İklim kriziyle kitlesel yer değiştirmeler yaşanacak

BM İnsan Hakları Komitesi, iklim mülteciliği ile ilgili vaka bazında doğrudan ilk kez karar verdi. Mülteci hukuku üzerine çalışan Esin Bozovalı, önümüzdeki yıllarda çok daha fazla konuşulacak iklim mültecileri için “Çok fazla ülke bundan etkilenecek. Kitlesel akımları istemedikleri için bu engellenmek isteniyor. Şimdiki koşullarda bile Avrupa mültecileri almamaya çalışıyor” diyor. Sosyolog Cavidan Soykan ise sınır politikalarının daha da sertleşeceğini dile getiriyor.

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

İSTANBUL – Dünyadaki kitlesel yer değiştirmelerin sebebi sadece savaşlar değil. İklim krizlerine bağlı olarak yaşanan sel, fırtına, kuraklık, hava kirliliği ve su kıtlığı gibi sebepler de kitlesel hareketlerin nedenleri arasında yer alıyor. Kaldı ki çevresel felaketlerin bir diğer sonucu savaşlara yol açması. Bu durumdan en fazla zarar görenler ise kadınlar ve çocuklar.

Çevresel felaketlerin yanına eklenecek bir diğer felaket ise hızla yayılma tehlikesi taşıyan virüslerin yol açtığı hastalıklar. Çin’in Hubei Eyaleti’ndeki Wuhan şehrinde ortaya çıkan Korona virüsüne bağlı olarak ölen insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Virüsün yol açtığı vaka sayısı sınırları aşmaya başladı. ABD, İtalya ve en son İran’da virüse rastlandığı biliniyor. Tüm bunlara bakarak uzun vadede sınır politikalarının radikal bir şekilde değişeceğini söylemek sanırım kahinliğe soyunmak değil.

‘SURİYE SAVAŞINDAN ÇOK DAHA FAZLA İNSAN GÖÇ EDECEK’

Kamusal İnsanın Çöküşü, Karakter Aşınması, Kapitalizmin Yeni Kültürü gibi kitapların yazarı olan sosyolog Richard Sennett, Gazete Duvar’da yayınlanan söyleşisinde şunları söylemişti: “Tahminlerimize göre iklim değişikliği yüzünden Suriye savaşından kaynaklanandan çok daha fazla insan göç etmek zorunda kalacak.”

Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşme’de kötüleşen iklim koşulları nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalanların mülteci korumadan yararlanacağı şeklinde bir ibareye rastlanmıyor.

Konu üzerine yapılan tartışmalarda bir kısım hukukçu Cenevre Sözleşmesi’nin genişletilmesi gerektiğini ve iklim krizinin de mülteci statüsü tanımına eklenmesi gerektiğini söylüyor. Bir kısım hukukçu ise Cenevre Sözleşmesi’nin sıfırdan yazılması gerektiğini düşünüyor.

.

‘İKLİM MÜLTECİLİĞİ İLE İLGİLİ ALINAN İLK KARAR’

Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, Kiribati uyruklu Ioene Teitiota’nın ve eşinin Yeni Zelanda’ya yapmış oldukları sığınma başvurularının reddedilmesi sonucunda ülkelerine geri gönderilmelerinde yaşam hakkı ihlali bulmadı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi 2 karşı oyla yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar verdi.

KARARIN TAM METNİ İÇİN TIKLAYIN

Kiribati Pasifik’te bir ada. Başvurucu, deniz suyunun yükselmesi nedeniyle temiz suya erişemediğini, su taşkınları nedeniyle tarım yapılamadığını ve artık yaşamalarının imkansız hale geldiği iddialarıyla sığınma talebinde bulundu.

Mülteci hukuku üzerine çalışan avukat Barış Birol karar olumsuz olsa da önemini şu sözlerle vurguluyor: “Uluslararası bir denetim organının yıllardır kuramsal düzeyde tartışılan iklim mülteciliği ile ilgili doğrudan vaka bazında ilk karar.”

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ VE TAM METNİ İÇİN TIKLAYIN

‘ULUSLARARASI HUKUK, İKLİM MÜLTECİLERİNDEN KORKUYOR’

Esin Bozovalı.

İlgili kararı değerlendiren ve yine mülteci hukuku üzerine çalışan bir başka hukukçu Esin Bozovalı şunları söylüyor: “Kararda ülkenin yüzde 60’ının suya eriştiği yazıyor. Bu dar bir yorum. Bu hukukun da dışında evrensel siyasetle ilgili bir konu. Kararda başvurucuya çok ağır bir ispat yükü yüklenmiş. Suya erişemediğini ispatla gibi. İlla yüksek sayılarda insanın ölmeye başlaması mı gerek!”

“Uluslararası hukuk korkuyor” diyor Bozovalı. Neden? “İklim krizi kötüye gidiyor. Çok fazla ülke ve milyonlarca insan bundan etkilenecek. Kitlesel akımları istemedikleri için bu engellenmek isteniyor. Şimdiki koşullarda bile Avrupa mültecileri almamaya çalışıyor.”

Buna rağmen İsveç, ABD gibi ülkelerin yasalarında çevresel felaket sebebiyle yer değiştiren kişilere korunma sağlanmasına izin verecek şekilde bazı hükümler olduğunu ekliyor Bozovalı.

“UNHCR (BM Mülteci Örgütü) rakamlarına göre 2008’den beri her yıl ortalama 21,5 milyon kişi iklim krizi sebebiyle yer değiştirdi” diyen Bozovalı, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde mültecilik tanımının beş nitelikle sınırlandığını anlatıyor: “Mülteci ‘ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ya da oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen herkesi ifade ediyor.”

Ancak, iklim krizi sebebiyle kişilerin uluslararası korumadan faydalanabilmesi için iklim krizinin ülkede çatışma ve şiddet ortamı oluşturması şartı aranıyor.

‘SINIR POLİTİKALARI DAHA DA SERTLEŞECEK’

Cavidan Soykan.

Ankara Üniversitesi’nden 2017’de KHK ile ihraç edilen ve mülteci hukuku üzerine çalışan Cavidan Soykan, sınır politikalarının daha da sertleşeceğini dile getiriyor. Soykan, Trump’ın en son İsrail’deki insan hakları ihlalleriyle ilgili çok ciddi rapor hazırladıkları için -aynı zamanda Tahir Elçi’nin de raporunu yazan- Londra Üniversitesi Adli Mimarlık Bölümü’nün başındaki kişinin vizesinin iptal edildiğini anlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Aşırı sağın iktidarda olduğu devletler sınır kapatma yoluna giriyorlar. Macaristan’da olanları görüyoruz. Mesela Bulgaristan’da Türkiye’den geçenler üzerinde polisin uyguladığı ciddi bir işkence var. Avrupa Birliği parasıyla Libya’da kurulan kamplarda insanlar işkence görüyorlar. Aynı şey Tunus ve Cezayir’de de yaşanmak üzere. Çünkü oraya da Avrupa Birliği’nin aktardığı paralar var. Kiribati Adası’nda ölmek üzere olan insanların yaşadıkları aslında her yerde yaşanıyor.”