Murat Yetkin yazdı: 'Batısızlık': Batının yeni küresel risk algısı ve Türkiye

Gazeteci Murat Yetkin, Münih Güvenlik Konferansı'nın bu yılki toplantısında konunun 'Batısızlık' olduğuna dikkat çekti. Yetkin, yazısında "Batı değerlerinin Batı’da da kaybolmaya yüz tutması konusunu önemli tehdit sayarak “Batısızlık” adı altında dünya siyasetine yön verenlerin tartışmasına açılması, dünyanın önemli değişimlerin öncesindeki kritik bir eşikte olduğunun da bir göstergesi" tespitinde bulundu.
Münih Güvenlik Konferansının Başkanı Wolfgang Ischinger, “Batısızlık” raporunu tanıtırken görülüyor. (Foto: MSC)

DUVAR – Münih Güvenlik Konferansı’nın (MSC) 14-16 Şubat tarihleri arasında yapılacak 2020 toplantısının konusu ‘Westlessness-Batısızlık’. Gazeteci Murat Yetkin, kişisel web sitesinde Batısızlık kavramını ve bu konferansın önemini analiz eden bir yazı yayınladı. ‘Batısızlık’: Batının yeni küresel risk algısı ve Türkiye başlıklı yazıda Yetkin, konferansın başkanı Wolfgang Ischinger’in ‘Batısızlık’ başlığını taşıyan raporuna da dikkat çekti.

“Batı değerlerinin Batı’da da kaybolmaya yüz tutması konusunu önemli tehdit sayarak “Batısızlık” adı altında dünya siyasetine yön verenlerin tartışmasına açılması, dünyanın önemli değişimlerin öncesindeki kritik bir eşikte olduğunun da bir göstergesi” tespitinde bulunan Murat Yetkin’in yazısından bir bölüm şöyle:

Münih Güvenlik Konferansının Başkanlığını yürüten Alman emekli Büyükelçi Wolfgang Ischinger, konferansın yine “Batısızlık” başlığını taşıyan raporunda “Batı projesinin çürüyüşünü” gayet diplomatik bir dille, “Bildiğimiz anlamda Batı, bugün artık içerden ve dışardan yükselen itirazlarla karşı karşıyadır” diye tanımıyor ama raporu okuduğunuzda (*) konunun “itiraz” değil, düpedüz “risk”, ya da “tehdit” olarak algılandığını görüyorsunuz. Zaten Ischinger de Konferansta barış ve güvenlik konularının yanı sıra “Batı projesinin yeniden ele alınmasının” da masada olacağını söylüyor.

Ischinger’in yaklaşımını destekleyecek bir örnek, hem de Konferansla bağlantılı olarak Türkiye’den geliyor. Bu toplantılarda Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu temsil edecek. Aslında Milli Savunma bakanı Hulusi Akar’ın da katılması bekleniyordu. Ama daha bir gün önce Brüksel’de NATO Savunma Bakanları toplantısına katılmış olan Akar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile birlikte Pakistan seyahatinde olacak; helikopter satışı dahil yeni askeri anlaşmalar gündemde. Bu örnek bile tercihlerin artık sadece batı-odaklı olmadığına örnek oluşturuyor.

Peki, siyasi terminolojide “Batı” ne anlama geliyor? Sadece coğrafi bir tanımlamadan ibaret olmadığı açık. Raporda “batıya” ait olma kriterleri üç maddede özetlenmiş: 1-Liberal demokrasiye ve insan haklarına bağlılık, 2-Piyasa ekonomisi, 3-Uluslararası kuruluşlar bünyesinde uluslararası iş birliği.

Bu üç noktayı dikkate alarak sormamız gereken sorular var: Dünya giderek daha mı az “Batılı” olmaya başladı? Yoksa Batının kendisi de mi o kadar Batılı değil artık? Batının sahneyi başkalarına bırakması küresel ölçekte ne gibi sonuçlar doğurur? Büyük güçlerin rekabetine sahne olan bir dönemde ortak bir Batı stratejisiyle yapılabilecekler nelerdir? Büyük güçlerin rekabeti küreselleşmenin sonuna geldiği, yeniden ulus devletlerin, dinsel ve etnik kimliklerin ön plana geçeceği bir çağın eşiğine geldiğimizin mi habercisi? Küresel ölçekte kuralların ve referans noktalarının yavaş yavaş ortadan kalkması tam anlamıyla bir kaos ortamı yaratmaz mı?

MURAT YETKİN’İN YAZISININ TAMAMI