Psikolog Elif Yavuz: Disleksi hastalık değildir!

Disleksi Farkındalık Haftası nedeniyle konuştuğumuz Türkiye Disleksi Erken Tanı ve Eğitim Vakfı Başkanı, psikolog Elif Yavuz ebeveynlere önerilerde bulundu. Yavuz, özel eğitimle çocukların sorun yaşamadan eğitimlerine devam edebileceklerini söyledi.

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Türkiye’de çok sayıda çocuk disleksi yani öğrenme güçlüğü yaşıyor. İçinde bulunduğumuz haftanın Disleksi Farkındalık Haftası olması nedeniyle uzmanlar toplumu, disleksinin bir zihin gelişimi sorunu olmadığını söyleyerek uyarıyor ve ebeveynlere önerilerde bulunuyorlar. Disleksi özellikle okuma-yazma becerisinde veya hafızada kendini gösteren bir tür öğrenme güçlüğü olarak tanımlanıyor. Tarihte Einstein, Mozart, Edison ve Leonardo da Vinci gibi birçok dahi ve sanatçının da dislestik olduğu biliniyor.

‘DİSLEKSİ ZEKÂ GERİLİĞİ DEĞİLDİR’

Disleksi Farkındalık Haftası’nda Türkiye Disleksi Erken Tanı ve Eğitim Vakfı (TUDİV) Yönetim Kurulu Başkanı, psikolog Elif Yavuz ile konuştuk. Eğitimcilere ve ailelere düşen sorumlulukları sıralayan Yavuz disleksi belirtisi gösteren çocuklarla yapılması gerekenleri anlattı.

Yürüttüğünüz kampanyalarda da ilk söylediğiniz disleksinin bir hastalık olmadığı. Tam olarak nedir disleksi?

Disleksi özel öğrenme güçlüğüdür ve bir hastalık değildir. Tedavisi de bulunmamaktadır. Hastalık olmadığı için de bir ilacı yoktur. Sadece özel eğitim ve terapilerle problemi minimuma indirebiliyoruz. Disleksi, kesinlikle zekâ geriliği değildir. Bir çocuğun disleksi tanısı alabilmesi için normal ve normal üstü zekâya sahip olması gerekiyor.

‘KESİN TANIYI ÇOCUK PSİKİYATRİSTİ KOYABİLİYOR’

Doğru tanı ne zaman ve nasıl konulabiliyor?

Maalesef çocuk ancak birinci sınıfa başladığı zaman koyulabiliyor. Çocuklar okuma ve yazmayı genellikle o zaman öğreniyorlar. Bir çocuğun genelde birinci sınıfın ikinci yarısında okuma ve yazmayı kavramış olması gerekiyor. Bizim çocuklarımız ise maalesef okuma ve yazma konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Ya okuyamıyorlar ya da yazamıyorlar. İkinci sınıfa da okuma yazma bilmeden geçiyorlar. Velilerin ve öğretmenlerin çocukta bir farklılık gördüğü zaman onları çocuk psikiyatristine yönlendirmeleri gerekiyor. Kesin tanıyı ancak çocuk psikiyatristi koyabiliyor.

Burada en önemli rol eğitimcilere ve velilere düşüyor…

Evet en önemli rol onlarda. Çocuklar yazıları genellikle ters yazıyorlar. 2’yi, 3ü, 5’i ve çok sık 9’u yönleri ters tarafa bakacak şekilde yazıyorlar. Harflerden ‘E’ harfini ters şekilde, ‘A’nın çizgisini farklı biçimlerde yapabiliyorlar.

Türkiye Disleksi Erken Tanı ve Eğitim Vakfı(TUDİV) Yönetim Kurulu Başkanı psikolog Elif Yavuz


‘TÜM ÇOCUKLARDA GÖZÜKEBİLİR’

Eğitim süreci nasıl işliyor?

Özel eğitimden başka bir çaremiz yok bu süreçte. Çocuğun tespit edilen seviyesine göre yoğun bir şekilde eğitim alması gerekiyor. Öğrenme modelini ortaya çıkardıktan sonra bire bir özel eğitimler alıyorlar. Öğretmen, aile ve özel öğretmen arasında üçlü bir saç ayağı işliyor. Ailelere bu süreçte diyoruz ki, “Lütfen çocuğunuzu hırpalamayın.” Aileler, okuyamadığı ya da yazamadığı anda çocuklarını hırpalamadan, hemen bir uzmandan destek almaları gerekiyor. Ebeveynlere hep söylediğimiz, “Çocuğunuzun zekâsal herhangi bir sorunu yok. Tamamen akademik anlamda sorun yaşıyor. Tüm çocuklarda gözükebilir. Bu çocuğun, eksik olduğunu göstermez.” Hemen bir uzmana başvurarak eğitime başlayın tavsiyesinde bulunuyoruz.

‘ARKADAŞLARIM BANA GÜLÜYORDU’

Okuyamayan ya da yazamayan çocukların en sık karşılaştığı bir diğer durum da akran zorbalığı, değil mi?

Disleksi olan 6 yaşındaki çocuklarla da 18 yaşındaki gençlerle de çalışıyoruz. “Ben okuyamıyordum, arkadaşlarım benimle dalga geçiyordu. Tahtada yazılı ödev konusunu defterime geçiremiyordum, arkadaşlarım bana gülüyordu” gibi tecrübelerini anlatıyorlar. Bir süre sonra notları kötü geliyor ve eğitim hayatlarında başarısız oluyorlar. Bunlar “tembel” ve “istese yapar” denilen çocuklar olarak adlandırılıyorlar. Birçok öğretmeni tenzih ediyorum ama bazı öğretmenler tarafından hırpalanmaya başlıyorlar. Bize başvuran veliler bunları aktarıyorlar. Ben de bir disleksi çocuk annesiyim örneğin. Kendi kızımın öğretmeni tarafından çok ciddi hırpalandığına şahit olmuştum. Öğretmen yolu açtığı için arkadaşları da üstüne gelmişlerdi. Benim çocuğum bu süreçte okuyup yazamadığı için ağır depresyon yaşamıştı.

Gelişim aşamasındaki çocukların bu gibi durumlarla karşılaşmaları geleceklerini de etkiliyor mu?

Çocuklar bu gibi durumlarla karşılaştıklarında, “Ben yapamam, ben başaramam, ben zaten böyleyim” diyerek kendilerini sosyal anlamda izole ediyorlar. Ama biz biliyoruz ki ağır diskleksi olup sonradan çok başarılı çalışmalar üreten insanlarımız var.

‘BU SÜREÇTE OLMAZSA OLMAZ MOTİVASYONUMUZ’

Disleksi ile karşılaşan ailelerin bunu kabul etmediği ve özel eğitime mesafeli oldukları durumlar da ortaya çıkıyor mu?

Bize ulaşan her veli, tanıyı yeni almış veli oluyor. “Benim çocuğum her şeyi yapıyor ama okuyamıyor” diyorlar. Bu ailelere, “Ben de diskleksiyim ama psikologum. Bu bir eksiklik değil. Sizin çocuğunuz da yapamayacak, edemeyecek bir çocuk değil. Bu bir çaba ve motivasyon gerektiriyor” diyorum. Bu süreçte motivasyonumuz olmazsa olmazımız. Her veliye söylediğim, “Lütfen çocuğunuzu motive edin, kötü sözler sarf etmeyin.” Çocuğunuza da sıkıntısının ne olduğunu açık bir şekilde söyleyin. Eğitim alacaksın ve düzeleceksin diyerek velilerin çocuklarıyla açık bir şekilde konuşmaları gerekiyor.

Vakfınız ne tür çalışmalar yapıyor?

Biz vakıf olarak disleksi eğitici eğitimleri düzenliyoruz. Yine disleksi test eğitimleri veriyoruz. Alan uzmanlarıyla çalışarak anne baba okulumuzda velileri, çocuklara nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitiyoruz. Zaman zaman çocuklarla bir araya gelerek etkinliklerde buluşuyoruz. Eskrim sporuyla ilgili bir çalışma hazırlığı içerisindeyiz. 15-16 Aralık’ta 4’üncü Uluslararası Disleksi Kongresi’ni Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde yapacağız. Vakfımız bünyesindeki Disleksi Özel Öğrenme Güçlüğü ve Hiperaktivite Derneği ile de eğitimlere ve çalışmalara devam ediyoruz.