Siyasi dava avukatları: Farklı ideolojidekiler de solcu avukat istiyor

Avukat Kemal Aytaç, farklı siyasi görüşlerden insanların dahi savunmaları için 'solcu' ve 'sosyalist' avukatlara başvurduğunu söylüyor. Avukat Ercan Kanar, "Avukatların dilini kesmeli" diyen Napolyon’un dahi tutuklandığında avukat istediğini hatırlatıyor. Avukat Bahri Belen ise, siyasi davalarda avukatlık yapmanın riskli olduğunu, birçok tehdide göğüs germek zorunda kalındığını ama aynı zamanda onurlu bir avukatlık faaliyeti olduğunu dile getiriyor...
Fotoğraf: DHA (Temsili)

Filiz Gazi  

DUVAR- Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu üyesi olan 17 avukat bir yıllık tutukluluktan sonra 10 Eylül’de İstanbul 37’nci Ağır Ceza Mahkemesi, Bakırköy Adliyesi’nde hakim karşısına çıktı. Örgüt yöneticiliği ve örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklanan ve dün tahliye kararı verilen avukatlardan Selçuk Kozağaçlı savunmasında aynı cezaevinde kaldığı Reina Katliamı’nın sanığından yola çıkarak şunları söyledi: “Bu ülkedeki katliamların faillerinin avukatlarının adını biliyor musunuz? O avukatlar benimle aynı şeyi yapıyorlar. Benim yanımda bir adam yatıyor. Tek başına 50 kişiyi öldürmüş. Avukatının adını biliyor musunuz? İhbar için söylemiyorum bunu. Benim yaptığım şeylerin hepsini o da yapıyor.”

Kozağaçlı bu cümlelerine avukatlık mesleğinin neye tekabül ettiğini açıklayarak devam etti: “Avukat müvekkilini dinler ve ‘bu şekilde anlatırsan şu kadar yıl hapis yersin’ der. Bir hırsızın avukatını ‘paraların yerini söylersen 10 yıl yersin’ dediği için tutuklayabilir misiniz? Mesele bir siyasi örgüt üyesinin avukatına gelince heyecanlanıyorsunuz. (…) Benim avukatlığını yaptığım örgütlerle elbette temasım olacak. Gıyabında yakalama kararı olanların avukatlığını yaptım. Siyasi ceza davası avukatının hayatı zaten böyle geçiyor.”

Kozağaçlı’nın bu savunması bir hukuk tartışmasını gün yüzüne çıkardı. Avukatlar niçin yargılanıyorlar? Mesleki faaliyet olarak savundukları taraf niçin sorgulanır hale geldi? Daha çok politik davalara bakan avukatların handikapları neler? Literatürde “siyasi ceza avukatlığı” diye bir tanımlama var mı?

Türkiye’de Halkın Hukuk Bürosu, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHD) gibi politik davaları takip eden hukuk bileşenleri, kuruluşlar var. Buna niçin ihtiyaç duyulmuş?

Avukatlar Kemal Aytaç, Ercan Kanar ve Bahri Belen’le konuştuk.

AYTAÇ: NE TARAFA DÖNSEN CEZA KESİYORLAR

Avukat Kemal Aytaç

Avukat Kemal Aytaç, dünya görüşleri gereği sadece siyasi davaları tercih eden avukatlar olduğunu söylüyor. Ek olarak ülke şartları gereği “Tercihe de kalmaz, o davalar onun yeterince mesaisini alır. Ama bu, ‘bu arkadaşlar sadece siyasi davaları alıyorlar, başka ceza davaları almıyorlar gibi bir şey demek’ değil” diyor.

Niçin bu tip platformlara, derneklere ihtiyaç duyulmuş? Aytaç şöyle yanıtlıyor: “Arzu varsa talep olur. Ülkemizde tweet atana bile örgüt propagandası yaptın deniliyor. Ayak bastı parası gibi, ne tarafa dönsen ceza kesiyorlar. Avrupa’da böyle siyasi davalar yok. Bu bize özgü bir şey. Şu an Türkiye’de çok ciddi rakamlarda sadece siyasi nedenlerle tutuklu ve hükümlü insan var.”

Türkiye’deki siyasi iktidarın muhalifleri bastırmak, tutuklamak üzerine bir politikası olduğunu söyleyen Aytaç, bir yıldan fazla içeride tutulan, buna rağmen iddianamesi hazırlanmayan insanlar olduğunu hatırlatıyor: “Mesela Osman Kavala, 11 ayı geçti. Hâlâ iddianame hazırlanmış, dava açılmış değil. Ne zaman yargılanacak? Aylardır içeride. Zaten cezalandırıldı şu anda. Aynı şekilde Enis Berberoğlu da aylardır içeride. İki kez dokunmazlık alan bir milletvekilinden bahsediyoruz.”

Aytaç bunlara ek olarak, DGM ve özel yetkili mahkemelerin ad olarak kaldırıldığını ama uygulamalarının devam ettiğini söylüyor.

‘BİRİNİN AVUKATLIĞINI YAPMAK İÇİN İZİN Mİ İSTEYECEĞİZ?’

Aytaç, daha çok politik davalara bakan avukatlar için şunları söylüyor: “Nereden, hangi geleneklerden geliyor bu arkadaşlar? Sosyalistlerden. Neden? Çünkü yıllardır solcu ve sosyalist insanları yargıladılar, tutukladılar. Başka ideolojilerden, yapılardan olan insanlar bile savunmaları için solcu ve sosyalist avukatlara başvuruyorlar. Türkiye’de yargılananlar solculardır, demokratlardır, ilericidirler. Bu güne kadar hangi gerici, faşist, tarikat şeyhi yargılanmış?”

Aytaç, hukuksal çerçevede hiçbir avukatın “Niçin avukatlığını yaptın” denilerek sorgulanamayacağını söylüyor. “Ne yazık ki hem emniyette hem savcılıkta hem mahkemede bu sorular sorulabiliyor. Bu ülkede faşist bir yargı var. Faşist olmasa bu soruyu sormaz. Birisinin avukatlığını yapmak için senden izin mi isteyeceğiz? Yasada bir “yasak mı var?” Hayır. ‘Hep bu davalara niye giriyorsun? Sana ne!” diyor.

‘POLİTİK CEZA AVUKATLIĞI REALİTE OLARAK VARDIR’

Avukat Ercan Kanar

Avukat Ercan Kanar, ilk olarak tüm mesleklerin politikayla bağlantısı olduğunu ama politikayla en çok bağlantılı olan mesleğin avukatlık olduğunun altını çiziyor: “Yargı faaliyetinde iktidar erkini savcı, cezalandırma kudretini yargıç temsil eder. Halkı ise yargı faaliyetinde sadece avukat temsil eder. Halkın hak arama özgürlüğünde yegane temsilcisi avukattır.”

Kanar, sadece siyasi davalarda değil adli ceza davalarında da avukatın görevinin devletin cezalandırma kudretini daraltmak hatta giderek ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor. Kanar devamında bu durumu şöyle açıklıyor: “Bu anlamda siyasi olmayan ceza davalarında dahi avukat farkında olmasa bile egemen rejimin ceza politikasını sarsma açısından politik bir işlev görmüş olur.”

Kanar, siyasi davalarda avukatın sadece egemenin cezalandırma kudretini geriletmekle kalmadığını aynı zamanda egemen sistemin iktisadi, siyasi, sosyal bozukluklarına da işaret ettiğini söylüyor: “Dünyanın hiçbir yerinde devletler ‘siyasi suçlu, siyasi dava’ kavramını kullanmak istemezler. Egemen devlet ideolojisi ve hukuk öğreniminde ‘politik ceza avukatlığı’ kavramı yoktur. Oysa gerçekte, pratikte nasıl siyasi dava varsa, politik ceza avukatlığı da bir realite olarak vardır.”

‘AVUKAT SANIKLA ÖZDEŞLEŞTİRİLİYOR’

Kanar buradan yola çıkarak, politik ceza avukatlarının iktidarların yüzüne ayna tuttuğunu ifade ediyor: “Başta totaliter rejimler olmak üzere tüm iktidarlar, avukatın devlet avukatı olmasını isterler. Ezilenlerin, sömürülenlerin davalarına giren avukatları, daha genel söylersek muhaliflerin alanına giren avukatları tehlikeli bulurlar. Türkiye tarihinde sık sık siyasi davalara giren avukatlar gözaltına alınıp tutuklanmış, mali baskıya uğramış, büroların gizlice arandığı dahi olmuştur.”

Kanar, yakın geçmişte KCK avukatlar soruşturmasında 40’ın üzerinde avukatın gözaltına alındığını, benzer baskıların ÇHD’ye, Halkın Hukuk Bürosu avukatlarına, Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarına da yapıldığını söylüyor. Kanar, totaliter rejimlerde özellikle siyasi davalarda, avukatı sanıkla özdeş olarak görme alışkanlığından bahsediyor. Kanar, “Oysa tarih göstermiştir ki günü geldiğinde diktatörler de avukat istiyorum demişlerdir” diyor. Buna örnek olarak Napolyon’u veriyor:

“ ‘Avukatların dilini kesmeli’ diyen Napolyon, Elbe Adası’nda tutuklandığında  avukat istemiştir. KCK davasında avukatları tutuklayan yargıç, FETÖ soruşturmasında gözaltına alındığında avukat istiyorum demiştir. Netice olarak egemen literatür kabul etmese de nasıl siyasi davalar bir gerçekse, politik ceza avukatlığı da bir gerçektir.”

‘AVUKATLARI SAVUNDUKLARI KİŞİLERLE ÖZDEŞLEŞTİREMEZSİNİZ’

Avukat Bahri Belen

Avukat Bahri Belen, siyasi ceza davalarına giren avukatların riskli bir alanda olduğunu söylüyor. “Devletin ve devletin erklerinin yani yargının bir kısmı ya da tamamı, emniyet güçleri, idare… Bunları karşınıza almış oluyorsunuz. Siyasi davalarda avukatlık yapmak tarih boyunca sıkıntılıydı. Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de, Amerika’da da bu böyledir” diyor.

Hem hükümet kanadından hem savcılık hem mahkeme makamından açık ya da örtülü tehditlerle karşılaşılabileceğini söyleyen Belen, buna rağmen her davada avukatların bağımsız olmaları gerektiğini vurguluyor: “Devletten, mahkemeden, savcıdan ve kendi müvekkilinden bile korkmadan avukatlık görevi yapmak zorundadır. Türkiye’nin önemli ceza hukuk profesörlerinden Faruk Eren buna işaret eder. Siyasi ceza davalarda avukatlık yapmak zordur. Birçok tehdide göğüs germek zorunda kalırsınız ama aynı zamanda onurlu bir avukatlık faaliyetidir.”

Belen tarihten örnekler vererek anlatıyor: “Fransız Devrimi’nde ‘vatan hainliğiyle’ suçlanan kraliçe Marie Antoinette’in avukatı Chaveau- Largerde, savunmasına başlarken demiştir ki, ‘Önünüze iki şeyi koyacağım. İlki hakikati, ikincisi kellemi. Önce hakikati dinleyin sonra kellemle ilgili karar verin.’ Bu savunmadan sonra ceza almıştır.”

“Yine Fransız direnişçilerinin avukatlığını yapan Jacques Verges bugün dünyanın en saygın avukatlarından biridir” diyor Belen.

Konuyla ilgili Belen’in dikkat çektiği başka bir husus ise şu: “Bir avukat, mafya olmakla suçlanan birini savunduğunda ‘mafya avukatı’ olarak nitelendirilemez. Kaçakçı ya da uyuşturucuyla bağlantılı birini savunduğunda da aynı şekilde nitelendirilemez. Siyasi bir davada örgüt üyeliğinden yargılanan birini savunduğunda ‘örgüt avukatı’ denemez.” Belen, konuyla ilgili hukuk çerçevesinin Havana Kuralları’nda güvence altına alındığını belirtiyor. (1990’te Havana’da toplanan Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı Üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı’nda kabul edilen avukatların rolüne dair temel prensipleri kapsar. F.G.) Belen, bu durumu “Yani avukatları baktıkları davalarla, savundukları kişilerle özdeşleştiremezsiniz” diyerek anlatıyor.