100 beyaz tülbent eylem olur

Özdemir Asaf, “Bütün renkler hızla kirleniyordu/Birinciliği beyaza verdiler” demişti şiirinde. Ama yerlerde sürüklenen annelerin başındaki tülbent aylardır tertemiz, bembeyaz.

Google Haberlere Abone ol

DİYARBAKIR - Özdemir Asaf, “Bütün renkler hızla kirleniyordu/Birinciliği beyaza verdiler” demişti ve onlarca kişinin boynunda, başında bembeyaz, hiç kirlenmeyecek gibi görünen tülbent vardı. Diyarbakır’da, 1 Mayıs kutlamasının gerçekleşeceği alana, bu beyaz tülbentle girmek istiyorlardı. Ama polis kontrol noktasını geçemiyorlardı.

Polis, “Olmaz” diyordu, “Bununla giremezsiniz.”

“Neden?” diye soruyordu insanlar, haklı olarak. Polis, çok pratik bir cevap veriyordu: “Çünkü yüz kişi bunu boynuna takarsa eylem olur.”

Eylem yasaktı, polis buna izin veremezdi. Boynunda beyaz tülbent taşıyanların, “Bu beyaz tülbent barışı simgeliyor, barışı mı yasaklıyorsunuz?” sorusuna karşılık, yine “Yasak” cevabı veriliyordu. Tartışma uzayıp gidiyordu.

MEMLEKET NE YASAKLAR GÖRDÜ

1 Mayıs alanına boyunlarında beyaz tülbentle girmek isteyenlerin bir kısmı, polis engelini aşamayınca, polis bariyerlerine astılar beyaz tülbentleri. Polisle tartışmak çok uzun sürmüştü ve sonuç verecek gibi görünmüyordu çünkü. Polisle tartışmak yerine polisi atlatmak yolunu tercih edenler de vardı. Birisi mesela, hemen yanımdan geçiyordu ve montunun koluna sakladığı beyaz tülbendi çıkarırken görmüştüm. Polisi bu şekilde atlatarak girmişti alana.

Mitinglere katılan insanlar bugüne kadar polisin değişik engeline takılmışlardı. Kimi zaman taşıdıkları pankartlar, posterler yasaklanmıştı, kimi zaman üç rengi bir arada bulunduran takılar nedeniyle gözaltına bile alınmışlardı.

Ama bu kez durum farklıydı. Erkekler ve kadınlar boyunlarında, bazı kadınlar başlarında bir beyaz tülbentle miting alanına girmek istiyordu ve polis buna izin vermiyordu. Kırmızı, mor, sarı, siyah her renkle miting alanına girmek serbestti ama beyaz tülbent? “Yüz kişi bunu takarsa eylem olur” diyordu polis. Beyaz tülbent demekten imtina eden ve bu nedenle “Bunu” demeyi tercih eden polis, olası bir eyleme karşı önlem almaya çalışıyordu.

Ama yasak da olsa bir eylemin olacağı muhakkaktı.

BİR EYLEM OLACAKTI ELBETTE

Diyarbakır’da her yıl, “Newroz ruhuyla 1 Mayıs’a” diyerek mitinge davet edilir insanlar. 1 Mayıs mitinginin gerçekleştiği İstasyon Caddesi’ne Newroz kalabalığı sığmaz ama yine de öyle denirdi. Bu yıl böyle bir çağrı yapılmadı ve buna rağmen son 8 yılda Diyarbakır’da izlediğim en kalabalık 1 Mayıs mitingi gerçekleşti.

Bir eylem olacaktı elbette ve bu beyaz tülbent takan kadınların eylemi olacaktı. Beyaz tülbent takan kadınlar belki toplu olarak girmediler alana, sonra bir araya geldiler. Miting alanında kalan kaldırımda sessizce, yan yana oturdular. Belki yorgun oldukları için ya da güneşten sakınmak için oturuyorlardı.

Ama tertip komitesi “Barış Anneleri de aramızda” diye onları anons edince yorgun bacaklarına başka türlü bir güç geldi ve oturdukları kaldırımdan kalkarak ilerlediler sahnenin önüne doğru. Slogan da attılar, zılgıt da çektiler. Tülbentleri bembeyazdı. Sloganların ve alkışların arasından “Çocuklarımız ölüyor” çığlığı bir yakarış olarak sıyrılıyordu. “Çocuklarımız ölüyor” cümlesi aylardır gördükleri kabusu bir çığlık olarak biçimlendiriyordu, görünür yapıyordu.

Kadınlardan biri, bir beyaz tülbendi uzunca bir çubuğa bağladı ve o beyaz tülbendi miting boyunca salladı. Konuşmacılardan bitirilmesi için çağrıda bulundu ve “Kaybedecek bir dakikamız bile yok” dedi. Sahneyle miting katılımcılarının arasındaki polis barikatının hemen arkasındaki beyaz tülbentli kadınlardan biri var gücüyle karşılık verdi: “Bir dakika değil, kaybedecek bir saniyemiz bile yok.”

Bir eylem olacaktı elbette ve bu başlarına beyaz tülbent takan kadınların eylemi olacaktı.

BU ESNADA BAYILAN ANNELER

Konuşmalar bitti. Mitinge katılanlar dağılmaya başladılar. Başlarında beyaz tülbent olan kadınlar, belki ayrı ayrı gelmişlerdi miting alanına ama şimdi birlikte yürüyorlardı.

İstasyon Caddesi uzun bir caddedir. Kim yürüse bir baştan öteki başa yorulur. Başlarında beyaz tülbent olan kadınlar yaşlıydılar. Başka zaman olsa mümkün değildi belki bu caddeyi yürüyerek geçmeleri. Kol kola girerek, birbirlerinin acısına yaslanarak, sesleri duyulmayan çocuklarına ses olarak yürüdüler. Ofis semtine kadar.

İki polis barikatı geçtiler ve Ofis semtinde önleri TOMA’larla, zırhlı araçlarla kesildi. Etrafları kalkanlı polisler tarafından çevrildi. Kadınlar Koşuyolu Parkı’na gidecekler, eylemlerine orada devam edeceklerdi. Polis, kadınlara, “Kendinize yakışır şekilde dağılın” diye anons yapıyordu.

Çocukları açlık grevindeydi, ölüm orucundaydı annelerin ve polis, “Kendinize yakışır şekilde dağılın” diyordu. Alay mı ediyorlardı? Durumun farkında değiller miydi? Annelerin, “Çocuklarımız ölüyor” çığlığını hiç mi duymuyorlardı ki böyle ezber bir cümle kullanıyorlardı?

İyi niyetli, acemi ya da şehri sakinleştirmeye yönelik bir anonstu belki ama bu esnada anneler arasında baygınlık geçirenler oluyordu.

MÜDAHALEDEN DÜPEDÜZ SALDIRIYA

Beyaz tülbendin olduğu yerde bir eylem olacaktı, polis bunu Gebze’de yerlerde sürüklediği annelerden biliyor artık. Bu yüzden bir gün sonra Koşuyolu Parkı’nda toplanan annelerle yine karşı karşıya kaldı polis. Anneler açlık grevindeki, ölüm orucundaki çocuklarının taleplerini duyurmak için basın açıklaması yapacaklardı ve oturma eylemi gerçekleştireceklerdi.

Koskoca Koşuyolu Parkı’nın etrafını bilumum zırhlı araçlarıyla kuşattı polis. Açıklama yapmakta ısrar eden annelere müdahale etti, onları parktan uzaklaştırmak için Çelik Kuvvet falan bütün gücünü kullandı. Kimi müdahale işini kişiselleştirip mahalle kavgasına çevirdi. Literatürün dışına çıkmamak için kullandığımız “Müdahale”, bundan sonra düpedüz saldırı oldu işte.

Bu düpedüz saldırı kimin eseridir? Bu soruya fazla takılmadan ilave etmek gerekirse, gazeteciler de bu saldırıdan nasibini aldı, yolu parktan geçen beyaz tülbent giymiş kadınlar da.

BİR AYIBI YÜZE ÇARPMAK EYLEMİ

Başında beyaz tülbent olan annelerin olduğu her yerde eylem olacak. Açlık grevleri, ölüm oruçları bitinceye kadar. Bu uydurulmuş bir bilgi değildir, bir temenni hiç değildir.

Çünkü o hengamede bir annenin, “Bir anne evladının açlıktan ölmesini bekliyorsa bu bir devlet için ayıptır” dediği duyuldu. “Anneler bedenini eritse de çocuklarını kurtaracak” ve “Anneler durdurulamaz” dediği de duyuldu.

Özdemir Asaf, “Bütün renkler hızla kirleniyordu/Birinciliği beyaza verdiler” demişti şiirinde. Ama yerlerde sürüklenen annelerin başındaki tülbent aylardır tertemiz, bembeyaz.