Çorlu katliamı: TCDD'ye 50 yıl sorulacak

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 8 Temmuz 2019’da meydana gelen tren kazasına ilişkin davanın üçüncü duruşması görülüyor. Duruşmada kazada yaşamını yitirenlerin yakınları ve yaralıların ifadeleri dinlendi. TCDD yönetimi de avukatları aracılığıyla davaya müdahil olmak istediğini iletti. Mahkeme ise ara kararını açıkladı.

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ÇORLU – Çorlu’da 7’si çocuk 25 kişinin yaşamını yitirdiği tren kazasının ardından yaklaşık bir yıl sonra başlayan yargılamada üçüncü duruşma, yoğun güvenlik önlemi altında duruşma salonuna dönüştürülen ‘Çorlu Halk Eğitim Merkezi’nin konferans salonunda yapıldı.

25 kişinin hayatını kaybettiği, 340 kişinin yaralandığı tren kazasına ilişkin davadan çekilen heyete dosyanın iade edilmesi sonrası davanın yeniden görülmesine devam edildi.

Mahkeme heyetinin verdiği ara kararda, bir sanığa adli kontrol tedbiri uygulanması, 2 sanığa uygulanan adli kontrol tedbirinin devamı, bir sanığın da adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına hükmedildi.

Sanıkların ve avukatlarının ifadeleriyle geçilen ve yaklaşık 12 saat süren dünkü duruşmanın ardından bugün, kazada yaşamını yitirenlerin yakınları ile yaralıların beyanları alındı.

AİLELERİN DURUŞMA ÖNCESİ BİNAYA GİRİŞİ ENGELLENDİ

Üçüncü duruşma öncesinde ailelerin mahkemenin görüleceği binaya girişi polis tarafından engellendi. Ailelerin, “İhtiyaçlarımızı karşılamak için girmek istiyoruz” sözlerine karşılık polis amirlerinin yanıtı, “Mahkeme heyetinin kararı giremezsiniz” oldu. Ailelerin, “Bu mahkeme bizim, gireceğiz” sözlerinin ardından duruşmanın başlama saati olan 09.00’dan önce aileler binaya kimlik kontrolü yapılarak alınmaya başlandı.

Kazada beş yaşındaki oğlu Ömer Alperan Can’ı kaybeden Melike Can bebek arabasıyla binaya girmeye çalıştığı sırada arama noktasında polisin engellemesiyle karşılaştı. Polisin yan taraftan geçmesi gerektiğini söylediği Can, “Yeter. Ben beş yaşındaki evladımı gömdüm. Bu çocukla ne yapacağım ben” sözleriyle polis ekiplerine tepki gösterdi.

‘BANA YALAN SÖYLEYEN BİR KURUMLA KARŞI KARŞIYAYIM’

Kazada 25 yaşındaki Bahar Koç’u kaybeden Ali Koçman ilk ifade veren müşteki oldu. Tüm sorumlulardan şikayetçi olduğunu söyleyen Koçman’ın ardından kazada 16 yaşındaki kızı Sena Köse’yi ve iki yeğenini kaybeden Aysun Köse ifade verdi. İlk defa mahkeme salonunda olduğunu söyleyen Köse, “Bu olay olmasaydı mahkeme salonuna gelmeden ömrümü tamamlayacaktım. İlk hafta TCDD’den taziyeye gelmişlerdi. ‘Yol bekçilerini neden işten çıkardınız’ dedim. Bölge müdürü ‘bizim işlerimiz sinyalizasyon ile yapılıyor yol bekçilerine gerek yok’ dedi. Sonrasında bunu araştırdım ve buradaki sinyalizasyon tamamlanmamış. Bana yalan söyleyen bir kurumla karşı karşıyayım. Bilmediğim telefonlarla o hastane bu hastane yönlendirildim. Bize zarar veren her kurumdan şikayetçiyim. Zannettik ki o yol dört saatten iki saate indi, güvenlidir. Ben çocuğumu okul gezilerine bile yollamıyordum başına bir şey gelecek diye. Bana TCDD görevlileri geldiğinde ‘yaşın çok da gençmiş’ dediler. İnsana değer verilmediğini çok acı bir şekilde gördüm. İmza yetkisi olan, teknik olarak bunu yapamayan herkesten şikayetçiyim” diye konuştu.

‘TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDEN ŞİKAYETÇİYİM’

Kazada kızları Özgenur ve Gülce Dikmen ile yeğenini kaybeden, kaza sırasında trende olan Fundanur Dikmen ifade verdi. Bir önceki gün de aynı yolu kullandığını ve kazanın meydana geldiği Sarılar mevkiinde trenin yavaşladığını söyleyen Dikmen, kaza sırasında ayakta yolcular olduğunu söyledi.

Göz yaşları içerisinde sözlerine devam eden Dikmen, “Çocuklarımın üzerindeydim devrilmenin ardından. O sırada patlama meydana geldi. Ben bayılmışım. Bir amca beni uyandırdı. Kendimi dışarıya attım ve çocuklarım yoktu. Etraf çok kötüydü. Biz kendi imkanlarımızla Tekirdağ Devlet Hastanesi’ne gittik. ‘Özge iyiymiş, kızlar da iyiymiş’ dediler. İnsanların vagon altında olduğu belliydi. Bizim acil güvenlik önlemimiz eğitimimiz yok mu? Türkiye Cumhuriyetinden şikayetçiyim. Biz pamuk ipliğine bağlı çalışıyoruz. O göreve gelenler eğitim almamışlar mı? Herkesten şikayetçiyim” dedi.

Kaza sırasında trende olan ve yaralanan Bahattin Doğrul ise ifadesinde, “Kondüktör yanımıza geldi bilet kesmedi. Şu an ben boynumdan sakatım. Çocuğum da yaralandı. Devlet hastanesinde tedavi oldum. ‘Siz ücret ödemeyeceksiniz’ dediler. Hepsinin parasını aldılar. Kendim için 4 bin TL verdim. Tüm kurumlardan şikayetçiyim” dedi.

‘GİDER DİLENİRİZ SİZİN PARANIZA MUHTAÇ OLMAYIZ’

Kazada kızı Yağmur Laçin’i kaybeden Cabbar Laçin göz yaşları içerisinde ifadesini verdi. Memlekette kızının ölümünün haberini aldığını ve o andan itibaren bilincinin kapandığını söyleyen Laçin, “Sizin kızınız ölseydi ne yapardınız? Ben gerçek bir adalet istiyorum. Torunumun yüzüne bakamıyorum. TCDD’den kağıt gelmiş gelin tazminatınızı alın diyor. Biz gider dileniriz sizin paranıza muhtaç olmayız. Biraz vicdanlı olun. Benim kapıma bir devlet adamı gelip geçmiş olsun demedi. Biz suçsusuz diyorlarsa sanıklar, raporları kime sunduklarını söylesinler. Bunlar hem kendilerini hem baştakilerini kurtarmaya çalışıyor. Susuyorsun ve işine devam ediyorsun” diye konuştu.

‘MİLLET ÖLSÜN DİYE Mİ BU TRENLERİ YAPTILAR’

Kazada eşini kaybeden Ekrem Tuna ifadesinde sanık sıralarını göstererek, “Bu arkadaşların suçu varsa ceza alsınlar. Millet ölsün diye mi bu trenleri yaptılar? Bu garibanlarla işim yok ben yukarıdakilerin burada olmasını istiyorum. Yazık değil mi bu kadar millete” dedi. Vagonların çok dolu olduğunu ve koltuklarda kemer olmadığını belirten Tuna, “Kazadan sonra kimse yanımıza gelmedi. Makinistleri şarampolde gördüm. ‘Üstümüzdeki mavi kıyafeti çıkaralım bu millet bizi öldürür burada’ dediler. Sonra makinistler gidip üstünü değiştirdi. Gözüme toprak girene kadar bu işin peşindeyim” diye konuştu.

‘HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ BAŞKANLIK KUTLAMASI YAPABİLİYORLAR’

Kazada beş yaşındaki çocuğu Ömer Alperen Can’ı kaybeden Ahmet Can, “Dünyanın en güvenilir ulaşım aracı denilen trende ihmaller nedeniyle çocuğumu kaybettim. Olaydan bir gün sonra hiçbir şey olmamış gibi başkanlık kutlaması yapılabiliyor. Devlet acımızı bile görmezden geldi. Allah kimseye çocuğunu mezara koymayı nasip etmesin. Sünnetlik alacaktık, kefene sardık” dedi.

‘SAĞLIK BAKANI GELECEK DİYE ÜZERİMİ DEĞİŞTİRDİLER’

Alperen Can’ın annesi Melike Can ise ifadesinde kazanın ardından herhangi bir ilk yardım yapılmadığını söyledi. Tren devrilmeden önce sesler duyduklarını ifade eden Can şikayetçi olduğunu belirterek, “Ben yarıma kadar çamur içinde saplıydım. Çocuklarım yok diyerek üzerimdeki kişiyi ittim ve kalktım. En az bir buçuk saat sonra yardım geldi. Benim her yerim yırtık pırtık içindeyken Sağlık Bakanı gelecek diye üzerimi değiştirdiler. Sağlık Bakanı gelene kadar çamurlarla yattım” dedi.

‘ÜÇ KİŞİYE CEZA VERELİM KALANLARI AKLAYALIM DENEMEZ’

Kazada eşi Ersen Gül’ü kaybeden iki çocuk annesi Hatice Canan Gül, “İki çocuğum babalarının cennette olduğunu sanıyorlar. Oraya gitmek istiyorlar. Bize bu acıları yaşatanlardan şikayetçiyim” dedi. Gül’ün avukatı ise, “Gerçeğin ortaya çıkmasını istiyoruz. Bunun dört kişiyle sınırlı olmadığını biliyoruz ve sorumlu olan herkesin basamak basamak ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz. 25 kişinin öldüğü davada 3 kişiye ceza verelim kalanları aklayalım denemez” diye konuştu.

“Biz asıl kişilerin buraya getirilmesini istiyoruz” diyen kazada yaralanan Emre Kocaağa, “Çorlu devlet hastanesi beni sakat halimle evime gönderdi. Kendi imkanlarımla tedavi oldum. İstasyonda bilet satışı yoktu ben biletsiz bindim. Trenden alınıyor dediler. İçeride yoğunluktan alamadık. Yerlerde kapıların ağzında oturanlar vardı. Çok insan aldığını söylediğimizde bize ters davranıyor biletçiler. Bir şey sorarsın ters ters cevap verirler. Kaza anında tren hızlıydı, acelesi mi var demeye kalmadan tren devrildi” dedi.

‘HELİKOPTERE YARALILAR BİNMEDİ, CESETLER YÜKLENDİ’

Kazada eşi Emel Duman’ı kaybeden Erkan Duman, “Oğlum Efe de trendeydi. 10 gün kritik durumdaydı. Kazadan sonra oraya ilk ulaşanlardandım. Oğlumu buldum. ‘Annem öldü baba’ dedi. ‘Ölmemiştir oğlum’ dedim. ‘Ben de öldüm baba’ dedi. Efe belki beş dakika hastaneye gecikseydi onu da kaybedecektim. Ölüler kaldırılmamıştı. Ceset torbalarının fermuarları açıktı tek tek eşimi aradım. ‘Helikopter hemen geldi’ diyorlar. Helikopterlere yaralılar binmedi, cesetler yüklendi. İnsanlar orada can çekişe çekişe öldü. Ne devlet demiryollarının ne de diğer kurumların acil eylem planı yok. Ne itfaiye ne ambulans yolu bile bulamıyordu. TCDD çalışanı değilim ama az çok kimin suçlu olduğunu biliyorum. Baldızımla eşim sırf ilk defa çocukları bindirmek için trene binmişlerdi. 15 gün sonra da uçağa binelim de Anıtkabir’e gidelim diyorlardı. Şu an biz de ölüyüz” dedi.

‘SAVCILIĞIN HAZIRLADIĞI İDDİANAME AYIP’

Kazada altı aylık kızı Beren ile eşi Derya Kurtuluş’u kaybeden Melih Kurtuluş da gözyaşları içerisinde konuştu. Kurtuluş, “Burada TCDD’nin olmaması ayıp. Savcılığın hazırladığı iddianame ayıp. Bilirkişilerin ticari ilişkileri kabul edilmişken yönetimin yargılama dışı bırakılmasını kabul etmiyorum. Sanık 750 kilometrelik alana baktığını, başka menfezle ilgili sorunları söyledi. Belki ileride olacak olaylar burada söylendi. TCDD olmadıktan sonra başka söyleyecek sözüm yok. Bu işin muhatabı TCDD’dir” dedi.

‘MENFEZİN YAPILMASI İÇİN KIZIMIN ÖLMESİNİ Mİ BEKLEDİNİZ’

Kazada Bihter Bilgin’i ve kız kardeşlerini kaybeden Zeliha Bilgin, “Ben kardeşlerimi, evladımı ihmaller yüzünden kaybettim. Çocukların toz pembe hayaliydi tren, masallarda dinlemişlerdi çünkü. Çocuklar treni görüyordu, dikkatini çekiyordu. Oyuncaklarda gördüğü treni merak ettiği için gitti küçücük Kemal. Kızımı aradım, ‘anne hiç beğenmedim çok hızlıydı tren’ dedi. Kızım beni aradı kaza öncesinde. Görüntülü aradığında ‘ne yapacaksın anne’ dedi. Ben yemeğimi yaptım ama evladım o yemeği göremedi. Kazayı öğrenince oraya gittik, kıyamet gibiydi. Gözle görünür ihmaller vardı. Bu teknoloji çağında nasıl hava durumunu televizyonlardan öğrenirler? Nerede bu müdürler, şefler? Yapılmadıysa ne için izin verdiğiniz trenin yola çıkmasına? O menfezin yapılması için benim kızımın, kardeşlerimin ölmesini mi beklediniz? Ben ihmaller yüzünden yavrumu kardeşlerimi gömdüm. Çavuş ağabeyi (Sanık Celladdin Çabuk’u kastederek) bu garibanı neden getirdiler benim karşıma. İsa Apaydın’ı, makinistleri, bilirkişi raporunu hazırlayanları burada görmek istiyorum. Sizler de anne baba ya da anne baba adayısınız, size güveniyorum. Pamukova’da gerçek suçlular ceza alsaydı belki Çorlu olmayacaktı. Çorlu için önlem olsaydı belki Ankara’daki kaza olmayacaktı. O banaz duvarı olsaydı benim yavrum bugün okulda olacaktı. Tüm sorumluların yargılanmasını istiyorum. Çavuş dışında hepsinden şikayetçiyim” dedi.

‘KİMSELER BİZİM GİBİ YANMASIN YAVRUM’

İki torununu ve iki kızını kazada kaybeden Mürvet Güvenç, “Bu ihmaller yüzünden dört canım gitti. Benim her şeyim bitti. Ne olur adalet istiyorum. Beyimle mezarlıklarda yaşıyoruz. Bundan büyük insanlar yargılansın. Sana güveniyorum yavrum onlar da yargılansın. Kimseler bizim gibi yanmasın yavrum” dedi.

Kazada oğlu Serhat Şahin’i kaybeden Fatma Şahin de yaralı olarak trenden çıkan isimler arasındaydı. Gözyaşları içerisinde sözlerine başlayan Şahin, “Kocaman trenin altındaydı evladım, başı gözüküyordu. Orada saatlerce durdum. Bir şey yapamayız dediler. Hayatım da orada bitti. Gözümü kapatınca hep oğlumun kolunu görüyorum. Benim oğlum adalete çok inanırdı. Gerçek adalet yerini bulsun. Ben suların içinde kendim çıktım trenden. Kızım da kendi çıktı geldi. Oğlumu kaybettiğimi bile bile hastaneye gittim” diye konuştu.

‘ULAŞTIRMA BAKANI ÇOCUKLARIMIZI NASIL ÖLDÜRDÜĞÜNÜ GELİP İZAH ETSİN’

Kazada oğlu Serhat Şahin’i kaybeden baba Hüseyin Şahin ise, “Olayın üstünden 430 gün geçti. Şimdiye kadar dört duruşma yapılmalıydı. Oğlumun mezarına gidiyorum başım eğik. Oğlumun üzüntüsüyle annemi de kaybettik altı ay sonra kalp krizinden. Annemi kaybetmemizin de sorumlusu da bunlardır. Tek tek isimler çıkarılıp karşımıza gelsin. Ulaştırma Bakanı istifa edip, çocuklarımızı nasıl öldürdüğünü karşımıza gelip izah etsin” dedi.

Kazadan yaralı olarak kurtulan Cihat Subaşı bir buçuk saat sonra acil yardım ekibinin geldiğini söyledi. “112 acil ekibi altımdaki sedye için ç kavga ediyordu. Altımdan sedyeyi almaya çalışıyorlardı” diyen Subaşı, “Keşke herkes benim gibi oradan sağ çıkabilseydi. Keşke onlar da yaşasaydı” dedi.

Faciada eşi Özcan Cesur’u kaybeden Hatice Cesur, “Kapının açıldığını ve eşimin dışarıya fırladığını gördüm. Baktım kimse yoktu. Telefonla insanlara ulaşmaya çalıştım. Eşim 8 gibi vagonun altında bulunmuş. Kopan vagonun arasındaydık. Ben yedi buçuğa kadar oradaydım sağlıkçılar gelmedi. Tren görevlilerinden yardım eden kimse yoktu” diye konuştu.

‘BU DOSYANIN AKLANMASI İÇİN ELLERİNDEN GELENİ YAPTILAR’

Verilen aranın ardından müştekilerin ifadeleriyle devam ediliyor. Kazada anne ve babasını kaybeden İsmail Kartal kazanın meydana geldiği alana gittiğinde gördüğü manzaranın kargaşa olduğunu söyledi. Kartal şunları kaydetti, “Sanıkların ifadelerinde gördüm ki kurumun içi liyakatsız atamalarla boşaltılmış. Dönemin TCDD Genel Müdürü İsa Apaydın nasıl sorumlu tutulamaz? Ben 45 yıllık babamı tanıyamadım. Kıyafetleri paramparça olmuş, sadece yeni ayakkabıları ayağındaydı. O ayakkabı sayesinde teşhis edebildim. Onlar ölmedi, feci bir şekilde can verdiler. Soruyorum, helikopterle getirilen iki bilirkişi dışında bilirkişi yok muydu? Bu dosyanın aklanması için ellerinden geleni yaptılar.”

‘BU SUYU KİME GETİRDİNİZ YAŞAYAN YOK Kİ DEDİLER’

Kazada yaşamını yitiren 9 yaşındaki Oğuz Arda’nın annesi Mısra Öz Sel konuşmaya başladı. Bir yıldır bu günü beklediğini söyleyen Sel, “Evladımı gözümün nurunu eline çöp batmadan büyüttüm 9 yaşına kadar. Babasıyla ayrıldığımız için hafta sonu vakit geçireceklerdi. Ne yazık ki güvenerek yapılmasını beklediğimiz hatta ben pırıl pırıl evladımı bıraktım. Oğlum beni görüntülü aradı ve fotoğraf attı. Dönüşte de aradı geleceğini söyledi ama gelemedi. Neden? İhmaller yüzünden. Araçta emniyet kemeri takan çocuğumun kemerinin olmadığını gördüm, kendini güvende hissediyor musun dedim, bir şey olmaz trende dedi. Haberlerde gördüm ve yola çıktım. Ben çıktığımda yayın yasağı gelmişti. Saat sekizde olay yerine ulaştım. Jandarmaya yalvararak su taşıyan bir araca binerek olay yerine gittim. Bu suyu kime getirdiniz yaşayan kimse yok ki dediler. Ellerinde pizza kutularıyla yemek yiyen görevlileri gördüm. Acıkmışlardır tabii” diye konuştu.

‘BİR ANNENİN OĞLUNU POŞETTE GÖRMESİ KADAR ACI BİR ŞEY YOKTUR’

Kazanın ardından ailelere çocuğunuz, eşiniz şu hastanede diyerek telefonlar geldiğini bunların da asılsız olduğunu belirten Sel, “Bizi kaza alanından uzaklaştırmak için yalan ihbarda bulundular” dedi. Sel sözlerini şöyle sürdürdü:

“Savcılar, bilirkişilerin nasıl böyle bir katliamda ulaştırma bakanlığı ve devlet demir yollarıyla bağlantısı olduğunu bilirken bunları atadılar. 13 nolu poşetin içinde a,b, c diye ayrılan poşette benim çocuğum vardı. Hiç mi vicdanları sızlamadı da bu dört kişiyi buraya getirdiler. Üst düzey bürokratların dışarıda gezmesini sağlarken hiç mi utanmadılar. Sizler de bir annenin evladısınız. Bir annenin evladını poşetin içinde görmesi kadar acı bir şey yoktur. Ben sosyal medyada bir yerlere seslenirken Ulaştırma Bakanı evladını kaybeden anneyi sosyal medyada engelliyor. Bu katliamdan sorumlu genel müdür bu annenin sesinin duyurulmasını istemiyor. Bu acıyı yaşatan bilirkişilerden, İsa Apaydın’dan, dönemin Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan’dan, TCDD Taşımacılık ve altındaki tüm çalışanlardan şikayetçiyim. İddianameyi kabul etmiyorum.”

TCDD TAŞIMACILIK A.Ş. YÖNETİMİ DE DAVAYA MÜDAHİL OLMAK İSTEDİ

Mağdur ve müşteki ifadelerinin ardından 20’nin üzerinde baro müdahillik taleplerini mahkeme heyetine iletti. Mağdurların üst düzey yöneticilerinin yargılanmasını talep ettiği TCDD yönetimi de avukatları aracılığıyla davaya müdahil olmak istediklerini heyete iletti.

‘TCDD’NİN KATILMA TALEBİ KABUL EDİLEMEZ’

Mağdur avukatlarından Can Atalay yeni delillerin ortaya çıktığını belirterek mahkeme heyetinin yeni suç duyurularında bulunmasını talep etti. Atalay, “Sanıkların anlatımıyla bu sorumluluğun yukarıya doğru gittiği ortadadır. Yukarıdan başlanarak yargılama yapılmalıdır. TCDD’nin katılma talebi kabul edilemez. Bu insanların acısıyla dalga geçer gibi katılmayı talep ettiler. Sistemik, insan hayatını hiçe sayan, sadece parayı öne alan kamu idaresinin katılma talebi ayıptır. Bunun kabul edilmesi hukuka aykırı olacaktır” diye konuştu.

‘BU İKİ UTANMAZIN İSMİNİ KİM VERDİ?’

İddianamede yer alan bilirkişi raporunun hazırlayan Mustafa Karaşahin ve Sıddık Yarman’ın isimlerini başsavcılığa kim tarafından verildiğinin tespit edilmesi gerektiğini söyleyen avukat Atalay, “Bu iki utanmazın ismini kim verdi?” diye sordu.

Atalay bilirkişi raporunu hazırlayan isimlerin belirlenme sürecinin ortaya çıkarılması için HTS kayıtlarının dosyaya katılmasını ya da başsavcının tanık olarak ifade vermesini istedi. Öte yandan Atalay’ın talepleri arasında sorumluluğu bulunan tüm görevliler hakkında mahkemenin suç duyurusunda bulunması da yer aldı.

SAVCILIK TCDD TAŞIMACILIK A.Ş.’NİN KATILMA TALEBİNİN REDDEDİLMESİNİ İSTEDİ

Duruşma savcısı ara kararı için mütalaasında Tekirdağ Barosu ve TCDD Taşımacılık A.Ş.’nin müdahillik talebinin reddedilmesini, üniversitelerden bilirkişi raporu için öğretim üyesi listesinin istenmesini istedi. Listenin ardından suç duyurusu taleplerinin görüşülmesini talep eden savcı, sanık Celaleddin Çabuk’un adli kontrolünün de kaldırılmasını istedi.

Savcılığın mütalaasının ardından sanıklara ara karara ilişkin söz verildi. Sanık Özkan Polat beraatini isterken, Polat’ın avukatı “aralarında menfaat ilişkisi vardır” diyerek TCDD Taşımacılık A.Ş.’nin müdahillik talebinin reddedilmesini istedi.

Sanık Çetin Yıldırım, “Bu sabah müşteki yakınlarından bir arkadaş dün kendilerinden başsağlığı dilemediğim için uyarıda bulundu. Çok haklılar. Yaralılara geçmiş olsun, ölenlerin mekanı cennet olsun. Müşteki avukatların suçlamalarını kabul etmiyorum” dedi. Sanıklar Celaleddin Çabuk ve Turgut Kurt suçlamaları reddederek beraatini talep etti.

ÇORLU DAVASINDA MAHKEME ARA KARARINI VERDİ

Çorlu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi üçüncü duruşmanın sonunda açıkladığı ara kararında mağdur ve müştkilerin davaya katılma talebinin kabullerine, Çorlu Cumhuriyet başsavcılığına müzakere yazılarak soruşturma hakkında bilgi istenmesine, bilirkişiler hakkında suç duyurusu yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi istenmesine, TCDD’ye yazı yazılarak organizasyon şemasının istenmesine, yine TCDD’ye yazı yazılarak son 50 yıllık bakım onarım işlemlerinin istenmesine karar verdi. Öte yandan mahkeme heyeti suç duyurusu talebinin deliller toplandıktan ve keşif raporunun ayrıntılı incelenmesinden sonra görüşülmesine, sanık Celaleddin Çabuk’un adlı kontrolünün kaldırılmasına TCDD Taşımacılı A.Ş’nin davaya katılma talebinin reddine karar verdi. Davanın dördüncü duruşması 10 Aralık 2019 tarihine ertelendi.

İKİNCİ DURUŞMADA NE OLDU?

Çorlu tren kazasının dün (10 Eylül) yapılan ikinci duruşmasında TCDD 1’inci Bölge Müdürlüğü Halkalı 14’üncü Demiryolu Bakım Müdürlüğü’nde Demiryolu Bakım Müdürü olarak görev yapan Turgut Kurt, Yol Bakım Şefliği’nde Hat Bakım ve Onarım Memuru olarak görevli Celaleddin Çabuk Çerkezköy Yol Bakım Şefliği’nde Yol Bakım ve Onarım Şefi olan Özkan Polat ile Köprüler Şefi Çetin Yıldırım’ın savunmaları alındı.

Sanıkların kendilerinin kazada sorumluluklarının bulunmadığı yönündeki ifadelerinde sorumluluğu bulunanlar olarak TCDD üst düzey yöneticileri ile Ulaştırma Bakanlığı yetkililerine ilişkin ifadeleri dikkat çekti. Sanık avukatları da savunmalarında kazada sorumluluğu bulunan üst düzey yöneticilerin yargılanmasını talep etti. Mağdur avukatlarının sanık Celaleddin Çabuk dışındaki 3 sanık hakkında tutuklama talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi.