Elazığ depremi: Sallanıyor diye salıncaktan da korkuyor

Birçok yıkım gibi Elazığ’daki depremin de en büyük mağduru yine çocuklar oldu. Çadırlarda yaşamak zorunda kalan, eksi 10 derecede terlikle ya da çıplak ayakla çamurda oynayan çocukların birçoğu uykusuzluk başta olmak üzere çok sayıda psikolojik sorun yaşıyor. Depremden sonra torununun altını ıslatmaya başladığını anlatan bir babaanne, “Çadıra dahi sokamıyorum, korkuyor. Salıncağa binmiyor. Sallanıyor ya ondan da korkuyor” dedi.

Müzeyyen Yüce  myuce@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Elazığ’da depremin neden olduğu yıkımın olumsuz etkileri sürerken, bu durumdan en çok çocuklar etkileniyor. Depremin yarattığı yıkımla evsiz kalan çocuklar günlerini çadır kentlerdeki oyun parklarında ‘misket’ oynayarak, kış gününde çıplak ayakla topraktan ev inşa ederek geçiriyor. Çocukların umutları ve hayalleri, kentte devam eden artçı sarsıntılar ile sık sık sekteye uğruyor. Öyle ki, çocuklarda uykusuzluk, kaygı bozukluğu gibi birçok travmatik sorun baş gösteriyor.

ÇOCUKLARDA DEPREM TRAVMASI: DEPREM Mİ OLUYOR ANNE

Depremin ardından çocuklarında uykusuzluk sorunu yaşandığını anlatan annelerden biri Kültür Park’taki çadır kentte yaşayan Aynur Turan. Üç çocuk annesi olan Turan, 5 yaşındaki Deniz’in devamlı, “Deprem mi oluyor anne” diyerek uyandığını, sorunu Kültür Park’ta kurulan Psikososyal Destek çadırındaki uzmanların yardımıyla kısmen çözdüklerini anlatıyor. Nitekim Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Başkanlığı tarafından kurulan psikososyal destek çadırında, çocukların deprem travmasını atlatması için yardım sağlanırken, günlük yaşamdan kopmamaları için de müzik, resim ve boyama etkinlikleri yapılıyor. Soğuk havaya aldırmayan çocuklar, dağıtılan balonlar, rengârenk kalemlerle boyanan yüzler, kendilerine uzanan her el ile çiçek açıyor.

.

KOMANDO KIYAFETLİ UĞUR BÖCEĞİ: BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM

Psikolojik sorunlar yaşayan çocuklara destek veren birimde görev yapan uzmanlar en büyük deprem travmasının alt ıslatma ve uykusuzluk olarak karşılarına çıktığını anlatıyor. Diğer yandan çadır kentte kurulan “bizim evimiz” çadırı ile de öğleden sonraları çocuklara çizgi film gösterimleri yapılıyor. Hatta Deniz ile konuşmaya çalıştığım sıralarda çizgi film saati gelmesini sabırsızlıkla bekliyor, “Bugün Maşa ile Koca Ayı var” diyor. Kültür Park’ta dolaşırken dört yaşındaki Elif ile karşılaştığımda ise, “Bugün benim doğum günüm. Doğum günümü kutlayacaktınız” diye ağlıyordu. Yüzündeki uğur böceği çizimi ve üzerindeki komando kıyafeti ile dört yaşına girerken Elif’in tek istediği üfleyeceği bir pastaydı. Çocuk çadırındaki ekiplere Elif’i işaret ettiğimde, hemen yanına gittiler. Ekipten bir yetkili Elif’in elinden tutarak çadıra götürürken Elif’in “Bugün benim doğum günüm” diyerek gülümsediğini gördüm.

‘SALINCAĞA DAHİ BİNMİYOR, KORKUYOR’

Elazığ depreminden en fazla etkilenenler eski yerleşim bölgesinde oturan yurttaşlar oldu. Buradaki yıkım üç yaşındaki Samet’i de evsiz bıraktı. Boşanan anne ve babasının daha sonra başkalarıyla evlenmesinin ardından Samet’e babaannesi bakmaya başlamıştı. 50 yaşındaki babaanne Kiraz Korkmaz, Samet’e ve dokuz yaşındaki abisi Mert’e tek başına bakıyordu. Kirada oturdukları ev depremde zarar görünce onlar da çadır kente yerleştiler. Babaanne Korkmaz, depremden bu yana Samet’in devamlı altını ıslattığını anlattı, “Çadıra dahi sokamıyorum, bütün gün peşindeyim. Korkuyor. Salıncağa dahi binmiyor. Sallanıyor ya ondan da korkuyor” dedi.

ÇADIR KENTLER ARASI UÇURUM: ÇADIRDA 20 GÜNLÜK BEBEK

Elazığ’ın farklı noktalarına kurulan çadırlarda yaşayan depremzedeler, depremin medyada görünen yüzü olan Kültür Park’ta yaşayan depremzedeler aynı destek ve yardımları alamıyor. Santral-Yeni Mahalle, Karşıyaka Mahallesi ve Sivrice’de kurulan çadırlarda yaşayanlar için ne kişisel bakımlarının karşılanacağı bir ortam ne de Kültür Park’ta olduğu gibi psikososyal destek çadırı var. Dolayısıyla çocuklar da çoğu imkandan faydalanamıyor. Öyle ki, çoğunluğunu Suriyeli yurttaşların oluşturduğu Santral-Yeni Mahalle, Karşıyaka Mahallesi’ndeki çadırlarda her yer çamur içinde. Terlikle ya da çıplak ayakla çamurun içerisinde oynayan çocuklar var. Bir grup çocuk, beni görür görmez yanıma koşarak, “Abla bize ne getirdin” dediler. Öyle bir beklenti ile bakıyorlardı ki gözlerime peşimde pervane oldular. Çadırların arasında dolaşırken depremden birkaç gün sonra dünyaya gözlerini açan 20 günlük bir bebekle de karşılaştım. Çatısı olmayan bir yuvaya gözünü açan bebeğin çadırda dünyaya geldiğini söylediler. Yeni doğan bir bebeğin tüm enfeksiyonlara açık olduğu düşünülürse, çamur altındaki çadırlarda, sağlıksız koşullarda yaşayan bebeği zor günlerin beklediğini söylemek mümkün.

‘ABLA SEN GELME, GÜZEL AYAKKABILARIN BATAR’

Sadece bu örneklerle sınırlı değil çadırlarda barınan çocukların yaşadığı travma. Yine çadırların arasında gezerken, bir çocuk yanıma geldi ve “Abla, sen buraya gelme. Güzel ayakkabıların batar” dedi. Sonra ayağına baktım, yırtılmış ayakkabısından parmağı görünüyordu. İşte o an sözün bittiği andı. Hiçbir şey diyemedim.