Change.org Genel Direktörü Özesmi: Hak ihlallerinde imza sayısı milyonlara ulaşmıyor

Türkiye’de 7 yıldır faaliyetlerini sürdüren change.org’un Türkiye ayağının kurucusu ve Genel Direktörü Uygar Özesmi, “Bir kadın cinayeti olduğunda, bir hayvana işkence edildiğinde imza sayısı milyonlara ulaşıyor. Hak ihlallerinde enterasan bir şekilde sayı milyonlara ulaşmıyor. Siyasi hak ihlalleri konusunda milyonlara ulaşıyor olsaydık o zaman bu hak ihlalleri zaten yaşatılmıyor olurdu” diyor. 

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Change.org bir imza kampanyası platformu. Kampanya konuları toplanan imzalarla kamuoyunun gündemine getirilmeye, çözüm bulunmaya çalışılıyor.  Dünyada 196 ülkede 327 milyondan fazla kullanıcısı olan change.org için 'Kamu Yararına Çalışan Şirket' (PBC) deniyor. Neoliberal dünya kuralları düşünüldüğünde, “şirketlerin” kamu yararına çalışması inanması zor bir iddia değil mi?

Ev ya da iş ortamında, tek 'tıkla' katıldığınız kampanya ileri vadede sokaktaki protestoları unutturacak bir hamle niteliği taşıyor olabilir mi?  Toplanan imzalar o ülke için ne anlatıyor? Dünyadaki ilginç kampanya örnekleri, Türkiye’deki ilginç kampanya örnekleri neler? En çok hangi alanda başarı sağlanabiliyor? Kimler kampanya başlatabiliyor? Misal, politikacılar kampanya başlatabiliyor mu?

Uygar Özesmi, Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü ve TEMA Vakfı Genel Müdürü olarak görev yaptı. Aynı zamanda Türkiye’de 7 yıldır faaliyetlerini sürdüren change.org’un Türkiye ayağının kurucusu ve Genel Direktörü.  Özesmi ile imza kampanyalarına yönelik eleştirileri, başarıya ulaşan kampanyaları, hak ihlallerinin imza sayılarına nasıl yansıdığını konuştuk.

Bir konunun bir kişi tarafından imza kampanyasına dönüşebilmesi için ne gerekiyor?

change.org açık bir platform. Kişinin bir kampanya başlatabilmesi için önünde hiç bir engel yok. Kim olursanız, nerede olursanız, hangi görüşe sahip olursanız olun. Ancak dikkat ettiğimiz toplumsal kurallar var. İnsanların nefret söylemi kullanmalarına izin vermiyoruz. Bunun gibi bir takım temel kurallar var. Bu kurallar çerçevesinde herkes kampanya başlatabiliyor.

İmza kampanyası bütün ülkelere açık mı?

Bütün ülkelere açık bir platform. 12 farklı lisanda hizmet veriyor ve 18 ülkede yerel ekipler mevcut. Yalnız bazı ülkelerde yasaklı.

Örneğin? 

Çin’in Doğu Türkistan politikaları nedeniyle Çin’de yasaklı.

Hangi kampanyalar sonuç getiriyor?

Ne 10 bin, ne 10 milyon ne de 50 kişi. Sayıdan ziyade konuyu gündeme taşıması önemli. Örneğin bir binada bir köpek apartman sakinleri tarafından atılmak istendiği için imza kampanyası başlatılmıştı. Kampanyaya hayvan hakları topluluğu destek vermişti. Sonuçta sadece 3 bin 500 imza toplandı. Apartman yönetimi bu kadar insanın imzası karşısında geri adım attı. Köpek tekrar apartmana kabul edildi. 3 bin 500 imzayla bir kampanya başarılı olabildi.

‘KAMPANYALAR HUKUKİ BİR ARAÇ DEĞİL’

Toplanan imzaların hukuki yaptırımı var mı?

Kampanyanın yaptırımı diye bir şey aslında söz konusu değil. Kampanyalar hukuki bir araç değil. Biz insanlara örgütlenme aracı sunuyoruz. İnandığınız bir konu etrafında sizin gibi düşünen insanların isimlerini alarak diyorsunuz ki, benim fikrimin arkasında duran şu kadar sayıda insan var. Aynı zamanda yine o insanları haftada üç kez, e-mail kutularının içine düşecek şekilde kampanyadaki gelişmelerden haberdar edebiliyorsunuz. Bunun yanında kampanyayı ‘çevrimdışı’ da örgütleyebiliyorsunuz. Mesela diyorsunuz ki, arkadaşlar gelin bu imzaları yetkiliye teslim edelim ya da konuyla ilgili şöyle bir uzman var. Şu mekanda toplanıyoruz, gelin siz de bu konuşmacıyı dinleyin. İnsanları örgütleme, buluşturma şansınız oluyor.

Kamuoyuna mal olmuş davalar için kampanyalar yapılabiliyor mu? Misal Osman Kavala için… 

Evet, tabi… Siyasi kampanyalar yapamazsınız diye bir şey yok. “Osman Kavala serbest bırakılsın” diye bir kampanya var. Aynı şekilde “Demirtaş serbest bırakılsın” diye de var.

Bu konuya tekrar dönmek üzere change.org’un teknik işleyişi hakkında soru sormak istiyorum. Konu her ne ise, çağrı metnini kampanyayı başlatan kişi mi yazıyor? 

Evet, tabi… Şöyle bir yanlış algı var. change.org. kampanya yürütmüyor. İnsanlara kampanya yürütmeleri için güçlü bir araç sunuyoruz ve kampanyalarını nasıl daha iyi yürütebileceklerine dair danışmanlık veriyoruz.

Yaş sınırı var mı? 

16 yaş sınırı var. 16 yaş altı kişiler ebeveynleri vasıtasıyla kampanya başlatabiliyorlar.

Politikacılar kampanya başlatabiliyor mu?

Evet. Önünde hiç bir engel yok. Kampanya başlatan çok sayıda milletvekili var.

Mesela hangi milletvekilleri?

CHP İstanbul Milletvekili Didem Engin, Down sendromlu çocuklar için kampanya başlatmıştı. Yine CHP milletvekili Mehmet Göker, Salda Gölü’nün koruma alanı ilan edilmesi, çevresinde yapılaşma olmasına müsaade edilmemesine yönelik kampanya başlatmıştı.

Uygar Özesmi, milletvekillerinin de imza kampanyası başlattığını söylüyor.

‘YATIRIMCILAR REID HOFFMAN, BILL GATES GİBİ İNSANLAR’

Konu fark etmeksizin toplanan imzalar ne anlatıyor? 

İmza kampanyaları hangi alanlarda değişim istendiğinin ifadesi. Toplumun tepkilerinin, değiştirmek istediklerinin, en acil ihtiyaçlarının ve hangi meselelere, ne oranda katıldıklarının fotoğrafını sunuyor.

İnternet sayfanızda change.org’un iki kurumdan oluştuğu yazıyor. Kamu Yararına Çalışan Şirket (PBC) ve Change.org Vakfı. Keza kuruluş yeri San Francisco. “Kar amacı gütmeyen bir kuruluştur” diyor. Neoliberal dünya kuralları içinde “şirket” denilince kamu yararına çalışması inanması zor bir iddia gibi geliyor. Bu soruya yanıtınız nedir?

Change.org Vakfı, küçük bağışlar ve hayır fonlarının bir bileşimi tarafından finanse ediliyor. Change. org aynı zamanda bir teknoloji şirketi. Dolasıyla teknoloji şirketi olarak etkin çalışabilmesi için şirket yapısını temel alan bir kuruluş. Sosyal fayda yaratmak isteyen yatırımcıların bu işe para yatırmasını sağlayabilen bir şirket. Yatırımcılara baktığınız zaman sosyal değişim isteyen Reıd Hoffman, Bill Gates gibi insanlar olduğunu görüyoruz. Onların buna para yatırmasının amacı para kazanmak değil, insanların istediği bir şeyin olmasını sağlamak. Bu da şirket sistematiği içerisinde yapılıyor.  Amerika’da şirketlerin kâr elde etme zorunlulukları var. Türkiye’de de bir şirket uzun süre kâr elde etmezse devletin o şirketi kapatma yetkisi var. Bu yüzden Amerika, Almanya ve dünyanın pek çok ülkesinde PBC yani “Kamu yararı gözeten şirket” statüsü veriliyor. Bu statüyü aldığınızda diyor ki, sen bir şirket olarak var olabilirsin ama kamu yararına çalıştığını kanıtlaman lazım. Bu içerikte bir statümüz var. PBC statümüzün yanı sıra, sertifikalı B Şirketiyiz. B Şirketlerinin, sosyal ve çevresel problemleri çözmek için bir iş modelleri vardır ve kar amacı gütmeyen B Lab tarafından kurumsal yönetişim, çalışan hakları, topluluk katılımı ve çevresel performans alanlarında ölçüm, doğrulama ve raporlama içeren düzenli bir değerlendirmenin kriterlerini karşılamak zorundadırlar. Yani diyor ki, ben senin kamu yararını gözettiğini ve kamu yararına çalıştığını belgelendiriyorum. Bunla ilgili sana bir sertifika veriyorum. Change. org aynı zamanda bu sertifikaya sahip bir şirket.

‘ÇEVRİMİÇİ İNSANLAR BİR ÜST AKTİVİZM SEVİYESİNE TAŞINIYOR’

İmzaların toplandığı veri tabanı kimin fikriydi?

Ben Rattray isimli bir genç adamın fikri. Stanford Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Ekonomi okuyordu. Wall Street’te ekonomist olacakken kardeşine yapılan bir ayrımcılıktan yola çıkarak toplumsal değişim platformu kurmaya karar veriyor. Stanford Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği'nden mezun arkadaşı Mark Dimas ile 2005 yılında bu platformu kuruyor. Bugün ise küresel bir örgüte dönüşmüş durumda.

Türkiye ayağını kurma fikri nasıl oldu?

Greenpeace Akdeniz’in Genel Direktörü idim. 5 yıl sonunda şunu fark ettim. Çok büyük kampanyalar yapıyoruz ama bir yılda taş çatlasa 1, 5 milyon imza alabiliyoruz. Gücümüzün yetmediği ölçüde insanlardan kampanya talebi geliyordu. Biz bu taleplere yanıt veremiyorduk. Bir yandan change.org’un dünyadaki gelişmelerini takip ediyordum. Başka ülkelerde ofis açma niyetlerinin olduğunu öğrenince başvurdum. İki kişiyi yanıma alarak üç kişiyle işe başladım. Diyeceksiniz ki, tutacağını nereden bildiniz? Tecrübem vardı. 2000 senesinde kusbank.org diye bir site kurmuştum. Türkiye’nin ilk kitle kaynak projesidir. Türkiye’nin her tarafına yayılmış kuş gözlemcileri, gözlemlerini bu veri bankasına yazabiliyordu. Bu gözlemler İngiltere tarafından model olarak alındı. Küresel bir kuş veri tabanı oluşmuş oldu. Kitlelere ulaşmanın teknolojik imkanla nasıl sonuçlanabileceğini biliyordum. Nitekim bugün change.org da her ay 1,5 milyon imza atılıyor.

Bilgisayar başında, ev ya da iş ortamında tek bir tıkla imza atıyorsunuz. Önemsiz diyemem fakat yine de sivil itaatsizlik eylemlerini, sokakta oluşan protestoları unutturmaya uygun bir hamle değil mi?

Katılmıyorum. Çünkü “çevrimiçi” ve “çevrimdışı” birleşik bir durum. İnsanların sosyal medyada ne kadar vakit geçirdiğini düşünün. Dolayısıyla sokaktaki insan zaten sosyal medya alanlarında “beğendim” yapıyor. change.org’un sağladığı şey onları bir üst aktivizm seviyesine taşımak. Çünkü bir hareketin parçası oluyorlar. Örneğin, kadın hakları mücadelesinin bir parçasıyım, şiddet gören bir kadına karşı sesimi yükseltiyorum diyor. İmzasını atıyor. Adı, soyadı, yaşadığı il görünüyor. Oy veriyor esasında. Ben bu mücadelenin arkasındayım, diyor. Bu, o insan için bir adım esasında. Adım attıktan sonra o konuda bilgilendirme mesajları almaya başlıyor. Duyarlılığı artıyor. Mücadelenin içinde kendini görmeye başlıyor. Beğenme, paylaşma çok daha öte bir üst etkileşim seviyesine geliyor. Siz onu bu sefer sokağa davet ettiğinizde o eyleme katılmaya çok daha hazır hale geliyor. Diğer taraftan “çevrimdışı” etkinlikleri olan insan biz olsak da olmasak da zaten sokakta. Örneğin, Kaz Dağları’ndaki Kirazlı bölgesinde altın madenine karşı TEMA Vakfı’nın başlattığı kampanyaya 650 binin üzerinde insan imza attı. TEMA Vakfı, 650 bin insana doğrudan tek bir maille ulaşıp mesajını iletebiliyor. Bu TEMA Vakfı’nın madenlere yönelik 650 bin tirajlı kanalı var demek.

‘İLGİNÇTİR, KİMİ HAK İHLALLERİNİN İMZA SAYISI MİLYONLARA ULAŞMIYOR’

Az evvel konuştuğumuz konuya geri dönmek istiyorum. Aslında devletin ya da ilgili güç odağının cevaz verdiği konular karşılığını buluyor olabilir mi? Hak olan şeylerin ödül gibi verildiğini de biliyoruz. Kamuoyuna mal olmuş siyasi davalar ya da toplumu derinden yaralayan olaylarda kampanyaların karşılığı yok gibi görünüyor.

Somut örnek üzerinden sorarsanız…

Örneğin 1 Kasım 2017'den bu yana tutuklu iş insanı Osman Kavala, Kasım 2016'dan beri tutuklu Selahattin Demirtaş… Sayı milyonlara ulaşsa da, serbest kalmasını sağlamak mümkün değil.

Enterasan bir şekilde o sayı milyonlara ulaşmıyor. Bir kadın cinayeti olduğunda, bir hayvana işkence edildiğinde milyonlara ulaşıyor. Siyasi hak ihlalleri konusunda milyonlara ulaşıyor olsaydık o zaman bu hak ihlalleri zaten yaşatılmıyor olurdu. Belki burada mücadale alanlarının kendilerine bakması gerekiyor. Biz milyonlara nasıl ulaşabiliriz? Sokaktaki insana bu mücadeleyi daha iyi nasıl anlatabiliriz diye…

‘EN FAZLA BAŞARI SAĞLANAN KAMPANYA ÇEVRE İLE İLGİLİ’

Türkiye’de en çok hangi kampanya alanları başarıyla sonuçlanıyor? Örneğin 2018 yılında Türkiye en çok hangi alanda imza kampanyaları açıldı?

Çevre alanındaki kampanyalar çok başarılı oluyor. En çok imza kampanyası başlatılan alan ise insan hakları ama dediğim gibi en çok başarılı olan çevre kampanyaları. 2017’den 2018’e en çok kampanya başlatılan alan ise hayvan hakları.  2018 yılında eğitim ve çevre alanında açılmış kampanyaların başarısının yüksek olduğunu görüyoruz. Bu da imza sayısının az olmasının kampanya başarısını etkilemediğini gösteriyor. İnsan hakları talebiyle açılan kampanyalarda da benzer bir durum söz konusu. Bu kampanyalara destek için atılan imzalar az olsa da başarı oranı yüksek. Hayvan hakları kampanyaları, en çok kampanya açılan ve en çok imza toplayan mücadele alanı olmasına karşın başarıya ulaşan kampanyalar içindeki payı çok düşük. Bu da hayvan hakları konusunda istenilen taleplerin muhataplar tarafından yeterince dikkate alınmadığını gösteriyor.

En fazla imza atılan alan hangisi?

Sağlık  ve hayvan hakları alanı. Toplam imzaların 6.2 milyonu sağlık alanında. Çevre alanında 4.4 milyon imza yer alıyor. Aynı şekilde ceza adaleti de çok yüksek. Ekonomik adalet, insan hakları, eğitim, kadın hakları diye devam ediyor.

Başarılı olan kampanyaların sıralaması nasıl?

Çevre, sağlık, hayvan hakları, eğitim, insan hakları ve sonra ceza adaleti geliyor. Ceza adaleti ve insan haklarını birleşik gibi düşünürsek ikisinin toplamı yine eğitimden aşağıda kalıyor.

Başka ülkelere bakıldığında durum nasıl? Oralarda hangi konular önde?

Maalesef ülkeler arası bir karşılaştırma yapmadık ama çok iyi olabilir. Gelecek için öyle bir şey yapabiliriz.

‘İMAMOĞLU’NUN DEPREM SEFERBERLİĞİ KAMPANYANIN FİKRİYDİ’

Kimi yurt dışı kampanyalara baktım. Çok ilginç örnekler var. Misal, 2018 yılında, kardeşi intihar eden 24 yaşındaki Matthew Smith, Birleşik Krallık’ın intiharın önlenmesi sorumluluğunu hükümetin belli bir bakanına veren dünyadaki ilk ülke olmasını hedefleyen bir imza kampanyası başlatmış. Akabinde İngiliz hükümeti, Dünya Aklı Sağlığı Günü’nde bir açıklama yaparak tarihte ilk defa intiharın önlenmesi için çalışacak bir bakan atayacaklarını duyurmuş. Türkiye’de dikkatinizi çeken en ilginç kampanya hangisiydi?

Şimdi aklıma gelen şahsi olarak önemli gördüğüm kampanya, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Profesör Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun başlattığı kampanya. Deprem seferberliği ilan edilmesi için bir kampanya başlattı ve 164 bin kişi bu kampanyayı imzaladı. Hemen akabinde Ekrem İmamoğlu “Deprem seferberliği ilan ediyorum” dedi.

Sizce kampanyanın etkisi miydi?

Evet. Çünkü hemen kampanyanın arkasından oldu ve “deprem seferberliği” ifadesi kullanıldı. Bir politikacının, ben bu yüzden bunu yaptım demeyeceğini biliyoruz. Bu Mikdat Bey için bir başarı. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun başlattığı kampanya da önemliydi. Termik santrallerin baca gazı filtresini takmalarını istiyorlardı. Başlattıkları kampanyada bir yıl içerisinde iki kez kazandılar. İlk kazandıklarında torba yasadaki ilgili mevzuat iptal edildi. Sonrasında tekrar gündeme geldi. Bunun üzerine mevcut imzacılarını harekete geçirdiler. 68 bin imza, 100 bin imzaya çıktı. Sonunda Cumhurbaşkanı yasayı iade etti. Akabinde baca filtresi takmayan termik santrallerin kapısına kilit vuruldu. Bazılarına süre tanındı.  Bir diğer örnek Murat Dağı'nda altın-gümüş maden faaliyetleri için açılan kampanya. Kampanyayı başlatan Yavuz Alnıak imzaların hepsini dava dosyasına ekletti. “ÇED olumlu” kararı iptal edildi.

‘İMZALAR DAVA DOSYASINA EKLENEBİLİYOR’

Yani toplanan imzalarla yargı sürecine de dahil olunabiliyor?

Evet. PDF olarak imzacıları dava dosyasına ekleterek, bizim bu konudaki talebimizde kamuoyu desteği de var diyorlar. Bir diğer güzel örnek, “Paşabahçe  vapuru hurda olmasın” başlığıyla imza kampanyası başlatan gazeteci Adil Bali. 6 bin 376 imza aldı. En sonunda vapur onarıldı, hizmete açıldı.

Kampanya başvuruları için absürt örnekler var mı? “Sevgilimle aram kötü” gibi..

Kar tatili kampanyaları…  Şaka maka 10-20 bin imza aldıkları oluyor. Gençler interneti çok iyi kullandıkları için iyi örgütleniyorlar. İmza olsun olmasın yetkililer zaten kar tatili veriyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR