'Gerilimi düşürme sorumluluğu hükümete'

Gazeteci Murat Yetkin, CHP lideri Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırıyla ilgili yazısında şöyle dedi: "Seçim sonuçlarının bir türlü kabul edilememesi, sindirilememesi, toplumu gerdikçe geriyor. Gerilim dün itibarıyla siyasi şiddete dönüştü. 'Değer mi?' sorusu giderek vicdan sahibi AK Partililerin zihninde de yer etmeye başladı. Gerilimi düşürme sorumluluğu hükümetindir."

DUVAR – Gazeteci Murat Yetkin, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının zamanlamasına dikkat çekti. Yetkin, kişisel web sitesindeki “Kılıçdaroğlu’na saldırı, hükümetin seçim yenilgisini iptale çalıştığı sırada yapıldı” başlıklı yazısında gerilimi düşürme sorumluluğunun hükümette olduğunu dile getirdi.

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’nın Çubuk ilçesinde, şehit asker Yener Kırıkçı’nın cenaze töreni sırasında 21 Nisan’da yapılan saldırının elbette kışkırtma boyutu da var. Ancak saldırının engellenmemiş olması, saldırganların Kılıçdaroğlu’nun darp edildikten sonra götürüldüğü evi taşlamaları, hatta “Yakın” çığlıkları atmaları akla linç girişimini getiriyor. Bu seçim sonrasının ilk siyasi şiddet eylemidir ve hedef ana muhalefet lideri olmuştur”  diyen Yetkin, İçişleri Bakanı Soylu’nun olayı kınayarak araştırılacağını söylemesinin sorumluluğunu azaltmadığını yazdı. Yetkin, Soylu’nun geçen yıl “Valilere şehit cenazelerine CHP’lileri almayın talimatı verdim” dediğini hatırlattı: Yetkin’in yazısı özetle şöyle:

 

“Peki, 2016’da PKK militanlarının suikast girişiminden kurtulan Kılıçdaroğlu bugün neden “PKK dışarı” sloganlarına muhatap olarak yumruklu, tekmeli saldırıya uğradı?

Bunda acaba 31 Mart seçim kampanyasında artık “hükümet bloku” diyebileceğimiz AK Parti-MHP ittifakının CHP-İYİ Parti ittifakını PKK ile işbirliği yapmakla suçlamasının hiç mi payı yoktu? Seçim kampanyası sırasında, CHP adayı Mansur Yavaş’ın kazanması halinde ertesi gün PKK militanlarının elektrik ve su tahsilatına geleceğini söyleyen AK Parti adayı, eski Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki değil miydi? Bu saldırıdan bir gün önce, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı’nın “kızgın demiri soğutma” söylemine, o kadar da acele etmemek gerektiği şeklinde karşı çıkmış olması da ilginçti; seçimi temel olarak ekonomi sorunları nedeniyle kaybetmiş olan Erdoğan’a, Bahçeli hâlâ “Beka” hatırlatması yapıyordu.

Aynı 20 Nisan günü, İstanbul AK Parti İl Başkanlığında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği bir toplantının ardından ise, İstanbul seçimlerinin KHK’lıların da oy kullanması nedeniyle iptal edilmesi, yenilenmesi gerektiği yolunda YSK’ya başvuru kararı çıkıyordu. Madem KHK’lıların oy kullanması yasaklıydı, YSK neden onlara seçmen kartı göndermişti? Akıllara durgunluk veren hesaplar yapılıyordu AK Parti saflarında: 14 bin küsur KHK’lı oy kullanmıştı, CHP’li Ekrem İmamoğlu ise 13 bin küsur farkla seçimi kazanmıştı, hatta diğer illerde de iptal istenebilirdi.
İstanbul’da İmamoğlu’nun öne geçtiği saate kadar seçimin ne kadar adil ve güvenli olduğunu söyleyen İçişleri Bakanı Soylu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, birden İçişleri ve Adalet bakanlıklarının kontrolünde yapılan seçimlerde şaibe öne sürmeye başlamışlardı.

Türkiye’nin beş büyük belediyesinin, özellikle de İstanbul’un AK Parti için anlamı büyük; hem siyasi, hem psikolojik, hem de belli ki mali imkânlar bakımından. Ancak seçim sonuçlarının bir türlü kabul edilememesi, sindirilememesi, toplumu gerdikçe geriyor.
Gerilim dün itibarıyla siyasi şiddete dönüştü. “Değer mi?” sorusu giderek vicdan sahibi AK Partililerin zihninde de yer etmeye başladı. Gerilimi düşürme sorumluluğu hükümetindir.
Doğruyu söylemek gerekirse CHP (ve ortağı İYİ Parti de) şu ana dek kışkırtmaya gelmedi. Bugün saldırıya uğrayan Kılıçdaroğlu gitti CHP Genel Merkezinde şişmiş gözüne rağmen güler yüzüyle sakince koltuğuna oturdu.”

YAZININ TAMAMI