İstanbul Barosu başkan adayı Gökhan Ahi: 3 temel hedefimiz var

İstanbul Barosu yeni başkanını seçmek için hafta sonu sandık başına gidiyor. 10 aday arasında yer alan Avukat Hakları Grubu'nun adayı Gökhan Ahi, öncelikli olarak 3 temel hedefleri olduğunu söyleyerek, "Bunlar her ne kadar herkesin dile getirebileceği sorunlar olsa da biz çözüm yolları geliştirdik ve projeler hazırladık" diyor.

Hacı Bişkin  hbiskin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – İstanbul Barosu’na başkan olmak için Avukat Hakları Grubu’nun adayı olan avukat Gökhan Ahi, projelerini, baro başkanı seçilirse avukatlar için neler yapacaklarını anlattı. Türkiye Barolar Birliği’nin bir hukuk kurumu gibi yönetilmediğini söyleyen Ahi, “Avukatlarımız yalnızca fiziki şiddetten değil, psikolojik şiddetten de son derece ciddi zararlar görüyor” dedi.

‘İstanbul Barosu’nda seçim adaylar konuşuyor’da dizimizde söz sırası Avukat Hakları Grubu’nun adayı avukat Gökhan Ahi’de…

‘3 TEMEL HEDEF…’

İstanbul Barosu’na neden başkan adayı oldunuz, seçilirseniz en çok üzerinde duracağınız konular hangileri olacak?

İstanbul Barosu’na başkan adayı olmamın yegâne amacı, avukatlık mesleğinin itibarını yükseltmek, İstanbul Barosu’nu 140 yıllık şanlı mazisine yakışır şekilde eski günlerine döndürmek ve elbette bunu yaparken çağın gereksinimlerine ayak uydurmak. Avukatlık, güçlü devlet ve güçlü kuruluşlar karşısında bireylerin hakkını savunabilmesi için güvenilebilecek tek kurum. Dolayısıyla avukatın ve avukatlık kurumunun güçlü temellere oturtulması, bir hukuk devleti için son derece önemli.
Avukat Hakları Grubu olarak hedeflerimizi üç temel üzerine oturtuyoruz:

  • Avukatın itibarını yeniden kazanması
  • İstanbul Barosu’nun bir meslek odasından daha fazlası olması
  • Avukatların mesleki niteliğinin artırılması.

Bunlar her ne kadar herkesin dile getirebileceği sorunlar olsa da biz çözüm yolları geliştirdik ve projeler hazırladık. Bu çözümlerin başında da baroda dijital dönüşüm geliyor. Avukatların itibarının yükselmesi ve mesleklerini rahatlıkla yapabilmesi için atılması gereken çok adım var. Mahkemelerde, karakollarda, icra ve tapu dairelerinde baskıya, fiziksel ya da psikolojik şiddete uğrayan meslektaşlarımızın arkasında çok büyük bir baroyu ve bu baronun mensubu 41 bin avukatın örgütlü gücünü hissetmesi büyük önem taşıyor. Baskı yapan, kanuna ve hukuka aykırı davranan her hukuk uygulayıcısının veya kamu görevlisinin, avukatların örgütlü gücü olan barodan çekinmesi gerekiyor. Avukata yönelen her tür haksız ve hukuka aykırı fiilde İstanbul Barosu’nun hemen müdahale etmesini sağlayacak projelerimiz de hazır.

Kendinizi anlatırken diğer adaylarla farklarını nasıl açıklayacaksınız? OHAL dönemi ve sonrasında birçok avukat üstlendikleri davalarla ilgili ‘örgüt’ suçlaması ile karşılaşarak gözaltına alındı, tutuklandı. Türkiye’de savunmanın engellendiğini düşünüyor musunuz? Eğer böyle bir sorun tespitiniz varsa bu konuda girişimleriniz olacak mı?

Öncelikle şunu söyleyebilirim, Avukat Hakları Grubu baro seçimlerine katılıp da herhangi bir siyasi partinin kanatları altında bulunmayan ve yegâne ideolojisi “avukatlık” olan tek grup. Bunun en büyük farkımız olduğunu düşünüyorum. Baronun bir siyasi hesaplaşma arenası veya herhangi bir ideolojinin son kalesi değil; savunma hakkının, ifade özgürlüğünün ve insan haklarının kalesi olması gerektiğine inanıyorum.

‘MEVCUT BARO KANUNİ GÖREVLERİNİ ASGARİ ÖLÇÜDE YERİNE GETİRMEYİ SEVİYOR’

Mevcut baro yönetimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İki yıldır devam eden ve fiilen bitmiş olsa dahi etkileri bakımından hala hayatın birçok noktasında hissettiğimiz OHAL ve beraberinde getirdiği hukuksuz uygulamalar, KHK’lar, ekonomik kriz ve daha sayamayacağımız birçok etkiden vatandaşlar kadar avukatlar da etkilendi. Örgütsel faaliyeti bir yana bırakırsak, artık avukatlar girdikleri duruşmalar ve yaptıkları itirazlar sebebiyle bile tutuklanıyor. En yakın örneğini yakın zamanda yaşadık. Aynı zamanda Avukat Hakları Grubu’nun delege adayı da olan avukat Ömer Kavili geçtiğimiz hafta yalnızca avukatlık mesleğini icra ettiği için “yargıyı sulandırmak” ve “ters psikoloji yapmak” gibi akla mantığa sığmayacak gerekçelerle tutuklandı ve bir gece cezaevinde kaldı. Hâlâ avukatlık mesleği yaptığı için tutuklu bulunan onlarca meslektaşımız var. Mevcut baro yönetimi ne yazık ki kanuni görevlerini sadece asgari ölçüde yerine getirmeyi seviyor. Bizim farkımız, salt sicil ve servis hizmeti sunan ve arada bir internet sitesinde etkisiz açıklamalar yapan değil; yeri geldiğinde izleme örgütü ve sivil toplum kuruluşu olan, baskı grubu, lobi kurumu veya yerine göre siyasi etkilerden uzak kalarak antidemokratik uygulamalara karşı bir muhalefet kurumu olacak bir baro oluşturmak olacak.

‘HİÇBİR VAKA MÜNFERİT DEĞİLDİR’

Sizce Türkiye’de yargının en büyük sorunu şu an nedir? Avukatların adliyelerde kolluk güçleri tarafından tartaklandığı hatta dövüldüğü bir adli yılı geride bıraktık. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Türkiye’de yargının en büyük sorunları kuralsızlık, bilgisizlik ve keyfiyettir. Bu durum, eskilerin “kanun adamı” dediği kolluk memuru için de geçerli. Birtakım adli ve idari birimler, istedikleri her şeyi, hiçbir kurala tabi olmaksızın yapabileceklerini düşünüyor. Adliyede avukatın kolluk tarafından dövülmesi korkunç bir tablo, dayak atan polis belki soruşturma bile geçirmiyor, üstleri tarafından özel olarak korunuyor. Ancak biz avukata yönelik her türlü fiziksel ve psikolojik saldırının takipçisi olacağız. Hiçbir vaka münferit değildir. Avukata yapılan her saldırıyı, avukatlığa yapılmış sayıp ilgililer cezalandırılana, hatta ilgililer arasında hukuka aykırı davranmaktan doğacak bir çekinme oluşana kadar her türlü yanlışın üzerine gideceğiz.

Daha önce aktardığım gibi, avukatlarımız yalnızca fiziki şiddetten değil, psikolojik şiddetten de son derece ciddi zararlar görüyor. Sadece bir icra dosyasını incelemek için adliyeye giden bir avukat, ‘Dosyanı şimdi yaz, öğleden sonra gelir alırsın’ denerek bazen 5-6 saat adliyede bekletiliyor ve işin daha da kötüsü ‘Dosyanız çıkmadı, sonra gelin’ diyerek gönderiyorlar. Otoparklara girişten asansör kullanımına, tuvaletlerden dinlenme alanlarına kadar avukatlara ayrımcılık yapılıyor ve özel bir psikolojik savaş yürütülüyor. Amaç, avukatları pasif, etkisiz kılmak ve hukuka aykırı işlemlerde avukatların direncini kırmak. Avukata yönelik her türlü baskıda hemen orada bitecek bir baro örgütlenmesini hayata geçirmenin en büyük hedeflerimizden biri olduğunu ifade edebilirim.

‘TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BİR HUKUK KURUMUNU YÖNETİR GİBİ YÖNETİLMİYOR’

Özellikle bu süreçte sizce Türkiye Barolar Birliği avukatların yanında yeteri kadar durdu mu?

Türkiye Barolar Birliği, bir hukuk kurumunu yönetir gibi yönetilmiyor. Daha çok, baro binası ve baro araçları gibi altyapı işleriyle uğraşıyor. Mesleğin sorunlarından uzak bir görünüm çiziyor ve her nedense politik duruş ve söylemlerle uğraşmayı daha çok seviyor. Türkiye Barolar Birliği’nin avukatların yanında durduğunu ve meslek sorunlarıyla uğraştığını söylemek güç. Uzun zamandır meslekle ilgili yönetmelik çalışmaları bile yapılmıyor.
 
Stajyer ve mesleğe yeni başlayan avukatlarla ilgili projeleriniz neler?

Her ne kadar tüm avukatlar “o yoldan” geçmiş olsalar da avukatlığın en zor zamanları stajyer avukatlık dönemleridir. Tek kuruş para almadan veya çok cüzi ücretlere çalıştırılan ve Genel Sağlık Sigortası’ndan başka hiçbir sosyal güvencesi olmayan stajyer avukatlar; yanlarında staj gördükleri avukatın özel işlerini yapıyor, geç saatlere kadar çalışıyor, hafta sonu da iş yerine geliyor. Öncelikle bu tip uygulamaların önüne geçmeye çalışacağız. Stajyerlerin alakasız bir Danıştay kararına dayanılarak ücretli çalışmasının yasak olmasını da kabul etmiyoruz.

Sadece mesleki gelişimi için çalışan, öğrenen, pratik kazanan, duruşmalara giren, dosyaları raporlayan, dosyalara dilekçe hazırlayan, karar tarayan, sözleşme yazan, avukata asistanlık yapan; ancak bütün bunlar için gece geç saatlere kadar ve hafta sonlarında çalıştırılmayan, özel işlere koşturulmayan stajyer avukatların ancak bizim yönetimimizde mümkün olacağını düşünüyoruz.

Staj bittikten sonra da sıkıntılar bitmiyor. İstanbul Barosu’nun 41 bin üyesi arasında 10 yıl ve daha az kıdemi olan avukat sayısı 27 bin, 35 yaşın altındaki avukat sayısı ise yarıdan fazla. Plansız ve kontrolsüz açılan Hukuk Fakülteleri her geçen gün daha fazla mezun veriyor ve her yıl Türkiye’de 3 bin 500 yeni avukat mesleğe başlıyor. Bu koşullarda meslek hayatına başlayan genç avukatların hem pastadan alacakları pay sürekli küçülüyor hem de “Ne gelirse yaparım” düşüncesiyle istedikleri alanlara yönelmekte zorlanıyorlar.

Mesleğe yeni başlayan avukat ister bağlı çalışsın ister serbest, ciddi ekonomik sorunlar yaşıyor. Müvekkil bulamıyor, bulduğu müvekkilden ücretini hemen alamıyor, aldığını yüksek vergi ve ofis giderine harcıyor ve en önemlisi ekonomik koşullar çok kötü. Bağlı çalışan avukatlar da almaları gereken ücretlerin çok altına çalışıyor. Bu sebeplerden dolayı avukatların bir bölümü daha ilk yıllarında ‘Bu stresli işi yapıp kazanamayacağıma bir kafe veya büfe açarım daha iyi’ diye düşünerek mesleği bırakıyor. Biz bu gerçekliği biliyoruz. O nedenle sloganımızı da bu şekilde seçtik: Mesleğini değil, baroyu değiştir!

Genç avukatlar için paylaşımlı ofis projelerimizin yanı sıra ofis açma fonu çözümlerimiz de var. Ayrıca CMK ve adli yardım ücretlerinin artırılması ve ücretlerin peşin tahsil edilebilmesi için bankalarla anlaşma çözümleri öngörüyoruz. Ayrıca avukatlarımızı meslekteki yeni alanlara yönlendirmek ve bu konuda mesleki ve kişisel eğitimlerini tamamlamak gibi elle tutulur birçok projemiz var.

İstanbul Barosu başkan adayları

Mehmet Durakoğlu (İstanbul Barosu Başkanı, Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu), Kaptan Yılmaz (Milliyetçi Avukatlar Grubu), Başar Yaltı (Avukat Harekatı), Fikret İlkiz (Bağımsız), Hasan Kılıç (Önce İlke Çağdaş Avukatlar Yükseliş Grubu) Çiğdem Koç (Bağımsız), Gökhan Ahi (Avukat Hakları Grubu), Talat Canbolat (Baroda Değişim ve Gelişim Harekatı), Eren Keskin (Özgürlükçü Demokrat Avukatlar), Cem Kaya Karatün (Ortak Hedef Platformu).