Kaz Dağları’na yürüyüş devam ediyor

Çanakkale'de 12 Ekim'de Kaz Dağları için yapılacak mitingin ertelenmesine rağmen İzmir'den çevre örgütleri Efemçukuru’ndan Kaz Dağları'na yürüyüşlerine devam kararı aldı. "Efemçukuru'ndan Kaz Dağı'na Su, Vicdan ve Yaşam Yürüyüşü" Koordinasyonu yürüyüşün planlandığı şekliyle devam edeceğini açıkladı.

İZMİR – Kaz Dağları için 12 Ekim’de Çanakkale’de yapılacak mitingin ertelenmesine rağmen İzmir’den çevre örgütleri temsilcileri “Efemçukuru’ndan Kaz Dağı’na Su, Vicdan ve Yaşam Yürüyüşü” Koordinasyonu olarak, “yürüyüşe devam” dedi. İzmir Düşünce Topluluğu, Çanakkale’deki mitingin ertelendiğine dair tartışmalar sonrası durumu değerlendirerek Efemcukuru’ndan Kaz Dağları’na yaptıkları yürüyüşün planlandığı şekliyle devam edilmesine karar verdi.

SANAYİ BÖLGESİ ADETA BİR ÖLÜM BÖLGESİ OLDU

Yürüyüşün 2’nci gününde ilk durak Gencelli sahili oldu. Deniz kirliliğine dikkat çekmek için FOÇEP adına açıklama yapan Bahadır Doğutürk, Gencelli sahilinde sürekli demirli bulunan LPG dönüşüm santrali ve gemiler tarafından denize akıtılan petrol atıklarının bölgede ciddi deniz kirliliğine neden olduğunu ifade ederek bu konuda hiç bir önlem alınmadığını belirtti. Doğutürk şöyle devam etti:

“Aliağa sanayi bölgesi kirlilik bakımından kritik eşiklerin aşıldığı en önemli bölge konumuna geldi. İzmir’in Kuzey aksında kirli bir oyun oynanmaktadır. Sanayi bölgesi adeta bir ölüm bölgesi olmuştur. Bir rafineri varken yeni bir rafineri daha kurularak sorunlar geometrik olarak artmış, yeni rafinerinin devreye alınmasından sonra Gencelli körfezinde petrol sızıntı faciaları yaşanmaya başlamıştır. Türkiye’de bir noktaya yapılan en büyük yatırım diye reklam yapanlar, bir avuç yağmur suyunda boğulmuş ve bölge geri dönüşü zor olan bir kirlenmeye maruz bırakılmıştır. Yılda 5000’ i aşkın geminin giriş çıkış yaptığı bölgede herhangi bir acil eylem planı dahi yoktur. Böylesine tehlike arz eden bölgede derhal havadan kontrol sistemleri dahil her türlü önlemin alınması gerekmektedir. Adeta ölüm bölgesi haline gelen bölgeye bundan böyle kirletici yeni hiç bir tesisin kurulmaması gerekmekte ve mevcut tesislerin derhal rehabilite süreçleri başlatılmalıdır. Bu önlemlerin alınması için toplu ölümler beklenmemelidir.”

KYME YOK SAYILIP, YOK EDİLMEK İSTENİLİYOR

Topluluk, Gencelli Sahili’nde yapılan açıklamanın ardından Aliağa ilçesindeki Nemport tesislerinin bulunduğu Kyme Antik Kenti’ne ulaştı. Burada ilk sözü alan FOÇEP Dönem Sözcüsü Bahadır Doğutürk, 10 Ekim katliamında yitirilen 103 kişiyi anarak sözlerine başladı. Kyme Antik Kenti’nin Kültür Bakanlığı Antik Kentler Listesi’nde dahi adı geçmediğini, yok sayılıp, yok edilmek istenildiğini kaydeden Doğutürk, kentin kurtarma kazıları adı altında kirli sanayiye peşkeş çekildiğini söyledi. Doğutürk, “Şimdilerde İzmir Müzesi’nin kontrolüne geçen antik kent kontrolsüz bir şekilde kaderine terk edilmiştir. Bu konuda bir kazı heyetine acilen görev verilip bu kültür ve tarih hazinesi dünya mirasına kazandırılmalıdır’’ diye konuştu.

ALINAN KURUL KARARLARIYLA SANAYİLEŞME DEVAM EDİYOR

Ardından söz alan Arkeolog Nuray Pehlivan kentin kısa tarihçesini anlatarak Kyme Antik Kenti’nin Aiolis kentleri arasındaki en önemli ve en büyük yerleşim alanı olmasının nedeninin bugün tahrip edilmek istenilen antik liman sayesinde olduğunu söyledi. Kuyumculukta ustalaşmış bir toplum olan Kymelilerin liman kenti olmanın ticari nimetlerinden faydalanmalarının da ekonomilerine ve dolayısıyla yaşam biçimlerine olumlu anlamda katkısı olduğu bilgisini veren Pehlivan, “Bugüne kadar açığa çıkarılan tiyatro, sütünlu cadde ve kalesi dışında Kyme Antik Kenti’nde henüz kazılmamış ve işlevleri anlaşılmamış pek çok yapı grubu bulunuyor. Bunun yanında çeşitli firmalara ait alanlarda İzmir Müzesi arkeologları tarafından yapılan nekropol kazılarında elde edilen eserleri bilim dünyasına sunmak gibi bir şansımız oldu. Ama neticede genel olarak bakıldığında bu antik kentin nekropolü sadece kazılmakla kalmıyor. Temel sorun yapılan kazılardan sonra alınan kurul kararlarıyla üzerinde sanayileşmenin devam ediyor olması. Ve aslında bu kazıların da müzelere bu amaçla yaptırılması.” diye konuştu.

KENTİN ŞAH DAMARININ ÜZERİNE GELDİK

Daha önce de Nemport’un iskelesine giden yolda bulunan iki tümülüsün yine aynı kurulun kararıyla talan edildiğini kaydeden Pehlivan, şöyle devam etti:

“Yani denizde bu ayrıcalığı tanıyan aynı kurul geçmişte karada da tümülüsleri tıraşlatarak firmanın istediği kadar alanı onlara peşkeş çekmiştir. Şu anda iki tümülüsün arasından demir yolu hattı geçiyor. Dolayısıyla Nemport’un ihtiyacı ne kadarlık bir alansa koruma kurulu tarafından tam da o kadar alanın sit derecesi değiştiriliyor. Şimdi antik liman üzerinde yapılmak istenen bu uygulama ile kentin şah damarının üzerine geldik. Bugüne kadar çok sayıda firmanın yaptığı tahribatlarla birlikte ağır sanayi bir antik kenti sıkıştırdı ve şimdi denize dayandı. Bu sanayileşmenin geldiği son nokta şu anda yaşadığımız Nemport olayıdır. Bugün Nemport bunu yapabilme cesaretini ve gücünü göstermiştir! Ve ne yazık ki bu yok ediş antik kentleri korumakla görevli kurumlar eliyle ve bu kararlara imza atmaya yetkili bilim insanları eliyle gerçekleştiriliyor. Kyme’nin kalbine bıçak saplayanlar bu insanlar.”

BU MÜCADELEDE HEP BİRLİKTE OLMAKTAN GURUR DUYUYORUZ

Ekolojik tahribatların yaşandığı yerlerde çeşitli basın açıklamaları düzenleyen İzmir Düşünce Topluluğu, işten çıkarıldıkları için beş aydır Demokrasi meydanında direnişte olan Aliağa Belediyesi işçilerini de ziyaret etti. Efemçukuru’ndan Kaz Dağları’na Su Vicdan ve Yaşam yürüyüşçüleri, işçiler tarafından coşkuyla ve sloganlarla karşılandı. İşçiler adına söz alan Sinan Uğur, ” Bizim mücadelemiz de, işçilerin mücadelesi de emek mücadelesidir. Aynı zamanda doğa mücadelesi, suyun ve toprağın mücadelesidir. Bu mücadelede hep birlikte olmaktan gurur duyuyoruz” diye konuştu.

YAŞAM SAVUNUCULARI HEP BARIŞTAN YANADIR

Su, vicdan ve yaşam yürüyüşçüleri adına açıklama yapan Hüseyin Çağlar ise bölgede yaşanan ekolojik tahribata dikkat çekmek için yola çıktıklarını. Kaz Dağları’na kadar ekolojik tahribata uğrayan yerleri ziyaret ederek basının ve kamuoyunun dikkatini çekmek istediklerini, işlerine geri dönmek için direnen işçileri selamlayarak her zaman emekçilerin yanında olduklarını ifade etti. 10 Ekim katliamında yaşamını yitirenleri anarak sözlerini sürdüren Çağlar, “Bundan dört yıl önce emek ve barış mücadelesi için Ankara yollarındaydık, orada bizleri katlettiler. Şimdi 10 Ekim katliamının dördüncü yılında ülkemiz bir savaşa sokulmak isteniyor. Biz hep barış istedik, yaşam savunucuları hep barıştan yanadır. Şimdi de Suriye’deki savaşa karşı barışı savunmaya devam edeceğiz’’ ifadelerini kullandı. (DUVAR)