Diyarbakır hak savunucularından ortak açıklama: 2019'da 830 kişi işkence gördü

Aralarında İHD ve Diyarbakır Barosunun da bulunduğu hak savunucuları, Diyarbakır’da “İnsan, haklarıyla insandır” başlığı altında ortak basın açıklaması düzenledi. Açıklamada katledilen hukuk ve insan hakları savunucusu Tahir Elçi de anıldı.

DİYARBAKIR – İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) Diyarbakır Temsilciliği, Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabip Odası ve HAK İnisiyatifi 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında Diyarbakır Koşuyolu Parkı’nda ortak basın açıklaması düzenledi.

İHD Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Zeytun, Diyarbakır Barosu Başkanlığı görevini yürütürken öldürülen insan hakları savunucusu Tahir Elçi ve insan hakları mücadelesinde yaşamını yitirenleri anarak açıklama metnini okudu.

Zeytun, “BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 71’inci yıl dönümündeyiz. Bu vesileyle uluslararası bildirgenin, insanın doğuştan kazandığı hakların dokunulmazlığını ve kutsallığını koruma altına aldığını yeniden hatırlatma ihtiyacı hissederken, taraf devletleri, başta yaşam hakkı ve işkence yasağı olmak üzere insan hakları ihlallerine karşı önleyici bir duyarlılığa sahip olmaya ve sözleşmenin yükümlülüklerini hiçbir istisnai duruma mahal vermeden yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.

Açıklama metninin öne çıkan başlıkları şu şekilde:

‘830 KİŞİ İŞKENCE GÖRDÜ’

Abdullah Zeytun, Türkiye’de 2019 yılında da yaşam hakkı ve işkence yasağı başta olmak üzere kategorik başlıklar altında sıralayabileceğimiz, sistematik ve yaygın insan hakları ihlalleri devam etmiştir” diyerek 2019’da yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti:

“TİHV 2019 yılının ilk 11 ayında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 840 kişi başvurmuştur. Başvuranların 422’si aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belirtmişlerdir. İHD verilerine göre ise 2019 yılının ilk 11 ayında gözaltında ve gözaltı dışındaki yerlerde işkence ve diğer kötü muameleye uğradığını iddia eden kişi sayısı 830’dur.”

‘YURTTAŞLAR DARP EDİLİYOR’

Zeytun, toplanma ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, haksız gözaltı ve tutuklamalar, askeri operasyonlar nedeniyle meydana gelen ihlaller, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, kadına ve çocuklara yönelik şiddet, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar mevcut durumda artış göstererek devam eden hak ihlalleri olduğunu belirtti.

“Toplanma ve gösteri yasakları sonrasında, yurttaşlara güvenlik güçleri tarafından müdahalelerde bulunulmakta, bu müdahaleler sırasında yurttaşlar yaralanmakta ve kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alınmaktadır” diyen Zeytun, şöyle devam etti:

“Gözaltı merkezlerinde, gözaltına alırken veya gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muamele, yasadışı sorgu ile ajanlaştırma dayatmasının yaygın ve sistematik bir biçimde varlık gösterdiğine verilerimizle şahit olmaktayız. Kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen operasyonlar sırasında gerçekleşen ev baskınlarında, maalesef yurttaşlar kötü muameleye maruz kalmakta, darp edilmekte ve keyfi biçimde kişisel eşyalarına zarar verilmektedir.”

‘İKTİDAR KUTUPLAŞTIRIYOR’

Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının ağır tehditlere maruz bırakıldığı zor bir dönemden geçildiğini söyleyen Abdullah Zeytun, ifade özgürlüğünün önündeki engeller nedeniyle iktidarı eleştirdi.

Zeytun, “Toplumsal hayatımızın temel ve vazgeçilmez haklarından olan ifade ve örgütlenme özgürlüğü, iktidarın otoriter politikaları ve siyasi vesayet altına girmiş yargının kararlarıyla adeta yok edilmeye çalışılmaktadır. Kendisi gibi düşünmeyen hemen her toplumsal kesimi baskı altına alan siyasi iktidar, çok renkli olan toplumumuzu birbirine karşıt iki kutup halinde oturtma ve böylece idareyi kolaylaştırma politikası gütmekte, bir grubun temel insani haklarını ihlal ederken diğerlerinin haksızlığa karşı çıkmasının önünü almakta ve toplumsal hayatı otoriter politikalarla yapılandırarak bunu yaygın ve sistematik bir hale dönüştürmektedir” şeklinde konuştu.

‘UZUN TUTUKLULUK CEZALANDIRMA ARACINA DÖNÜŞÜYOR’

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle yaşanan gözaltı ve tutuklamalara değinen Zeytun, “Türkiye’de yargı organlarının siyasi söylemlerin etkisinde kaldığı ve tarafsızlığını yitirdiği fikri giderek pekişiyor. Özellikle sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek ‘yasa dışı örgüt üyeliği’, ‘yasa dışı örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek’, ‘yasa dışı örgüt propagandası yapmak’ gibi keyfi ve muğlak suçlamalarla gözaltı ve tutuklamalar kişi güvenliği ve özgürlüğünün açık bir ihlalidir” dedi.

Uzun tutukluluk sürelerinin cezaya dönüştüğünü ifade eden Zeytun, “Bununla birlikte uzun tutukluluk hali ve maddi-manevi cezalar, siyasi iktidar karşısında muhalefet gösteren toplumsal ve bireysel kimlikleri ortadan kaldırmayı amaçlayan bir cezalandırma aracına dönüşmektedir. Tek sesliliğin ve tek tipleştirmenin tezahürü olarak karşımıza çıkan iktidar politikaları, toplumsal hayatta yarattığı onarılması güç yıkımlarla kendini çok net bir şekilde göstermektedir” diye konuştu.

CEZAEVLERİNDE HAK İHLALLERİ

“İşkencenin yaygın ve sistematik hak ihlalleri ile gündeme geldiği bir başka yer cezaevleri” diyen Zeytun, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleriyle ilgili şunları söyledi:

“Sürgünler, sağlık hakkı, işkence ve kötü muamele, disiplin soruşturmaları, tecrit etme, haberleşme, iletişim hakları gibi konularda, mahpusların haklarının ihlal ediliyor. Hapishanelerdeki mahpusların mektup aracılığıyla ve yakınları aracılığıyla insan hakları örgütlerine yaptıkları başvurularda, sevkler sırasında çıplak arama ve fiziki işkence, tek kişilik hücrelerde tecrit etme, kelepçeli tedavi, hastane ve revire çıkarılmama gibi yaşanan mağduriyetleri ifade etmişlerdir. Tek başına yaşamını idame edemeyen hasta mahpusların durumuna karşı ilgililerin yaşadığı kayıtsızlık, hasta mahpusların yaşamını yitirmesiyle ağır yaşam hakkı ihlallerinin meydana gelmesine yol açmaktadır. Geçtiğimiz günlerde 65 yaşında Emine Aslan Aydoğan’ın hayatını kaybetmesi bu kayıtsızlığın en acı örneklerinden biridir.

Zeytun, hak ihlallerinin önlenmesi gerektiğini vurgulayarak, taleplerini şöyle dile getirdi:

• Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi sorununda en önemli konu Kürt sorunudur. Bu nedenle çatışma ve şiddet ortamının bir an önce son bulmasını, kalıcı bir çatışmasızlık halinin ve çözüm sürecinin yeniden müzakere edilmesini umuyoruz.
• HDP’li belediyeler yönelik kayyım atamaları, seçmen iradesine yönelik bir müdahale olup anti-demokratiktir ve hukuk dışı bir uygulamadır. Kayyım uygulamalarından derhal vazgeçilmeli ve görevden alınan tüm belediye başkanları ile meclis üyeleri görevlerine iade edilmelidir.
• Devlet, kadına karşı şiddeti ve cinayetleri önlemek için her türlü tedbiri almalıdır. Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırmak için politikalar üretmelidir. Kadına karşı şiddet uygulayan failler hakkında etkili cezalandırma yoluna gidilmeli ve cezasızlık politikalarından vazgeçilmedir.
• Çocuk hakları güvence altına alınmalı, çocuğun üstün yararını gözeten ve çocuk cinsel istismarına karşı politikalar üretilmeli, uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler yerine getirilmelidir.
• Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve anayasaya göre, işkencenin mutlak olarak yasaklandığını buradan bir kez daha hatırlatmak isteriz! İnsanlık dışı yöntemlere derhal son verilmeli, bu yöntemlere başvuranlar görevlerinden alınmalı ve yargı karşısına çıkarılarak cezalandırılmalıdır.
• Bizler insan hakları savunucuları olarak, hayatımızdaki ihlallerin insan eliyle gerçekleştirdiğinden dolayı önlenebilir olduğuna inanıyoruz. Her koşul altında dil, din, ırk, milliyet, cinsiyet, etnik ve kültürel farklılık ayrımı yapmadan, yaşam hakkının kutsal olduğu vurgusunda bulunuyor ve özgürlüklerle dolu, onurlu bir yaşam temenni ediyoruz.