Depreme karşı 'aldırmazlığın' anlamı ne?

İstanbul'da gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakılan büyük deprem öncesinde, kimimiz evinin veya işyerinin bulunduğu binanın sorunlu olduğunu, bazılarımız ‘alttaki dükkanın kolon kırdığını, üst katın kiriş yıktığını’ bal gibi biliyor. Ama susuyor. Bu ruh halini travma uzmanı Prof. Dr. Doğan Şahin’e sorduk...
Kartal'da imar barışından 'faydalandıktan' sonra çöken binanın enkazının kaldırılması beş gün sürmüştü.

Beril Köseoğlu  bkoseoglu@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – ‘Türkiye’nin kalbi’ İstanbul’da geçtiğimiz hafta meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki depremin ardından, İstanbullular değişken bir ruh hali içinde. 1999 depreminden 20 yıl sonra konut ve işyeri olarak kullanılan eski yapıların büyük çoğunluğunun hâlâ denetlenmediği kentte, büyüklüğünün 7’nin üzerinde olmasına ve çok ciddi bir yıkıma yol açmasına kesin gözüyle bakılan bir deprem bekleniyor.

Ancak gün içinde mimar veya mühendis arkadaşlarının peşine düşüp evini ‘telefondan inceletecek’ kadar endişeli görünen, depremden başka bir şeyden söz etmeyen birçoğumuz, gece olunca, “Neyse ya, bugün de olmaz herhalde” diyerek başını yastığa koyuyor.

Kimimiz evinin veya işyerinin sorunlu olduğunu, kimimiz deniz kumundan yapıldığını, bazılarımız ‘alttaki dükkanın kolon kırdığını, üst katın kiriş yıktığını’ bal gibi biliyor. Ama susuyor. Bazı ev sahipleri kira gelirinden olmamak adına çatlak kolonları sıvamakta hiçbir sakınca görmüyor, en ufak sorumluluk hissetmiyor. “Ölürüm de evimden taşınmam” cümlesinin mecazdan gerçeğe dönüşme ihtimaliyse, öylece, yerli yerinde duruyor. 

Peki, ölüm kadar somut bir riskin karşısında, ilk bakışta aldırmazlık ve kayıtsızlık olarak algılanabilecek bu ruh halinin sebebi ne? İstanbul Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi, travma uzmanı Prof. Dr. Doğan Şahin’e göre bu ruh hali bir yanıyla son derece insani bir eğilimden, bir yanıyla da sistemsel bir ekonomik çaresizlikten kaynaklanıyor. 

‘KARAR VERİRKEN YAKIN GELECEĞİ HESAP ETMEK İNSANİ BİR DURUM’

“İnsan zihninin temel çalışma prensiplerinden biri ekonomik olanı seçmektir. Yani olabildiğince az enerji, olabildiğince az zaman kullanmaya eğilimlidir” diyen Şahin şöyle devam ediyor: “İşin en kötü yanı çok uzun erimli planlar yapmamasıdır. Plan yaparken ne çok eski bilgileri göz önünde bulundurur, ne de çok ileri geleceği düşünür. Bunlar aklına gelir ve bunlar hakkında da düşünür ama karar verirken daha çok yakın olaylardan etkilenir ve yakın geleceği hesap eder. İnsanların riskli binalarda oturmaya devam edip önlem almamalarının temel nedeni bu insani eğilimleridir.”

PARANIZ YOKSA TEK YOL ‘İNŞALLAH BİR ŞEY OLMAZ’

Prof. Dr. Doğan Şahin

İnsan zihninin ‘kendi içinde ekonomi yapma’ eğilimi, deprem konusunda somut ekonomik sorunlar tarafından da pekişiyor. Zira bir binanın yıkılıp yeniden yapılması veya güçlendirilmesi, çok büyük bir maliyeti ve süreç sırasında barınma sorununu da beraberinde getiriyor. Şahin, “Böyle bir paranız yoksa ayrıca inşaat boyunca başka yerde kira ödemeniz de çok zorsa, ‘İnşallah bir şey olmaz’ diye düşünmekten başka yolunuz kalmaz” diyor.

‘ZAMANI BELLİ OLMAYAN RİSK’, KISA VADEDEKİ SORUNLARA KARŞI…

Şahin’e göre, bir yanda “Ne zaman ne şekilde olacağı belli olmayan belirsiz gelecekte olabilecek bir risk var”; orta ve kısa vadedeyse ‘imkansız maliyetler, nerede nasıl ne kadar kalabileceğinize dair belirsizlikler, taşınma masrafları, taşınma sırasında kırılacak eşyalar, yeni mahalleye, eve uyum sorunları ayrıca inşaat firmalarının aldıkları işleri zamanında bitirmemesi, yıllarca sürebilmesi gibi korkuları, dolandırılma endişeleri’. Ve, ”Kısa vadede zihin bunca sorunla uğraşmak yerine bir şey olmaz demeyi seçebilir.”

‘SÜREÇ HERKES İÇİN ERİŞİLEBİLİR OLMALI’

O zaman, bu noktada herkesin aklından geçen o soruyu doğrudan soralım: Bunca deprem felaketini yaşamış bir ülkede, uzmanların uyarılarına ve bilimsel verilere rağmen, ‘paramız yetmiyor’ diye aldırmazlığı seçmek zorunda mıyız? Yanıt arayışı sırasında gözler otomatik olarak devlete çevrilirken, Şahin de “Bunu önlemenin tek yolu bu süreci herkes için kolay ve erişilebilir yapmaktır. Devletin bu iş için özel kurumları olması ve ciddi finansal destek sağlaması gerekir” diyor; Zira, “Böyle yapılırsa insanlar bir sürü endişe ve belirsizlikten kaçtıkları için alamadıkları kararları alıp gereğini yaparlar”…