İzmir'de Suruç Katliamı anması

Suruç Katliamı'nın dördüncü yılında, İzmir'de bir araya gelen gençlik örgütleri, sivil toplum üyeleri ve milletvekilleri anma eylemi yaptı. 10 Ekim katliamından yaralı olarak kurtulan Mustafa Özdağ, burada yaptığı konuşmada, "Bu ülkede birilerinin canı istediği zaman düğmeye basıp, topluma korku salmak adına yaptıkları katliamlar, her zaman birilerinin iktidarını sürdürme anlayışıyla yapılmıştır. Şimdi bizler bu katliamların sadece bizim önümüze atılan birkaç tetikçinin ceza alması ile değil tüm faillerinin yargılanmasını için mücadele etmeliyiz" dedi.

İZMİR – 33 kişinin yaşamını yitirdiği, 100’ü aşkın kişinin de yaralandığı Suruç Katliamı’nın yıldönümünde İzmir’de gençlik örgütleri bir araya geldi. İzmir Müzisyenler Derneği’nin katılımıyla Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde gerçekleşen anmada, “Yaşasın Devrimci Dayanışma”, “Suruç’un Hesabı Sorulacak”, “Katillerden Hesabı Gençlik Soracak” sloganları atıldı.

Gençlik Örgütleri adına basın açıklamasını okuyan Uğurcan Akyol, Suruç katliamının yaşadığımız topraklar için bir dönüm noktası olduğunu dile getirerek “Suruç, binlerce insanı aramızdan alan savaş politikalarının patlayan ilk bombası oldu. Hatta çok geçmeden 10 Ekim’de Ankara Gar’ı önünde yine yüzlerce arkadaşımızı ve insanımızı kaybettiğimiz yeni bir katliam gerçekleşti. Bugün geldiğimiz nokta şunu çok açık gösterdi ki; o gün Suruç’ta patlayan bomba bu topraklarda yaşayan tüm halklara ve özgür yarınlar düşlerine yapılmış bir saldırıydı” dedi.

‘CEZASIZLIK KÜLTÜRÜ BU ÜLKEDE BİR DEVLET POLİTİKASI’

Açıklamada ilk sözü TİHV İzmir Şubesi’nden Coşkun Üsterci aldı. “33 düş yolcusunun yaşamını yitirdiği bu olaya savaştan yıkılmış bir kenti onarmak, savaş travması ile düşlerini yitirmiş çocuklara umut olmak için sosyalist gençler Suruç’a gelmişlerdi,” diyen Üsterci, “Bu ülkenin tarihinde defalarca benzerini gördüğümüz bir komplo gerçekleşti 4 yıl önce. Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak ağır travmatik sürecin sonrasında başka sosyal dayanışma ağları oluşturarak katliamdan sağ kurtulan arkadaşlarımıza, fiziksel ve ruhsal sağlığa erişim konusunda destek olmaya çalıştık. İyilik hali insanın biyolojik, psikolojik ve sosyal bütünlüğünü sağlamaktan geçiyor. Psikolojik ve biyolojik olarak gerekli destekler verilebilir ama bu tür katliamları yaşamış, ağır insan hakları ihlaline uğramış kişilerin incinen adalet duygusunun da onarılması tam bir iyilik haline ulaşmak için gerekli. Maalesef cezasızlık kültürü bu ülkede bir devlet politikası. Deliller ortada olduğu halde adalet bir türlü yerine gelmedi. Ama insan hakları savunucuları olarak herkes için adalet gerçekleşinceye kadar sonuna kadar peşinden koşacağız” diye konuştu.

‘BİRKAÇ TETİKÇİNİN DEĞİL TÜM FAİLLERİN YARGILANMASI İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ’

10 Ekim katliamından yaralı olarak kurtulan Mustafa Özdağ konuşmasına Suruç’ta yaşamını yitirenleri anarak başladı. Özdağ, “Bu ülkede birilerinin canı istediği zaman düğmeye basıp, topluma korku salmak adına yaptıkları katliamlar, her zaman birilerinin iktidarını sürdürme anlayışıyla yapılmıştır. Şimdi bizler bu katliamların sadece bizim önümüze atılan birkaç tetikçinin ceza alması ile değil tüm faillerinin yargılanmasını için mücadele etmeliyiz” dedi.

‘SARAY HENÜZ YERİNDE DURUYOR’

Suruç’un bu ülkenin kaderine yapılmış ağır bir cinayet olduğunu söyleyen HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise şunları söyledi:

“31 Martta saray ve işbirlikçi iktidar blokuna ağır bir darbe vuruldu. İstanbul seçimlerini kabul etmediler. Tekrar ettirdiler ve 23 Haziran’da bir darbe daha vuruldu. Ve insanlarımız, bu ülkenin halkı bu ülkeyi oluşturan çoğunluğu bu seçim sonuçlarından sonra sanki ağır bir kabustan kurtulur gibi, bir kötü rüyadan uyanır gibi kafasını kaldırdı ve sokağa, hayata umutla baktı. Çünkü o kadar ağır bir sürecin içinden çıkılmıştı ki yenilmez sanılanların altındaki taşların teker teker kaydığını, toprağın taşırdığını fark etmişti. Bunu biz de fark ettik. Ama görmek ve kabul etmek gerekiyor, Saray henüz yerinde duruyor. Bütün her şeyi yapma potansiyeliyle duruyor. O yüzden Suruç’u anmak demek aslında onların neler yapabileceğini anlamak demektir.”

!SURUÇ AĞIR BASKI SÜRECİNİN BAŞLAMA NOKTASIDIR!

7 Haziran seçimlerinde “seni başkan yaptırmayacağız” diyen bu ülkenin çoğunluğunun Erdoğan’a dur dediğini ifade eden Piroğlu şöyle devam etti:

‘’Erdoğan, onun hükümeti ve onun emrindeki herkes kanlı bir sürecin başlamasının önünü açtılar. Önce Suruç geldi. Sonra Ankara, Antep ve İstanbul’un değişik yerlerindeki bombalamalar. Sur, Cizre, Nusaybin ve sonra uydurulmuş bir darbe. Binlerce insan öldürüldü. Şehirler yakıldı. Ülke bir kan gölüne çevrildi. Ve 7 Haziran’ın rövanşı bu ülke halkının kendi iradesi bu kanlı olaylardan sonra 1 Kasım’da elinden alındı. Ve ardından da çok ağır bir süreç işletildi. On binlerce insan tutuklandı. Yüz binlerce insan işlerinden atıldı. Ülkedeki herkes kendi yaşam güvenliğinden şüphe eder hale getirildi. Suruç, o ağır baskı sürecinin başlama noktasıdır. Suruç’a sahip çıkmak demek bu tarihsel ve kanlı sürecin tekrar yaşatılmasını engellemek demektir. Bu yüzden Suruç, orada hayatını kaybeden 33 devrimci değildir. Suruç bu ülkenin kaderidir. Suruç bu ülkenin kaderine yapılan ağır bir cinayettir. Suruç’un hesabını sormak demek bütün hayatın arkasındaki gerçek ilişkileri açığa çıkarmak demektir. ‘’

‘SURUÇ GENÇLİK MÜCADELESİNE YAPILAN SALDIRILARIN DEVAMIYDI’

4 yıl önce yola çıkan arkadaşlarının Suruç’ta uğradıkları katliamı anlatan Akyol, “Gezi’nin çocukları İŞİD çeteleri tarafından yıkılmış bir kenti yeniden inşa etmek üzere yola çıktılar. Yanlarında çocuklara götürdükleri oyuncaklar, gençlere götürdükleri kitaplar ve bombalarla yıkılmış kentin sokaklarını yeşertecek fidanlar vardı. IŞİD vahşetine karşı beraber savundukları insanlığı, şimdi yeniden inşa etmeye gelmişti sıra. Tıpkı bundan yıllar önce Deniz’lerin kurduğu kardeşlik köprüsü gibi halkların arasına özgürce beraber yaşamanın tohumlarını ekeceklerdi. Fakat bu topraklarda daha önce de Maraş’ta, Sivas’ta, Roboski’de olduğu gibi karanlık eller, gelecek güzel günleri yok etmek için Suruç’ta yeni bir katliama giriştiler. Bu yıllar yılı büyük bedellerle büyümüş gençlik mücadelesine yapılmış saldırıların bir devamıydı. Suruç Katliamı’nda aynı sokakları adımladığımız 33 arkadaşımızı aramızdan aldılar. 100’den fazla arkadaşımız yaralandı” diye konuştu.

‘BİZLERE DAYATILAN KARANLIĞI KABUL ETMİYORUZ’

Suruç katliamı sonrasında gençliğe yapılan saldırıların bitmediğini hatırlatan Akyol, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Suruç’ta yaralanan arkadaşlarımız, Suruç anmalarına katılanlar, Suruç için adalet isteyen neredeyse herkes defalarca gözaltına alındı, tutuklandı ve işlerinden atıldılar. Evlatlarının yasını tutan ailelerimiz dahi bu gözaltı-tutuklama cenderesinden nasibini aldı. Uzun süre katliam için hukuki süreç bile işletilmedi. Gençlik olarak hep birlikte verdiğimiz ısrarlı adalet mücadelesi sonucunda dava açıldı ve duruşmalar başladı. Hep birlikte adalet için yollara düştüğümüz duruşma, sanıksız ve “oldubitti” bir yargılama ile devam ettirilmeye çalışılıyor. Suruç’ta yok edilmek istenen, gençliğin mücadelede açtığı ve açacağı yollardı. Gençlik olarak bizlere dayatılan karanlığı kabul etmiyoruz. Hep beraber güzel günlere olan umudumuzla lise sıralarından kampüslere, sokaklardan meydanlara adım adım özgür yarınları kuracağız. Suruç’ta kaybettiğimiz 33 düş yolcusuna sözümüz “devrim” olacak!”