan gazetecilerin yüzde 9.2’si salgınla ilgili yaptığı habere sansür uygulandığını, yüzde 16.9’u ise oto-sansür yaptığını beyan ediyor.
Sansürün gerekçeleri şöyle sıralanıyor:

  • Kurumun iktidar ile ilişkilerine zarar vereceği gerekçesi ile haberim sansürlendi.
  • Patronaj tarafından Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yaptığı açıklamaların, DSÖ’nün “farklı ilişkileri nedeniyle” haber yapılmayacağı söylendi.
  • Dünya Sağlık Örgütü ilgili haberlerin girmeyeceği söylendi.
    Salgınla ilgili haberlerine oto-sansür yapmak durumunda kalanların beyan ettikleri nedenler:
  • Çalıştığım yayın, salgınla mücadelede aksaklık ve eksiklik olduğunu düşünmüyor. Haberlerde bu yöndeki bölümlere yer verilmiyor. Hatta haber için görüştüğümüz insanlar bile “Bunu yazamazsınız ama siz bilin diye anlatıyorum” gibi cümleler kuruyor.
  • Salgınla ilgili haberlerin dilini yumuşatmak zorunda kaldım.
  • Hangi futbolcuların Covid-19 testinin pozitif çıktığını yazamadık.
  • Gazetenin alacağı cezayı düşünerek oto-sansür yaptım.
  • Özellikle sağlık emekçilerinin kendilerini zor durumda bırakacak ifadelerini yazmadım. Hatta sırf bu yüzden yapmaktan vazgeçtiğim haber bile oldu.
  • İktidarın baskısı nedeniyle haberin özünü kaybetmeden, cümlelerime dikkat ediyorum.
  • Malum basının üzerindeki baskılardan dolayı, ister istemez oto-sansür devreye giriyor.
  • Patronun bazı bilim insanlarının açıklamalarının haber yapılmasını istememesi nedeniyle bazı açıklamaları görmezden gelmek zorunda kaldık.
  • Salgın, aşı ve buna ilişkin konularda kurumun öne çıkardığı veya yer vermediği açıklamalara göre haber önerisinde bulunmak durumunda kaldım.

‘KIDEM TAZMİNATININ HER YIL GÜNDEME GETİRİLMESİ ANLAŞILIR GİBİ DEĞİLDİR’

Banu Tuna yaptı kıdem tazminatının fona devredilmesi yönünde yapılan hazırlıklarla ilgili olarak da şunları söyledi:
“Kıdem tazminatı ile ilgili gündeme gelen taslak, daha öncekilerde olduğu gibi bu hakkın gasp edilmesini hedeflemektedir. Temcit pilavı gibi bu konunun ısrarla neredeyse her yıl gündeme getirilmesi anlaşılır gibi değildir. İşçi ve emekçiler cephesinde durum son derece nettir, kıdem tazminatı ile ilgili hiçbir esneklik, hiçbir fon, olumsuz anlamda yapılacak hiçbir değişiklik kabulümüz değildir.

Çalışma hayatında onca haksızlık yaşanırken, işçinin iş güvencesiyle ilgili temel bir hak olan kıdem tazminatını kaldırmak kabul edilemez. Ülkemizde bugün çalışma koşullarına itiraz eden işçiler işten atılıyor, zam isteyen işten atılıyor, sendika diyen işten atılıyor ve bu haksız hukuksuz uygulamalar karşısında işçinin elinde kalan tek şey kıdem tazminatıdır. Fon önerisi, bu hakkın gasp edilmesidir.

‘DOKUNMA KIDEME GİDERİZ GREVE’

Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) gibi afili isimlerle konunun tekrar gündeme getirilmesi, işçi ve emekçilerin yaklaşımını değiştirmeyecektir. Üstelik TES içerisinde 25 yaş altı ve 50 yaş üstü işçilerin belirli süreli çalıştırılmasının sürekli hale getirilmesi, yani esnek ve kuralsız çalışma, bu yaş grubundakilere kıdem hakkı kapısını kapatmaktadır ve biz bunu kabul etmiyoruz.
Bu nedenle, İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu olarak bir kez daha diyoruz ki dokunma kıdeme, gideriz greve… Elimizdeki tek hakkı korumak için elimizdeki tek gücü; üretimden gelen gücümüzü kullanmaya kararlıyız.”