İzmir Tabip Odası yöneticisi Sürenkök: Hekime bile 'eve git' deniyorsa toplumu düşünün

İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Sürenkök, Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan korona virüsü vaka sayıları hakkında, "Korona virüsüyle karşılaşmış bir sağlık çalışanına bile test yapılmıyorsa bu sayıların doğru olması imkansız zaten. O nedenle verilerin bakanlığın açıkladığı gibi olduğunu sanmıyorum" değerlendirmesinde bulundu. Sürenkök, sağlık personeline yapılacak ek ödeme açıklaması içinse "Hipokrat yemini etmiş sağlık çalışanlarının kendi canı ve hastaların canları ile uğraşırken akıllarına hiç gelmeyecek tek şey herhalde paralarının artırılmasıdır! O yüzden bu açıklamayı bir hakaret olarak algılıyoruz" diye konuştu.

Nuray Pehlivan  npehlivan@gazeteduvar.com.tr

İZMİR – Tüm dünya ve ülkemizi etkisine alan korona virüsüyle birlikte hasta sayısının artması ve ölümlerin gerçekleşmesi sonucunda alınan tedbirler ve uygulamalar, birçok soru işaretini de beraberinde getirdi.

İzmir hem bir metropol olması hem de emekli ve yaşlı nüfusunun yoğun olması nedeniyle riskin yüksek olduğu kentlerden birisi. Sağlık Bakanlığı’nın uygulamalarını, salgının boyutunu ve alınan önlemlerin yeterli olup olmadığı konusundaki düşüncelerini İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Sürenkök’e sorduk.

İzmir’de 22 hekimin çeşitli hastanelerde tedavi altına alındığı bilgisini veren Fatih Sürenkök, bir an önce sokağa çıkma yasağı kararı alınması gerektiğini ifade ederek, “Şu an sağlık camiasının hatta mümkünse toplumun tamamının testten geçirilmesi lazım. Yüksek ateş, öksürük, solunum sıkıntısı gibi klinik bulguları vermeyen ama ortada dolaşan yoğun bir hastalık etkeni virüs taşıyıcısı var. Siz bunları tespit etmediğiniz takdirde bu insanlar ortada biyolojik canlı bomba olarak dolaşacaklar” dedi.

‘BU SAYI SADECE KENDİSİNE TEST YAPILAN HEKİMLERİ İÇERİYOR’

Önceki gün bazı yayın organlarında İzmir’de 22 hekimin korona virüs nedeniyle hastanelerde tedavi edildiği paylaşıldı. Bize bu konuda bilgi verir misiniz?

İzmir Tabip Odası’nın elinde de böyle bir bilgi var. Test sonucu pozitif çıkan hekim arkadaşlarımız değişik hastanelerde tedavi görüyorlar. İsim olarak yazıldı mı bilmiyorum ama bu sayı tabip odası tarafından paylaşıldı. Kaldı ki bahsettiğiniz bu sayı, sadece klinik bulgu verip, kendisine test yapılan arkadaşlarımızı içeriyor. Dolayısıyla şu anda sayı çok daha yüksek olmalı. Tabii ki bu çok doğal. Çünkü test yapılmıyor…

Bunun örneğini İzmir’de net bir şekilde görüp yaşadık. Korona virüslü bir hastayla karşılaşan bir hekime; ateş ve klinik bulgusu olmadığı için, evine gidip 14 gün karantinada veya hastanede kalması ve bu süre içinde eğer belirtiler ortaya çıkarsa tedaviye başlanacağı söylendi. Bir hekime bile bu söyleniyorsa, siz toplumu düşünün!

Bakanın ilk ölümü açıklamasından bu yana tam iki hafta geçti. İzmir’de düne kadar sadece Tepecik Hastanesi’nde ve Halk Sağlığında test yapılıyordu. Şimdi Dokuz Eylül ve Ege Üniversitesi Hastanesi’nde de yapılmaya başlandığı bilgisi geldi. Şu an sağlık camiasının hatta mümkünse toplumun tamamının testten geçirilmesi lazım. Yüksek ateş, öksürük, solunum sıkıntısı gibi klinik bulguları vermeyen ama ortada dolaşan yoğun bir hastalık etkeni virüs taşıyıcısı var. Siz bunları tespit etmediğiniz takdirde bu insanlar ortada biyolojik canlı bomba olarak dolaşacaklar

Bu süreçte hekimlerin kendi takip ettikleri hastalarının sonuçlarını göremediklerine dair iddialar da var. Siz bu konuda ne diyorsunuz?

Evet, geçen hafta içinde bana da bu tür bilgiler geldi. Bugüne kadar testler yapılıyor ve 4 gün sonra sonuç gönderiliyordu.  Yani ilk günler testler Ankara’da yapılırken bu şekildeydi. Ama bu hafta itibariyle test yapıldıktan sonra oradaki hekim arkadaşlara geliyor. Yani bu durumun devam ettiğini sanmıyorum ama geçen hafta içinde bunlar yaşandı.

‘GERÇEK RAKAMLAR BU SAYILARIN ÇOK ÜSTÜNDE’

Sağlık Bakanlığı’nın verilerini gerçekçi buluyor musunuz? Bu süreçte Bakanlık, odanızla ve ilgili kurumlarla koordineli çalışıyor mu?

Korona virüsüyle karşılaşmış bir sağlık çalışanına bile test yapılmıyorsa bu sayıların doğru olması imkansız zaten. O nedenle verilerin bakanlığın açıkladığı gibi olduğunu sanmıyorum. Verilen bu sayılar bizim ülkemizdeki gidişatın karşılığına denk gelmiyor. Gerçek rakamların bu sayıların çok üstünde olduğunu düşünüyorum. Umarım sayı Sayın Başkan’ın dediği gibidir. Bu konuda yanılmış olmayı çok isterim.

Dolayısıyla sağlık çalışanlarının ve meslek örgütlerinin bu konuda işin içinde olması gerekiyor ki bu şeffaflığa inanalım. Bugüne kadar bizi yönetenlerin değişik konularda güvenilir olmadıklarını defalarca gördüğümüz için bu konuda da onların sunduğu verilere inanamıyoruz. O nedenle bir an önce bu olağanüstü durumu yönetmek ve yönlendirmek için merkezi anlamda Ankara’da TTB, uzmanlık dernekleri ve sağlık alanındaki sendikalar, illerde de tabip odaları ve diğer sendikaların şubelerinin de içinde olduğu bir kurulun oluşturulması gerekiyor. Ama İzmir’de böyle bir şey yok.

‘BU 59 KİŞİ KİMDİR?’

Sağlık müdürlüğünün oluşturduğu bir bilim kurulundan bahsediliyor…

Evet, ama kimlerin olduğunu bilmiyoruz. Kaldı ki bilim kurulları tedaviyi yönlendirir. Halk, izolasyon döneminde olağanüstü bir durumda yaşıyor ve bu yaşamın sosyal ve ekonomik bir takım sorunları var. Bunu çözecek olan da yerel yönetimlerdir. Ama çıkarılan Vefa Çalışma Grubu genelgesiyle yerel yönetimleri tamamen olayın dışına çıkardılar. Halkın sağlığı konusunda temel sorumluluk; merkezi yönetimde değil, yerel yönetimde. İlgili yasa böyle söylüyor. Dolayısıyla yerel yönetimlerin çıkıp bu işin muhatabı olduğunu söylemesi ve bu görevini yerine getirmesi gerekiyor. Bu nedenle yerel yönetimin, sağlık kurumlarının, sağlık müdürlüğünün ve valiliğin de olduğu genel bir kurul kurulması ve halka bilginin de özellikle belediye başkanı tarafından verildiği bir ortam gerekiyor. O zaman hangi mahallede, hangi ilçede nasıl bir yoğunluğun olduğunu bilerek hareket edeceksiniz. Ve izolasyon çok daha kolay olacak. Çin’de de bu şekilde iller, ilçeler, mahalleler karantinaya alınmıştı.

Ama Türkiye’de öyle hareket ediliyor ki, ortada sadece bir takım sanal rakamlar var. En son hayatını kaybeden 59 kişi oldu. Bu 59 kişi kimdir? Benim yan komşum mu? Ağrı’dan bir insan mı? Bilmiyoruz. Düşünün ben Tabip Odası’nın yönetiminde yer alan ve yasal olarak da halk sağlığını korumakla yükümlü bir hekim olarak bunu bilmiyorum! Bu görevi bile engelleyen genelgelerin bir an önce geriye çekilmesi gerekir, halkı anlık ve günlük olarak şeffaf anlamda aydınlatan bir koordinasyon kuruluyla bu işin daha doğru gideceğine inanıyorum.

‘GERÇEKLERİ GİZLEMEK DAHA KÖTÜ SONUÇLARA YOL AÇAR’

Peki, bu söylediklerinizin ışığında sizin çözüm önerileriniz neler?

Bizim ısrarla üzerinde durduğumuz şeffaflık çok önemli. Öncelikle kimlerin toplumdan izole edileceğinin bilinmesi gerekiyor. Bunu da ya toplumun tamamını karantinaya alarak ya da kimleri karantinaya alacağınızı belirlemek için hepsine test yaparak gerçekleştirebilirsiniz.

Toplumun karantinaya alınmasının tek yolu da sokağa çıkma yasağıdır. Bizden önce bu yolu giden ülkelerin hepsinde hasta ve ölüm sayısının azalması sokağa çıkma yasağı ile oluştu. Ama bizi yönetenler bu kararı almamakta neden ısrar ediyor. Bunu anlamak gerçekten mümkün değil. İnanıyorum ki Sağlık Bakanı da sokağa çıkma yasağından yana ama siyaseten o cümleyi edemiyor.

Toplumsal bir izolasyon olmadan yapılan her şey yasak savıyormuş gibi, “-mış gibi” yapmanın bir anlamı olmuyor.   Bir an önce sokağa çıkma yasağının çıkarılması gerekiyor. Öbür türlü hiçbir şey yapamazsınız.  İnsanlar hiçbir şey yokmuş gibi davranır ve bu da önümüzdeki 2-3 hafta içinde ciddi can kayıplarına neden olur. Bilgiyi saklayıp, panik yaptırmayalım derken, insanların önlem almasıyla ilgili rehaveti artırırsınız. Bir takım gerçekleri gizlemek daha kötü sonuçlara yol açar.

‘BU AÇIKLAMAYI BİR HAKARET OLARAK ALGILIYORUZ’

Sağlık Bakanı’nın Pazartesi günü yaptığı basın açıklamasında, sağlık personelinin ek ödemelerinin önümüzdeki 3 ay boyunca tavandan ödeneceğini söylemesi tepkiye neden oldu. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

İnanılır gibi değil. Demek ki Sağlık Bakanı’nın ruh hali bu! Yani Sayın Bakan herhalde “ben meslek etiğini parayla satın alırım ya da satarım” diye düşünüyor. Hipokrat yemini etmiş sağlık çalışanlarının kendi canı ve hastaların canları ile uğraşırken akıllarına hiç gelmeyecek tek şey herhalde paralarının artırılmasıdır! O yüzden bu açıklamayı bir hakaret olarak algılıyoruz. Sayın Sağlık Bakanı alsın o parayı, sağlık çalışanlarına ve halka kullanılacak testler almakta kullansın.

Sayın bakan, en azından bu süre bitince “Ben sağlık çalışanlarını 18 yıldır ezdim. Sağlıkta şiddet yasasını çıkarmadım. Onların ölümüne seyirci kaldım. Bu krizde de daha fazla koruyamadım. En azından bir vefa borcumuzu ödeyelim” deseydi, o zaman söyleseydi çok daha insani olurdu. Ama bizim bunları beklememiz hata zaten!