Halkevleri Eş Genel Başkanı Aktaş: Halkevleri'nin varlığı iktidar için problem

Kamu yararına dernek statüsü ikinci kez kaldırılan Halkevleri'nin hukuk mücadelesi devam ediyor. Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş ve Hukuk Sekreteri Sercan Aran ile 2011'den bugüne yaşananları ve Danıştay'ın bozma kararına yönelik itirazlarını konuştuk.
Sercan Aran ve Dilşat Aktaş

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Halkevleri’nin “kamu yararına dernek” statüsü ikinci kez, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı’nın itirazı sonrasında Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu’nun bozma kararıyla kaldırıldı.

Danıştay’a karar düzeltme başvurusunda bulunarak statünün kaldırılmasına itiraz eden Halkevleri’nin Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş ve Hukuk Sekreteri avukat Sercan Aran ile 2011 yılından bugüne yargıdaki mücadelelerini konuştuk. Aran, Mülkiye başmüfettişlerinin hazırladığı denetim raporlarına yönelik itirazlarını Danıştay’a ilettiklerini belirtirken, Aktaş da kamu yararına yönelik faaliyetlerine devam edeceklerini söyledi.

‘SEÇİM ARİFESİNDE YAPILMASI BİR TAKTİK OLABİLİR’

Halkevlerinin kamu yararına dernek statüsünün kaldırıldığı yargı kararının 31 Mart yerel seçimleri öncesinde tebliğ edilmesinin nasıl bir anlamı var?

Dilşat Aktaş: 2011’de Bakanlar Kurulu kararıyla statünün kaldırılması da bir genel seçim öncesiydi. Hopa’ya gitmişti dönemin başbakanı ve halkın itirazıyla karşılaşmıştı. O dönemki saldırılarda yoğun atılan gazlar nedeniyle üyemiz Metin Lokumcu hayatını kaybetmişti. İlk kamu yararına dernek statüsünün kaldırılması bu dönemde gerçekleşmişti. (Ankara’da 2011 yılındaki Hopa olayları protestosu sırasında polislerin bizzat hedef alarak darp ettiği Dilşat Aktaş ağır yaralanmış ve bacağından ameliyat olmuştu. Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın kendisine hitaben sarf ettiği “kız mıdır, kadın mıdır!” sözleri tepki çekmişti.) Bu açıdan evet seçim öncesinde bu yöntemle bir saldırıyla karşı karşıya kalmış olduk. Burada kritik olan seçim öncesi olup olmaması değil muhalefetle kurduğu ilişkinin böyle bir şekil almış olması. Kendisine tehdit olarak gördüğü kim varsa bu yönteme devam edecek. Bir kriz koşulları içerisindeyiz. Krize karşı halkın haklarını savunan bir program yürütüyoruz. Krizin sonuçlarından etkilenen işçilerin, kadınların emeğinin hakkına sahip çıkıyoruz ve iktidar doğal olarak bunlardan da rahatsız oluyor. Seçim arifesinde yapılması bir taktik olabilir ama biliyoruz ki hangi tür taktik üretirse üretsinler gerçek gün gibi ortada.

‘HALKEVLERİ 87’İNCİ YAŞINI KUTLAYACAK’

Halkevleri’nin, kamu yararına dernek statüsünü kaybetmesiyle faaliyetlerini hayata geçirememe durumu söz konusu mu?

Dilşat Aktaş: Hayır. Kamu yararı bizim açımızdan sadece bir statü değildir. Temel bir ilkemizdir. Halkevleri’nin bugün varlık sebebi kamu yararıdır. Bizler faaliyetlerimize, bu statü varken olduğu gibi aynı şekilde yapmaya devam edeceğiz. Halkevleri insanların yaşam alanlarında olan bir halk örgütüdür. Oradan koparmak mümkün değildir. Örneğin şubelerimize mühür vuruldu fakat bizler mühürlenen mahallerde çalışmalarımıza devam ettik. Eğitim öğretim faaliyetleri engellendiğinde oradaki insanlar evlerinin kapılarını açtılar. Çocuklarla evlerde buluşuldu. Yine aynı şekilde devam edeceğiz.

Yakın süreçte 87’inci yılımızı kutlayacağız. Bununla ilgili de Ankara’da bir program hazırladık. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 16 Şubat’ta Halkevleri’nin tarihini anlatan bir sergi olacak ve 20 Şubat’a kadar herkesle buluşacak. Bunun yanı sıra 17 Şubat’ta çocuklarla ilgili bir dizi etkinliğimiz olacak. Yine 17 Şubat’ta kuşaklar buluşmasını gerçekleştireceğiz. 19 Şubat’ta yazarlarla buluşacağız ve 20 Şubat’ta Rutkay Aziz ve Taner Barlas’ın ‘Adalet Sizsiniz’ oyunu olacak. Buraya da kitap kampanyamız kapsamında bilet yerine kitap getirerek katılım sağlanacak. Tüm bunlar bile faaliyetlerimize kaldığımız yerden devam edeceğimizin bir göstergesi.

‘DOSYA ÜÇ YILDIR ATIL ŞEKİLDE BEKLİYORDU’

Halkevleri’nin kamu yararına dernek statüsü ilk olarak 2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kaldırıldı. Danıştay’ın iptal kararı, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı’nın itirazları sonrasında ikinci kez statünün kaldırıldığı 28 Aralık’ta size tebliğ edildi. Hukuki süreç nasıl gelişti?

Sercan Aran: 2011 yılında, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olduğu, Recep Tayyip Erdoğan’ın da Başbakan olduğu dönemde Bakanlar Kurulu kararıyla Halkevleri’nin kamu yararına dernek statüsü kaldırılmıştı. 2015’te Danıştay 10’uncu Dairesi, Bakanlar Kurulu kararının iptaline karar vermişti. Dönemin Başbakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kararı temyiz etti. Dosya üç yıldır atıl bir şekilde bekliyordu. 2 Ekim 2018’de Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu başkanlık seçimi oldu. Başkanlık seçiminden üç gün sonra 5 Ekim’de, dosyaya İçişleri Bakanlığı’ndan sunulan bir dilekçe girdi. Bu dilekçenin konu kısmında “Halkevleri Derneği” yazıyor ve sonunda da, “Dosyada verilecek karar kamu düzeni ve güvenliği açısından önem arz ettiğinden dosyanın öncelikli olarak incelenmesini talep ediyoruz” deniliyor. Biz de bunu bir yargıya talimat olarak değerlendirdik ve yorumladık. 5 Ekim tarihli evraktan bir süre sonra bozma kararı bize (28 Aralık’ta) tebliğ edildi. Bu bozma kararıyla birlikte Halkevleri’nin kamu yararı statüsü tekrar kalkmış oldu.

‘AYNI HEYET İDDİA VE İTİRAZLARIMIZI TEKRAR DEĞERLENDİRECEK’

Statünün ikinci kez kaldırılmasının ardından ilk olarak 9 Ocak’ta İçişleri Bakanlığı’na bir itiraz dilekçesi sundunuz. Önceki gün Danıştay’a karar düzeltme talebinizi içeren itirazını yaptınız. Bundan sonra hukuki süreç nasıl işleyecek?

Sercan Aran: Danıştay’ın itirazlar sonucu bozma kararının ardından bizim de Danıştay’a karar düzeltme başvurusunda bulunma hakkımız vardı. İdari Yargılama Usul Kanunu’na göre karar düzeltme başvurusu da şu şekilde işliyor, bozma kararını veren 11 kişilik bir heyet vardı, bu heyetin 3’ünün bizim lehimize oyuna karşı 8’inin oyuyla bu karar çıkmıştı. Yine bu 11 kişinin değerlendirmesine ve dikkatine sunan bir takım itirazlarımız ve iddialarımız oldu. Aynı heyet bizim iddia ve itirazlarımızı tekrar değerlendirecek. Karar düzeltme talebimiz de reddedilirse dosya tekrar ilk kararı veren Danıştay 10’uncu Dairesi’ne gidecek. 10’uncu Daire de bozma kararına uymak zorunda çünkü usule göre direnilemiyor. Böyle olması durumunda biz yine usulen Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu’na itiraz edeceğiz. Sonrasında da süreç, gerekirse Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar devam ediyor.

Danıştay’ın bozma kararına karşı iddia ve itirazlarınız nelerdi?

Sercan Aran: Öncelikle yargıya yapılan baskıya ve talimata istinaden itirazımız oldu. Bunun kabul edilemez olduğunu ifade ettik. İkinci olarak da kararda 2008 ve 2010 tarihli Halkevleri’nin aleyhine ve kamu yararı gütmediğine dair iki müfettiş raporu mevcut. Bu raporlardaki sorunlu yönleri vurguladık.

‘HALKEVLERİNE SALDIRI, METİN AKPINAR’A, RUTKAY AZİZ’E SALDIRIDAN FARKLI DEĞİL’

İçişleri Bakanlığının dava sürecine müdahil olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dilşat Aktaş: Bu yaşananlar 2011 yılında kamu yararı statümüzün kaldırılmasıyla başlayan bir süreç değil. Genel olarak burada muhalefete yönelik bir baskı söz konusu. Şu anda karşı karşıya kalınan durumda hukukun bir baskı aracına dönüştürülmesi sorunu var. Bugün İçişler Bakanlığı tarafından Halkevleri’ne yönelik yapılan bu sistematik saldırının da böylesi bir temeli var. Halkevleri’nin varlığı iktidar için bir problem. Her ne kadar iktidar olsalar da sosyal kültürel iktidar olamadıklarını kendileri de itiraf ediyorlar. Biz 90’larda parasız eğitim parasız sağlık kampanyasına başladığımızda, Türkiye’de kamusal alanın özelleştirilmesi noktasında neoliberal politikaların AKP eliyle nasıl uygulanacağına yönelik çok ciddi çalışmalar yaptık. Bu iktidar, bir toplum yaratmaya çalışıyor ve toplumun biat etmesini, iktidarın düşündüğü şeyin dışında herhangi bir şey düşünmemesini istiyor. Bugün Halkevleri’ne yapılan saldırı ne Metin Akpınar’a ne de Rutkay Aziz’e yapılan saldırıdan farklıdır. Halkevleri, bu memleketin değerleriyle özdeşleşmiş, tarihsel olarak da bunu muhafaza etmiş ve her dönemde de kendini yenileyen bir mekanizmadır.

‘HALKEVLERİ BİRÇOK ETKİNLİĞİNİ DAYANIŞMA VE GÖNÜLLÜ EMEĞİYLE ÇÖZÜYOR’

Halkevleri’ne dair denetim raporu hazırlayan Mülkiye müfettişlerinin başka raporlarla ilgili usulsüzlükler nedeniyle yargılandığını Danıştay’a itirazlarınızda dile getirdiniz. Halkevleri için hazırlanan denetim raporuna dair itirazlarınız neler?

Sercan Aran: Halkevleri’yle ilgili 2008 ve 2010 tarihli iki tane rapor var. 2008 tarihli rapor yaklaşık 80 sayfadan, 2010 tarihli rapor da 21 sayfadan oluşuyor. Her iki rapor da Dernekler Yönetmeliğindeki madde üzerine tartışma yürütüyor. Yönetmelik, bir derneğin kamu yararına dernek statüsünü devam ettirip ettirmediğini anlamak için gelirlerinin yüzde ellisinden fazlasını kamu yararı için harcamış olması gerekir diyor. İki rapor da Halkevleri’nin kamu yararı odaklı çalışmalar yapsa da gelirinin yüzde ellisinden fazlasını bunlar için harcamadığını söylüyor. Yönetmelikte bu madde şu açıdan problemli. Halkevleri birçok etkinliğini dayanışma ve gönüllü emeğiyle çözüyor. Çocukların öğle yemeğini bir aile getiriyor ya da kırtasiye masrafını satın almıyoruz bir esnaf bağışlıyor. Konser organize ettiğimizde bunu bir organizasyon şirketi yapmış olsa çok yüksek maliyetken biz bunları Halkevleri’ne insanların duyduğu güvenle dayanışma ile ücretsiz düzenliyoruz.

Bu çalışmaları dayanışma ve gönüllü olarak çözdüğümüz için buna dair bir gelir de olmuyor ve bir giderimiz de olmamış oluyor. Bunların tamamı göz ardı edilerek elde edilen gelir kira ve faturalar için harcanmış deniyor. Siz burada kağıt üzerinde kamu yararı yürüttüğünüze dair bir gider göstermediğiniz için kamu yararı faaliyetinizi yitirmişsiniz diyorlar. Bu hukuken tartışmalı olduğunu iddia ettiğimiz bir durum. Bunun yanı sıra 2008’deki rapor Halkevleri’nin sitesinde ‘Halkın Muhalefet Evleri’ yazdığını belirterek, Halkevleri’nin siyasi parti gibi hareket edip mevcut siyasi iktidarı yıpratıcı eylemlerde bulunduğunu ve halkı sokağa çıkardığını söylüyor. Her iki raporda da bunlar gibi soyut değerlendirmeler bulunuyor. Örneğin halkı sokağa dökmek dediği Anayasa’da tanımlanmış toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkıdır. Siyasi iktidarı yıpratıcı söylemler dediği de ifade hürriyeti çerçevesinde yapılanlardır. Biz dava sürecinde de bu iki hususu tartıştık.

‘İKİ İSİM DE GÖREVLERİNDE USULSÜZLÜK YAPTIKLARI İÇİN YARGILANIYORLAR’

Sercan Aran: Bozma kararı gelmesinin ardından bu raporları hazırlayan müfettişlerin akıbeti ne olmuş diye araştırdık. 2008 tarihli raporu yazan iki tane Mülkiye başmüfettişi var. Birisi Mustafa Üçkuyu diğeri de Ahmet Kaya. Üçkuyu, Hrant Dink davasında kamu görevlileriyle ilgili bir rapor tanzim etmiş ve kamu görevlilerinin hiçbir sorumluluğunun olmadığını belirtmiş. Bu raporun gerçeğe aykırılığı ortaya çıktığı için, gerçeğe aykırı rapor tanzim etmekten Üçkuyu tutuklanmış ve yargılanmaya devam ediyor. Diğer imzası bulunan Mülkiye başmüfettişi Ahmet Kaya ise İzmir’deki askeri casusluk dosyasının araştırılması esnasında hiçbir sorumluluğu bulunmayan askerlerle ilgili sahte delil üreterek sorumluluk atfetmekten ve yargılanmalarına sebebiyet vermekten önce ihraç edilmiş sonra da tutuklanmış ve yargılanmaya devam ediyor. Bu iki isim kendi görevlerinde usulsüzlük yaptıkları için yargılanıyorlar. Başka bir suç olsa dersiniz ki bu biraz paranoyaklık mı ama burada başka bir hassasiyet var. O dönem bu kişilerin yine birilerinin talimatıyla gerçeğe aykırı olarak Halkevleri’nin bu statüsünün kaldırılması için soyut rapor yazdığı çok açık.