Gebze-Halkalı banliyö hattı 500T'ye rakip olur mu?

Gebze-Halkalı banliyö tren hattı yerel seçimlere 19 gün kala Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın makinistliğiyle açıldı. Hatla ilgili yergiler ve övgüler sürmekteyken hattın bir ucundan diğer ucuna giderek durumu gözlemledik.
Gebze istasyonu

Şebnem Babat  sbabat@gazeteduvar.com.tr

İstanbul ulaşımını ‘rahatlatma’ vaadiyle açılan Gebze-Halkalı banliyö hattı 43 durağıyla iki yakayı ‘artık’ birbirine bağlıyor. Yarım asır önce açılan hat 2013’te kapatılmış, sürekli ertelenen açılış tarihi 2019 Mart’ı olarak son bulmuştu. 75 kilometrelik uzunluğa sahip banliyö treni, 98 kilometre yol kat eden ‘500T’ ( Tuzla Şifa Mahallesi-Cevizlibağ) efsanesine rakip olunur mu bilinmez ancak yolcu sayısı henüz karşılaştırılamayacak derece az. 87 duraklık 500T ise İstanbulluların gönlünde ‘taht kurmaya’ devam ediyor.

Hat yerel seçimler öncesi öyle ya da böyle açılmışken, İstanbul’un en sık kullanılan ve en yoğun noktalarından biri olan Yenikapı’dan hareketle banliyöye girmek istedik. Marmaray’ın mevcut istasyonları arasında yer alan Yenikapı’da her şey aynı görünüyordu, ta ki turnikelere kadar…

İstanbulkart’ı cihaza okuttuğumuzda 5 lira 20 kuruş eksildiğini gördük. Normal şartlar altında tam bilet 2 lira 60 kuruş olmalıyken güvenlik görevlisi, Marmaray’ın da metrobüs gibi iadeli sisteme geçtiğini söyledi. Banliyö hattının ortasından giriş yapmış olsanız da istasyon bazında ödeyebileceğiniz en yüksek ücret alınıyor, gidilen nokta sayısına göre iade makineleri size bir miktarı geri veriyor.

Halkalı yönüne binerek yolculuğumuza başladık. Ancak içimizde henüz taze olan bir korku yer alıyordu; ‘Ya bir kaza olursa?’… Üzerinden daha bir yıl geçmeyen Çorlu ve Ankara tren kazaları için acımız hala çok derinken, İstanbul gibi kalabalık nüfusta ‘halimiz nice olur’ diye düşünüyorduk o sırada tren geldi ve ‘Bism…’ diyerek bindik.

‘DAKİKA BİR GOL BİR’

Bir sonraki durak Kazlıçeşme’de yapılan anonsla treni boşaltmamız istendi. Bizi Kazlıçeşme’ye getiren tren geri dönecekmiş, Halkalı’ya götürecek olan Üsküdar’dan yeni hareket etmiş. Peronda bulunan bir teyzeye daha önce bu hattı kullanıp kullanmadığını ve hep böyle bekletilerek mi sefer yapıldığını sorduk. Yeni açıldığı için bazı aksamaların olduğunu ama zamanla düzeleceğini söyledi. ‘Siz nereye gidiyorsunuz?’ sorusuna ‘Halkalı’ya’ dedik ama bize ‘Yanlış yöndesiniz’ dedi. Çevredekiler ise ‘Teyze bu Halkalı’ya gider’ diyerek uyardı. Son dakikada diğer perona geçen teyze Halkalı’ya gitmekten kurtuldu. Kurtuldu çünkü; trenler İstanbul’un alışmış olduğu hıza pek ayak uyduramıyor ve dikkatsiz insanları başka noktalara savurabilme potansiyeli var.

Kazlıçeşme istasyonu

NEREYE GİDECEĞİNİZİN ÖNEMİ VARSA DİKKAT!

Yaklaşık 13 dakikalık bir beklemenin ardından 10 vagonlu büyük bir tren istasyona giriş yaptı. Vardığımız ilk istasyon Zeytinburnu oldu. Etrafa meraklı gözlerle baktığımız için nerede olduğumuzu fark edebildik ancak trenin içinde durak isimleri belirtilmiyordu. Her kapının üzerinde uzun bir istasyon listesi var ama okunmayacak derecede küçük. Trenin içindeki ekranlarda nerede olduğunuz da yazmıyor. Kulaklıkla yolculuk etmeyi seviyorsanız, uyuyakalma gibi bir durumunuz varsa ya da nereye gideceğinizi önemsiyorsanız dikkatli olmalısınız.

Kapıların üzerinde yer alan istasyon listesi

Duraklar ilerledikçe kimi zaman çıkan sesler, ani sarsıntılar, sağa-sola meyiller korkumuzu artırdı. Seslerden rahatsız olan başka kişiler de vardı ancak herkes beş saniye sonra normale dönüyordu. Konuşmaya çalıştığımız kişiler ya ‘Çok iyi oldu çok da güzel iyi oldu tamam mı?’ diyen internet fenomeni amca gibi geçiştiriyor ya da kulaklık olduğu için bizi duymuyordu bile. ‘İnsanlar, metro alışkanlığını çabuk edinmiş’ diye eleştirdik. Kafalarını önlerine eğip dışarıyı pek seyretmiyor, birbiriyle konuşmuyor, ‘İneceğim yer gelsin de çıkıp gideyim’ diye düşünüyorlar olsa gerek… Zaten trenlerin içi de metro düzeninde döşenmiş, yan yana sıralanmış koltuklar, pencerelere arkası dönük inşalar, geniş koridorlar var. Daha çok ayakta durmanızın istendiği bir trenmiş gibi görünüyordu. Yolcular için bu trenin en önemli özelliği telefonun çekmesi gibi görünüyor, dakikalardır hatta olmamıza rağmen herkes en ifadesiz yüzüyle telefonuna bakıyordu.

Yola çıkış noktamız olan Levent’ten bir saat sonra ‘Florya Akvaryum’ durağına varınca ilk alışveriş merkezimiz ‘ufuktan doğan güneş gibi’ göründü. Aqua Florya AVM, biraz ötede ‘Florya’ durağı olmasına rağmen hemen yanına bir durak açtırmıştı belli ki. Daha özenli çalışılmış bir istasyon vardı ancak umduğumuz kalabalığı bulamadık.

On dakika sonra birçok ray hattının ve treninin olduğu son istasyon Halkalı’ya varmış olduk. Halkalı yolcuları inerken binen yolcuların sayısı trene oranla azdı. 10 vagonlu tren ya yolculara bir beden büyük geliyordu ya da yolcular biraz daha artmalıydı. Hat üzerinde genel olarak böyle bir sorun vardı. Son duraklara yaklaştıkça yolcu sayısı oldukça azalıyordu.

Trenin içinden bir görünüm.

Tren burada yaklaşık 3 dakika bekleyerek Gebze istikametine doğru ilerledi. Geldiğimiz yolu geri giderken, Bakırköy istasyonu civarı yine ufak bir sarsıntı oldu. Yanımızda bulunan ve korktuğu belli olan 20-25 yaşlarındaki bir kadına, ‘Treni nasıl buldunuz?’ diye sorduk. Özellikle ilk bindiğinde daha çok tedirgin olduğunu belirterek, “Düzenli aralıklarla tuhaf bir ses çıkarıyor. Doğal mı bilmiyorum ama birkaç sefer de ciddi anlamda fren benzeri bir şey yaşamıştık. Sanki bir arıza varmış gibi hissettirdi ama bu tamamen önceki deneyimlerle alakalı olabilir” dedi. Trenin yavaş olduğunu da ekledi. Bu arada istasyon bilgileri hala verilmiyordu.

Küçükçekmece civarı…

METROBÜS ‘HAFİFLEMİŞ’

Kazlıçeşme’de bindiğimiz trenden hiç inmeden Halkalı’dan Yenikapı’ya geri döndükten sonra Sirkeci üzerinden Anadolu Yakası’na geçmiş olduk. Marmaray’ın mevcut durakları bitince karşımıza ‘cennetten düşen ilk metrobüs tanesi Söğütlüçeşme’ istasyonu çıktı. Fenerbahçe Stadyumu manzaralı noktamız en kalabalık yerlerden biriydi. Metrobüs hattının raylara vermiş olduğu sirkülasyonun karşılığında o hattı da merak ettik. Bazı yolcular metrobüste balık konserversi stilinde yolculuk yapmayı bir nebze olsun bıraktıklarını söylediler.

Avrupa Yakası’ndan ziyade Anadolu Yakası’ndaki eski tren istasyonları daha belirgin ya da ayakta kalabilmişler; ancak onlar kullanılmıyor, istasyonların yerine büyük üst geçitli veya alt geçitli merdivenlerle yan yollardan insanlar buraya aktarılıyor. İstasyonlar 10’lu vagonlar için uzun tutulmuş ancak, tarihi eser statüsündeki bu binalar demir yolunun yanında hala devam eden birçok inşaatın ve konteynerın arasında kayboluyor.

Banliyö hattından Yüksek Hızlı Tren’e (YHT) binmek isterseniz de sadece Halkalı, Bakırköy, Söğütlüçeşme, Bostancı, Pendik ve son olarak Gebze istasyonlarını kullanabiliyorsunuz. Yolculuğumuz sırasında sadece Pendik ve Halkalı’da YHT’ye rastlayabildik. Hat boyunca YHT geçişi için sadece bu duraklarda fazladan ray bulunuyor, kimi zaman banliyö YHT’nin geçişini beklemek zorunda kalıyor

Ücret tarifesi

‘İSTANBUL’A NEREDEN GİDİLİYOR?’

Banliyö treni ile Gebze’ye doğru ilerledikçe hat boyunca inşaatlar kesilmedi ama İstanbul’dan uzaklaştığımız belli oluyordu. Küçük şehirde ilerliyormuş hissi veren yolculuk tam iki saatin sonunda Gebze’de son buldu. Burada trenden inerek Gebzelilere durumu sorduk. İstasyondan çıkarken bir amcanın ‘İstanbul’a buradan mı gidiliyor?’ demesi bizim için oldukça şaşkınlık vericiydi. Göztepe’ye gitmek istediğini söyledi biz de onu perona yönlendirdik.

Gebze istasyonu etrafındaki esnaf, hattın açılmasından memnun görünüyordu. Özellikle yoğun saatler onlar için iyi gelmiş olsa gerek, 25 yıldır istasyon yanında lokanta işleten bir esnaf, “Biz çok memnunuz hepimize iyi geldi, zaman ilerledikçe daha fazla müşteri bekliyoruz” dedi. Yaklaşık bir saat sonra Gebze’den yeniden trene bindik ve yine 5 lira 70 kuruş bakiyemizden düşüldü. Yenikapı yönüne doğru ilerlerken Pendik’te bineceği treni karıştıran bir kadın bize ‘Süleymaniye’ye en kısa nasıl giderim?’ dedi. Anlaşılan insanlar treni kullanmak istiyorlar ama nasıl gideceklerini tam olarak bilmiyorlar. Ona Sirkeci istasyonunu önerdik ve daha önce hattı kullanıp kullanmadığını sorduk. Kapatılmadan önce yıllardır bu treni kullandıklarını söyledi. Ona göre kapatılan trenden tek farkı karşıya (Avrupa Yakası) geçiyor olmasıydı.

Gebze istasyonu

Söğütlüçeşme’ye geri döndüğümüzde bu sefer kalabalık daha fazlaydı. Gebze yönüne giden trende bir hayli insan birikmişti. Onlar gelen trene binerek gittiler ama biz ‘sinyal bekliyoruz’ anonsuyla 3 dakika istasyonda bekledik. Süleymaniye’ye gitmek isteyen kadın Sirkeci’de indikten sonra,  başladığımız noktaya bir durak kalmışken yüksek bir ses ve ani bir fren geldi. Zihnimizden bir saliseliğine geçen ‘Buraya kadarmış…’ düşüncesi, insanların korku dolu gözlerle birbirine bakmasıyla ‘Noluyoruz yaa?’ya bıraktı. Trenin içinden bir fısıltı yükselirken ‘korkusuz’ bir abimiz “Ehliyeti yeni almış yea korkmayın” diyerek yolcuları ‘sakinleştirdi’.

Söğütlüçeşme kalabalığı

SAĞ SALİM İNDİK ÇOK ŞÜKÜR (!)

Yenikapı durağında inerek bir “Oh be!” çektik. Bize göre yolculuk sağ salim bitmişti. Yenikapı temposuyla çıkışa doğru yöneldik ve karşımıza bir iade makinesi çıktı. Kartı okuttuğumuzda bize 50 kuruş bahşetti ve yolculuğumuz burada sona erdi. Gebze’den buraya 1 saat 20 dakikada gelmiştik. Söğütlüçeşme’den sonra artan kalabalığı arkamızda bırakarak yolculuğu düşünüyorduk… Bu hat zamanla 500T’ye rakip olur mu bilinmez; ancak güzergah farklılıkları olsa da insanların metrolarda karanlık duvarları seyretmeye alışması 500T’yi ‘aratıyor’.