Diyarbakır’da mektup heyecanı(!)

Anadolu Ajansı’nda yayınlanan haber, adı sanı bilinmeyen bir akademisyenin İmralı Adası’ndan getirdiği mektup, hatırı sayılır bir ilgi gördü. Meselenin öznesi Kürtlerdi elbette ama öyle görünüyor ki en az heyecanlanan yine Kürtler oldu. Yeni bir çözüm sürecine dair bir ışık olabilir miydi bu gelişmeler? Bu soru heyecan yarattı ancak öte yanda konuşulanlarla pek ilgilenmediler.

Vecdi Erbay  verbay@gazeteduvar.com.tr

DİYARBAKIR – Keko Yoldaş’ın bir adamı, bir orakla yola bakan ağaçların dallarını buduyordu. Bir diğer çalışanı kopan dalları yolun öbür tarafına atıyordu. Yolun öbür tarafı Hevsel Bahçeleri’ydi ve yemyeşildi. Yalnız yola yakın tarla mor renkteydi. Garson, mor bitkilerin reyhan olduğunu söyledi.

Ağaçların budanma zamanı mıydı, bilmiyordum. Neden buduyorlardı ağaçları? Garson, “Bahçe hava alsın diye” dedi. Hevsel Bahçeleri’nden gelen havayı engelliyormuş ağaçların yaprakları. Doğru söylüyordu muhtemelen ama dallara vuran her orak darbesi insanın içini acıtıyordu.

Gazi Caddesi’nden Mardinkapı’ya, oradan da Keko Yoldaş’a kadar yürümüştüm. Öğleye kadar insaflı olan Diyarbakır sıcağı, öğleden sonra bütün haşmetiyle çökmüştü şehrin üzerine. Ağaç gölgesinde soluklanmak iyi gelmişti ve akşamüstünün hafif serinliği kendisini hissettirmeye başlamıştı.

Anadolu Ajansı Abdullah Öcalan’ın mesajına yer vermiş, ardından adı sanı duyulmamış bir akademisyen İmralı’dan getirdiği bir mektubu kameraların karşısında okumuştu. Dün akşamdan beri, sanırım herkes gibi, benim aklımda da bu gelişmeler vardı. Neler oluyor? İstanbul’da yaşayan Kürtlerin sandık başına gitmesine saatler kala Öcalan’ın mektubu İstanbul seçimine müdahale eder miydi? Ediyorsa neden?

BEYTULLAH’IN GÖNLÜ İMAMOĞLU’NDAN YANA

Reyhan bahçesi enfes kokuyordu. Gazi Caddesi’nde görüp alamadığım kara hübür dutları enfesti. Ama vakit akşama doğru devrilirken nemli bir hava bunaltmaya başlamıştı. Yine de Dicle’nin kenarında çay içmenin bir keyfi vardı elbette.

.

Garsonun adı Beytullah’tı. Allah’ın evi. Suriçi’nde oturuyordu ve liseyi yeni bitirmişti. Üniversite sınavlarına girmişti ama sonuçtan yana pek umutlu değildi. Ve bazı günler, müşteri varsa, gece saat 1 buçuğa kadar kafede çalışıyordu.

Beytullah Anadolu Ajansı’nın gece geçtiği haberi duymuştu ama “Sosyal hayatımız yok ki abi” diyerek haberle pek ilgilenemediğini söyledi. Dediğine göre Anadolu Ajansı insanların kafasını karıştırmak için böyle bir haber yapmıştı. Peki, insanların kafası karışmış mıydı acaba? “Öcalan bir şey demişse bir bildiği vardır” dedi Beytullah. Ama gönlü Ekrem İmamoğlu’ndan yanaydı. İstanbul’daki Kürtlerin İmamoğlu için oy kullanmasını istiyordu. Yine de Öcalan bilirdi, HDP bilirdi ve onların istediği olacaktı.

‘KÜRTLER DEZGEYE GELMEZ’

Çay bahçesinde yerler ve ağaçlar sulanmıştı. Hava biraz serinler umuduyla. Ama tersine bir şey olmuş, bütün gün güneş altında iyice ısınmış olan toprak suyla buluşunca nem oranını artırmıştı sanki.

Adam, “Avukatlar ve HDP açıklama yaptı, mesele kalmadı” dedi. Ona göre Anadolu Ajansı’nın haberi ile ilk defa gördüğü akademisyenin okuduğu mektup, AK Parti’nin bir oyunuydu. “Çok basit” dedi, adam “AK Parti Kürtlerin İmamoğlu’na seçimi kazandıracağını gördü. Şimdi nasıl ederim de sandığa gitmezler diye planlar yapıyor. Ama çok zor.”

Öcalan, örneğin AK Parti adayı Binali Yıldırım için oy kullanılmasını isteseydi, Kürtler ne yapardı? Böyle bir olasılığa ihtimal vermiyor adam. “Kürtler AK Parti’nin oyununa gelmez artık. Öcalan akıllı bir liderdir, seçime üç gün kalmış zaten, neden böyle bir açıklama yapsın ki. Kürtler dezgeye (tezgaha) gelmez artık.”

ÜÇÜNCÜ YOLCU MEHMET ALİ

Şehre dönme vakti geldiğinde akşam karanlığı çökmüştü. On Gözlü Köprü’den davul sesi sanki daha yakından geliyordu. Zurna çalan dede ile davul çalan torun da bir iki saat daha çalışacaklar, belki birkaç grup halay çekecek ve onlarda aldığı harçlıklarla evlerine döneceklerdi.

.

Dolmuş kalabalıktı. Gençlerin ellerinde telefonları vardı ve sosyal medyada paylaşmak üzere On Gözlü Köprü’de çektikleri fotoğrafları seçiyorlardı.

Mehmet Ali, öyle anlaşılıyor ki siyaseti yakından takip ediyordu. Dün geceden beri, yani Anadolu Ajansı’nın Öcalan’la ilgili haberinden bu yana gelişmeleri yakından izliyordu.

“Öcalan üçüncü yoldan söz ediyor. Bu doğru bir şey. Kürtler siyasette ne kadar güçlü olduklarını gösterdi. Şimdi sakin davranmaları lazım” diyor Mehmet Ali. Öcalan üçüncü yoldan söz etmek yerine doğrudan Binali Yıldırım için destek isteseydi, bütün Kürtlerin işi zor olacaktı Mehmet Ali’ye göre. Ama elbette Öcalan’ın böyle bir açıklama yapmayacağına inanıyor.

Anadolu Ajansı’nın haberi ile bir akademisyenin İmralı adasına gitmiş olması ise elbette Kürtler arasında bir heyecan yaratmıştı. Çünkü bir şey mi oluyor, yeni bir çözüm süreci mi başlıyor, diye düşünmüşler. “Çözüm için en ufak bir ışık bile heyecanlandırıyor insanları. Belki bu sefer iyi bir şey olur, diyorlar. Aslında AKP’den umudu kesmişler ama ne olur ne olmaz. İmralı’da ne konuştuklarını bilmiyoruz ki” diyor Mehmet Ali.

Esnaf adam, arada müşterilerin işlerini görüyor, para alıyor, para üstü veriyor Mehmet Ali. Ama hazır bir gazeteci bulmuşken derdini de anlatmak istiyor. “Bir de şu var” diyor, “Anadolu Ajansı’nda bir şey çıktı, herkes Öcalan’a ve Kürtlere saldırdı. Ulusalcılar, solcular, bazı Kürtler… Hepsi birden saldırdı, kimse beklemedi hele işin doğrusu nedir, diye. Bunlar muhalefet yapmasını da bilmiyorlar.”

Mehmet Ali’nin yanından ayrılırken aklımda Öcalan’ın, “Ben aldatmam ve aldatılmam” sözü vardı. Mehmet Ali ise arkamdan sesleniyor, son sözünü söylüyordu: “Hocam, her şey çok…”