Murat Yetkin: Atatürk belki daha fakir ama onurlu, sözü dinlenen bir Türkiye'yi kabul ettirdi

Gazeteci Murat Yetkin, 19 Mayıs 1919'un 100'üncü yılı için kaleme aldığı yazıda, "Belki daha fakir ama onurlu, söylediği söz ciddiyetle dinlenen bir ülke olarak kabul ettirdi genç Türkiye’yi dünyaya Atatürk" ifadelerini kullandı.

DUVAR – Gazeteci Murat Yetkin 19 Mayıs 1919’un 100’üncü yıldönümü vesilesiyle kaleme aldığı yazıda, Türkiye’nin bu süreçte geldiği noktayı masaya yatırdı. Mustafa Kemal Atatürk için “Batının emperyalist güçlerine karşı bir ulusu yeniden küllerinden doğurtan Atatürk, Batıyı ekonomik ve toplumsal yönden nelerin ilerlettiğinin ayrımındaydı” ifadelerini kullanan Yetkin, “Belki daha fakir ama onurlu, söylediği söz ciddiyetle dinlenen bir ülke olarak kabul ettirdi genç Türkiye’yi dünyaya Atatürk” diye yazdı. Yetkin, Türkiye’nin bugün ise ‘Ortadoğu bataklığına saplanmış’ bir ülke olarak görüldüğü yorumu yaparak, “Bu dönemde, Atatürk’ün veciz sözünden alınarak Türk Dış Politikasının esasını oluşturan “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin hasar aldığına tanık oluyoruz” dedi.

Murat Yetkin yazısından bir bölüm şöyle:

“Bir zamanlar Avrupa Konseyinin kurucu üyesi olan, Avrupa’nın Doğu’ya açılan kapısı sayılan Türkiye, bugün Orta Doğu Bataklığına saplanmış bir ülke olarak görülüyor ne yazık ki. Özellikle 2010 sonunda patlayan ve Arap Baharı adı takılan isyanlarda, özellikle de Suriye iç savaşına müdahil olmasıyla bu görüş koyulaşıyor. Suriye iç savaşında izlenen ve artık vaz geçilmek istense de geçilemeyen siyaset sadece Türkiye’nin adını –vatandaşların çoğunu utanç içinde bırakarak- bir takım Selefi terör örgütleriyle aynı cümle içinde anılmasına yol açmakla kalmadı.

Evet, ülkede terörü de çok daha kanlı boyutlarla azdırdı ama asıl en yakın müttefiki ABD ile karşı karşıya getirdi. Evet, ABD’nin IŞİD’e karşı PKK’yı müttefik belirlemesi ağır bir hatadır. Öte yandan 1999’da PKK liderinin yakalanmasında en büyük yardımı yapan da aynı ABD idi. Türkiye Rus yapımı füzeler nedeniyle ABD ile ortak ürettiği silahları alma mücadelesi de veriyor ve Rusya ile de işler sanıldığı kadar iyi değil. Bu dönemde, Atatürk’ün veciz sözünden alınarak Türk Dış Politikasının esasını oluşturan “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinin hasar aldığına tanık oluyoruz.

‘IMF’YE HESAP VERİLMEK İSTENMİYOR’

Ekonomideki gidişi olumluya çevirme işini Erdoğan’ın Hazine ve Maliye Bakanı olarak atadığı damadı başaramadı. Enflasyon, işsizlik, faizler, ödemeler dengesindeki açık, hepsi birden yükselişte. Erdoğan’ın iş başına geldiği 2002’de ABD doları 1,5 liraydı. Çok değil, 2013’te Erdoğan Gezi protestolarının doları 1,85’ten 1,92’ye çıkarttığından yakınıyordu; bugün 6 lira. Erdoğan IMF ile sağlam para sağlayıcı bir anlaşmaya sadece ideolojik nedenlerle yanaşmıyor değil; alınan paranın nereye kullanıldığının hesabını vermek de istemiyor, yani şeffaflık sorunu da var. Devlet ihale yasasının Erdoğan’ın 2007’ye dek uygulamak durumunda kaldığı IMF programı döneminden bu yana günün ihtiyaçlarına göre yüz kereden fazla değiştirilmesi buna örnek gösteriliyor.

Bunlar tabii yaygın bir şekilde yazılıp konuşulamıyor. Medya kuruluşlarının yüzde 90 kadarının sahipliği Erdoğan yörüngesindeki iş insanlarında.

‘ATATÜRK 1930’LU YILLARDA ÇÖZÜMÜ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE GÖRMÜŞTÜ’

Etrafındaki siyasiler “Basın da her şeyi yazıyor” diye yakınıp önlem istediğinde Atatürk’ün yanıtı “Basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunların çözümü, yine basın özgürlüğüdür” cevabını vermişti, tarih 1930’lardı.

Bugün 19 Mayıs’ın 100’üncü yılında, Türkiye’nin iyi geleceğine inanan bir gazeteci olarak Mustafa Kemal Atatürk’ü bu özlü sözüyle de hatırlamak istiyorum. 19 Mayıs’ın ilk yüzüncü yılı hepimize kutlu olsun.”

YAZININ TAMAMI