Adnan Oktar/Nereden Nereye? - 2... Seks iddialarından siyasete: Adnan Hocacılar

Adnan Oktar, 'Müslüman kadının en büyük takva sahibi kişiyle evlenmesi gerektiği'ni neden öne sürdü? Grup içi cinsel taciz ve saldırı iddialarının kaynağı ne? Adnan Hocacılar siyaset sahnesinde nasıl ortaya çıktı?

Sadık Güleç  sgulec@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Adnan Oktar, doksanlı yıllarda bir toplantı sırasında 138 müridi ile aynı anda gözaltına alınmasının ardından bir vakıf kurmaya karar verdi. Bu, onun faaliyetlerini ‘yarı legal’ hale getirme yöntemiydi. Daha sonra çeşitli operasyonlarda ondan şikayetçi olan ya da itirafçı olmayı seçen eski müritlerinin anlatımları, grup içi cinsel ilişkilerin de bu dönemde başladığını gösteriyor. Adnan Oktar kendisine bağlılık oranlarına göre birinci, ikinci, üçüncü grup şeklinde on beş-yirmi kişiden oluşan gruplar oluşturmaya başladı. Müritler ayrıca kadınlar ve erkekler olarak da ikiye ayrılmıştı. 1990 yılına kadar müritler arasında evlilikler teşvik ediliyordu. Ancak savcılık iddianamesinde de aktarıldığı gibi evlenen kişilerin iş ve aile hayatında gruptan uzaklaşmaya başladığının tespit edilmesinden sonra Adnan Oktar, “normal evliliklerin sözde şirk evliliği olduğu, dolayısıyla evliliklerin sonlandırılması ve gerçek Müslüman kadının en büyük takva sahibi kişiyle evlenmesi gerektiğini” savunmaya başladı.

GRUP İÇİ CİNSEL İLİŞKİNİN YOLU NASIL AÇILDI?

‘En büyük takva sahibi kişi’ ise elbette Oktar’ın kendisi olacaktı! Fakat bu durum, grup içinde başlangıçta büyük huzursuzluk ve ayrılıklar yarattı. Bunun üzerine yaptığı ‘gruplama’ işlemi ile hem müritler arasında iletişimi sınırladı hem de daha sonra “turnike” olarak adlandırılacak grup içi ilişkilerin yolunu açtı.

Oktar’ın ilk hapisliği…

Devletin doksanlı yılların başından itibaren siyasal İslamcı gruplara yönelik operasyonlar düzenlenmesi Adnan Oktar’ın çizgisini de etkiledi. Başta Mustafa Kemal Atatürk’e ağır eleştirilerde bulunan ve “deccal” yani şeytan olarak nitelendiren Adnan Oktar, kurduğu Bilim Araştırma Vakfı’nı kullanarak tamamen “Atatürk’ü savunan” görüşler ileri sürmeye başladı. Vakıf, Mustafa Kemal’in dine bakışının İslamcı grupların ileri sürdüğü gibi olmadığını söyleyerek ‘Atatürk ve Din’, ‘Bilim ve Atatürk’ konulu konferanslar düzenlemeye başladı.

‘MEHDİ’ ZATEN ‘MEHDİYİM’ DEMEYECEĞİ İÇİN…

Adnan Oktar ve müritlerini yıllardan beri izleyen bir gazeteci olarak bugün başlayan davanın üç bin sayfalık iddianamesini okurken yanıtını anlamaya ya da öğrenmeye çalıştığımız soru bu kadar uçta ‘dönüşümler’ yaşayan Oktar’ın takipçilerinin, bütün bu çizgi değişikliklerini nasıl kabul ettikleriydi. Bu, dışarıdan bakan biri için yanıtı zor bir soru. Ancak tamamen kapalı devre yaşayan bu topluluk için Adnan Oktar bir ‘mehdi’ olarak kabul edilmişti. Kendisi bunu asla açıkça söylemedi. Ancak zaten geleneksel İslam inancına göre de mehdi kendisinin mehdi olduğunu hiçbir zaman söylemeyecekti. Onun bir kere mehdi olduğuna inanılınca yaptığı her şeyin arkasında ‘şimdilik anlaşılmasa’ da derin bir ‘mâna’ olduğuna inanıldı. Buna “Ledün İlmi” deniliyordu.

 

.

 

Adnan Oktar’ın, “Erkek Kardeşler” grubunda yer alan Ali Suat Kütahnecioğlu’nun yakalandığı evde kırmızı kadife bir kutu içinde bulunan özenle yazılmış bir yazıda söyle deniyordu; “Hepimiz için anlamlı bir tarih vardır. Her hareketi olay olan ve büyük bir yankı uyandıran aslanlar aslanı Adnan hocamızın İstanbul’a gelişi oldukça etkileyiciydi. Yeri göğü inleteceğinin, İstanbul başka olmak üzere tüm Dünya’ya ışık saçacağının adeta bir habercisi gibiydi İndependenta kazası.”

O dönem Boğaz’da yaşanan bir tanker kazası sanki ‘ilahi bir güç’ tarafından Adnan Hoca için gerçekleştirilmiş gibi anlatılıyordu.

KARINCALARA SÖYLE GİTSİNLER!

Yine savcılık iddianamesinde aktarılan birden fazla müridinin önünde farklı zamanlarda gerçekleşen bir olay, ona inananların ruh hali ve Oktar’ın yöntemleri konusunda fikir veriyor. Eski müritlerinden Ayda Pars ifadesinde şunları aktarıyor, “Dragos’a (Grup üyeleri Üsküdar’da bulunan Adnan Oktar’ın kaldığı villaya “Dragos” diyordu) gittiğimiz ender günlerden birinde yine Adnan Oktar’ın etrafında 10-15 kişi oturmuş onu dinliyorduk. Yukardan Didem Ürer geldi. Adnan Oktar’ın kulağına eğilerek, bizim duyabileceğimiz şekilde ‘yine gelmiş karıncalar hocam’ dedi. Adnan Oktar da kendinden emin, böbürlenen bir sesle ‘Git onlara, hocam gitmenizi emrediyor de!’ dedi. Didem de tekrar yukarı gitti, verilen emri iletmeye. Bir süre sonra gidip gitmediklerine bakmaya gitti ve gitmiş olduklarını bize söyledi… Daha sonraları bu senaryonun birkaç kere daha aynı şekilde diğer kız gruplarına da oynandığını duydum.”

Oktar hakkındaki iki doktor raporunu duyuran Haziran 1986 tarihli Milliyet gazetesi…


HÜSNÜ CEMAL… İLMİ KEMAL… MALİ ENVAL…

Doksanlardan iki binlerin başına kadar geçen bu süreçte katı bir hiyerarşik yapıya bürünen cemaat içinde önce evlilikler ardından cinsel ilişki sıkı bir biçimde denetlenirken dışarıdan bakanlar için kabul edilmesi zor kurallar konmaya başlandı. Bunlar arasında normal cinsel ilişkinin yasaklanması ancak oral ve anal seksin yasak olmadığının savunulması da vardır.

Aslında doksanlardan sonra grubun geçirdiği değişim, daha çok ABD’de bir lider etrafında toplanan cinselliğin ön planda olduğu ‘New Age’ dinler denilen topluluklara benziyordu. Özellikle Scientology tarikatı ile büyük paralellikler taşıyordu. Lisede ve üniversite birinci sınıfta okurken gruba katılan genç kadınlar ise yakışıklı ve zengin erkekler olarak gösterilen müritler vasıtası ile gruba getiriliyorlardı. Adnan Oktar gruba katılmasını istediği kişilerin özelliklerini ise şu sözlerle ifade ediyordu:

1- Hüsnü Cemal, yani güzel veya yakışıklı olması,
2- İlmi Kemal, yani eğitimli ve kültürlü olması,
3- Mali Enval, yani zengin, maddi durumunun iyi olması.

Grup artık neredeyse tek tip bir görüntü vermeye başlar. Evler “kitsh” denilecek kadar yaldızlı abartılı mobilyalar ile döşenmiştir. Belki ancak erotik filmlerde görülebilecek kadar abartılı seksi kıyafetler ve ağır makyajlar yapmış, saçlarını sarıya boyatmış kadınlar, takım elbiseli ve lüks arabalarla dolaşan genç erkekler…

AYRILAN MÜRİTLERİN İDDİALARI

Gerek daha önce yargıya ve basına yansıyan gerekse 2018 yılında yapılan son Adnan Hocacılar operasyonları sırasında elde edilen ifadeler ve ayrılanların anlatımları, bir başka tür dünyayı da açıklamaktadır. Adnan Oktar tarafından aşağılanan, cinsel tacize uğrayan, grubun erkekleri ile anal ilişki kurmaya zorlanan, şantaj yapılan, aileleri tehdit edilen erkek ve kadın müritlerin iddiaları aslında hiç bitmemiştir. Bazıları on sekiz yaşından küçük olan bu gençlerin iddiaları grubun iç işleyişi konusunda şüphe duyulmayacak kadar açık ifadeler ile doludur.

Üstelik bazen grup halinde yapılan cinsel istismar çoğu zaman kayıt altına da alınır. Ve daha sonra bu kişilerin gruptan ayrılmaları halinde anlatacaklarının önüne geçmek için bir şantaj aracı olarak kullanılır. Bunun yanında gözden düşen erkek ve kadın müritler Adnan Oktar tarafından kişilikleri yok edilircesine grup üyeleri önünde aşağılanır. Şikayetçi anlatımlarında özellikle kadın müritlere karşı yapılan bu eylemlerde “enaniyetin yok edilmesi” kavramının kullanıldığı aktarılıyor.

ADNAN HOCACILAR SİYASETTE

Ancak Adnan Oktar grubunu sadece daha çok ilgi çeken bu eylemlerle anmak son derece yanlış olur. Aktif üye sayısı hiçbir zaman birkaç yüz kişiyi geçmeyen gruptaki bu gençler aslında zamanlarının büyük bir kısmını siyaseten de son derece ‘yoğun’ geçiriyorlardı.

Adnan Oktar doksanlı yılların ortalarına doğru kendisini takip eden eğitimli, birkaç dil bilen sosyal ilişkileri ait oldukları sınıflar dolayısıyla gelişkin bu gençleri politikaya yönlendirdi. Bu konuda sayılarının ötesinde bir etkinliğe sahip olduklarını da kabul etmek gerekiyor.

Üstelik bu gençler örneğin o yıllarda sadece Refah Partisi’ne değil Tansu Çiller’in Doğru Yol Partisi’ne, Mesut Yılmaz’ın Anavatan Partisi’ne, hatta Deniz Baykal’ın CHP’sine yönlendirilmişti.

OKTAR, MEHMET AĞAR VE CELAL ADAN’A KARŞI

Mesut Yılmaz Anavatan Partisi’nde bu girişime çok izin vermedi. Ama başka partilerde etkili olabildiler. Örneğin grubu yakından tanıyan gazeteciler Refah Partisi’nin İstanbul Belediye Başkan Adayı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kazandıktan sonra yaptığı konuşma sırasında hemen arkasında ona yakın duran iki gencin Adnan Oktar’ın müritleri olduğunu gördüklerinde şaşırmışlardı. Doksanlı yılların ortalarında etkin oldukları parti ise Tansu Çiller’in DYP’siydi. İlk büyük çatışma da bu partide yaşandı. Bu dönemde partinin İstanbul Gençlik Kolları tamamen Adnan Hocacılar’ın eline geçmişti. 2018 yılında yapılan operasyondan sonra bu konuda ifade veren örgütün o yıllardan beri üyesi olan Altuğ Revnak Eti, ifadesinde şunları söylüyordu, “Siyasi partilere girildiği dönemlerde örgütten Namık Zeybek’in damadı Ersin Alacadağ ve Ersel Alacadağ bu CV ile siyasete girip DYP’nin İstanbul Gençlik Kolları’nın başına kadar yükseldi. Ersin ve Ersel ile beraber üye olmadıkları halde Fırat Develioğlu ve Bahadır Güven de partide tanınır hale gelmişlerdi ve Çiller’le bile görüşüyorlardı. Partinin ileri gelenlerinden Celal Adan ise, ‘Adnancılar partiyi ele geçirecekler, bunları uzaklaştırmak lazım’ gibi şeyler söyleyerek Adnan Oktar aleyhinde konuşmalar yapıyordu.”

1999’daki operasyon basında ‘Nihayet’ denilerek duyurulmuştu.

O yıllarda Adnan Oktar taraftarları Celal Adan ve dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar aleyhinde yoğun bir propaganda yapmaya başladılar. Bir anda gazetecilere, yayın organlarına partinin bu iki ağır topu hakkında kara propaganda içeren fakslar gelmeye başladı. O yıllarda siyasette çok etkili olan bu iki kişiye karşı çıkmanın ciddi bir güç gerektirdiğini kabul etmek gerekiyor.

Grubun bir başka faaliyet alanı ise özellikle iki binli yıllardan sonra ağırlık kazanmaya başlayacaktı. Ancak ilk işaret yine 90’larda verildi: 1999 yılında gruba bir polis operasyonu yapıldı. İddialar bugünküler ile benzerlik taşıyordu. Üstelik bu kez Adnan Oktar’ın kanında kokain kullandığına ilişkin deliller bulunmuştu. Yine mağdur aileler, cinsel tacize uğrayan genç kadınlar, tehditler, şantajlar uzayıp gidiyordu…

Fakat on aylık bir tutukluluğun ardından grup tekrar serbest bırakılacaktı…

YARIN: BAŞ DÜŞMAN DARWİN!