Eğitim Sen Genel Başkanı Aydoğan: Eğitim taşeron yapılara devrediliyor

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, yeni eğitim öğretim yılı öncesi öğrencileri ve öğretmenleri bekleyen sorunları anlattı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçesinden yapılan kesintiyi hatırlatan Aydoğan, "Bu krizin sorumlusu bilim emekçileri, öğrenciler ve veliler değildir" dedi. Cemaatlerin okullarda etkinliğinin arttığını da belirten Aydoğan, "Bilimsel eğitim devlet tarafından dernek ve cemaatler adı altında taşeron yapılara devrediliyor" diye konuştu.

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Milyonlarca öğrenci 17 Eylül Pazartesi günü ders başı yapacak. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un “Eğitimde kıyameti koparmamız lazım” sözlerinin ardından eğitim alanında alınacak yeni kararlar merak konusu. Karma eğitimin yönetmelikten çıkarılmasından ekonomik krizden öğrencilerin nasıl etkileneceğine kadar, yeni eğitim öğretim yılı ile ilgili sorunları Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ile konuştuk. Aydğoğan, yeni eğitim öğretim yılında öğrencileri ve aileleri bekleyen sorunların 6 başlık altında toparlanabileceğini belirterek bunları şöyle anlattı.

KAMUSAL EĞİTİM FİİLEN ORTADAN KALKMIŞ DURUMDA: Öğrenciler yeni eğitim öğretim yılı öncesi onlarca sorunla baş başa. Kamusal eğitim fiilen ortadan kalmış durumda. Öyle bir fotoğraf yarattılar ki, ‘paran kadar eğitim’ politikaları önümüzdeki dönem hızlanacak. Özellikle krizle birlikte ilk kesinti eğitim alanında yapıldı. Eğitim sorunlarının bu kadar acil olduğu, var olan bütçenin bile yetersiz olduğu, öğrenci artışıyla ters orantıda her sene bütçeden payın azalmaya devam ettiği bir yerde ilk kesinti eğitim bütçesinde yapıldı. Önümüzdeki yılın en büyük sorun başlıklarından birisi, kamusal eğitimin ortadan kalkmasıyla birlikte paralı eğitimin çok daha ciddi bir şekilde öğrencilerin hayatlarında yer alacağıdır. Özellikle yoksul aile çocuklarının eğitim hakkı fiilen ortadan kalkmış durumda. Servislere gelen zamlar, kırtasiye zamları, katkı payı adı altında toplanan paraların devam ettirilmesi sürecini yaşayacağız. Kamusal hakkın ihlalili öğrencilerin temel sorunu haline gelmiş durumda.

ÇOCUKLAR DERS KİTAPLARI KUŞATMASIYLA KARŞI KARŞIYA: Öğrencileri bekleyen bir diğer sorun ise müfredat. Müfredatta bütün dersler değerler eğitimi üzerine oturtulmuş durumda. Değerler eğitiminin ne olduğuna baktığımızda evrensel hiçbir değere rastlamıyoruz. Demokrasi, barış, eşitlik, özgürlük, laiklik, çocuk hakları yok ama dini değerlere ilişkin bütün ifadeler var ve tüm dersler bunun üzerine şekillenmiş. Çocuklar, böyle bir müfredatla hazırlanan ders kitapları kuşatmasıyla karşı karşıya. Bilimsel eğitimin tamamen ortadan kaldırıldığını görüyoruz. Seçmeli adı altında din dersleri ortaokullarda 8 saate, liselerde 15-16 saate çıkmış durumda. İmam hatip olmayan ortaokullarda 4 saat matematik dersi görürken 8 saat din eğitimi alıyor çocuklar. Kültür sanat ve spor gibi dersler tamamen gözden çıkarılmış durumda. En temel sorun bilimsel eğitimin de ortadan kalkması sürecidir.

KAMU OKULLARI CEMAATLERE PARSEL PARSEL DAĞITILMIŞ DURUMDA: Bir sorun da kamu okullarının Cumhurbaşkanlığının uygun gördüğü derneklere verilmesidir. Kamu okulları ve yurtlar protokol adı altındaki iş birlikleriyle onlarca cemaate parsel parsel dağıtılmış durumda. Bunun önümüzdeki dönem daha da artacağını görüyoruz. Hiçbir eğitimci kimliği olmayan kişiler okul öncesi eğitimden itibaren gönüllü öğretici adı altında çalışmalar sürdürüyorlar. 15 Temmuz öncesinde de dini yapılanmalar okullarda aynı şimdiki gibi çalışma sürdürüyordu. Buna itiraz edip ‘Şimdi kapattığınız dernekler binlerce çocuğun hayatına dokundu’ demiştik. Bu dokunulan hayatların hesabını kim verecek? Bu süreç daha da güçlendirilerek devam ediliyor şu anda. Bilimsel eğitim devlet tarafından dernek ve cemaatler adı altında taşeron yapılara devrediliyor.

5 ÇOCUKTAN BİRİ ÖZEL OKULDA: Sınav sistemiyle ilgili yaratılan fotoğrafın ne kadar kötü bir duruma geldiği bir kez daha ispatlandı. Örneğin üniversite sınavları sürecinde temel yeterlilik testi yapıldı ve 400 üzeri alan çocukların oranı yüzde 1.3 oldu. Bu ülkenin çocuklarının neredeyse yüzde 99’una en temel yeterlilikleri bile veremeyen bir eğitim sistemiyle karşı karşıyayız. Liseye geçiş sınavını tam da bahsettiğimiz piyasalaşma ve muhafazakârlaşma sürecinin devamı olarak görüyorduk. Cumhurbaşkanının bir akşam aklına gelip de ertesi gün dillendirdiği bir mesele olarak görmedik. “Öyle bir durum yaratılacak ki, sorunlardan kaynaklı olarak çocuklar özel okullara gitmek zorunda kalacaklar” dedik. Veliler ve eğitim sendikaları üyeleriyle bir araya gelmeyen bakanlık, özel okul sahipleriyle defalarca toplantı yaptı ve onların talepleri defalarca dile getirildi. İlk tercih hakkı onlara verildi. Nakil süreci boyunca özel okullara geçişin önü açıldı. Teşvik boyutuyla bu süreç de devam ediyor. Nakiller başlamadan 126 bin öğrenci özel okullardaydı. Son sınavlarla birlikte 5 çocuktan birinin özel okulda okuduğu ortaya çıktı.

YÜZ BİNLERCE ÇOCUK MAĞDUR OLDU: Bakan İsmet Yılmaz özelinde öyle bir nitelikli okul tartışması yarattılar ki, yüzde 10’luk dilime giren okulların akademik başarısının yüksek olacağı söylendi. Okullar açıklandığında gördük ki yarısından fazlası meslek ve imam hatip lisesiydi. Yüzde 10’a giren çocukları zorunlu olarak meslek liseli ve imam hatipli yapma projeleri ortaya çıktı. Kalan yüzde 90’a geldiğimizde, yerel yerleştirme sonuçları da bizim sözlerimizi haklı çıkardı. Seçmen tercihi ne olursa olsun velilerin ve öğrencilerin birincil tercih ettiği liseler akademik liselerdi. Şu an Türkiye’nin her yerinde, ulaşımdan kaynaklı tercih edilmeyenler dışında, anadolu liselerinin tamamı doldu. İmam hatip liselerinde ise bir tane bile dolan okul yok. Kurum açma ve kapatma yönetmeliği bu açıdan da bir önlem niteliğinde. Yerel yerleştirmelerde bu sonucu gördükleri için imam hatip liselerinin kapanmasını da engellediler. Sınav sistemleri tam da gerçekleştirmek istedikleri eğitim politikalarının özetiydi. Bunu hayata geçirme projesiydi. Bu süreçte de yüz binlerce çocuk mağdur oldu.

ÖĞRETMEN SORUNU ÖĞRENCİLERİN DE SORUNUDUR: Bakan değişikliğiyle birlikte öğretmenlik çok tartışılıyor. Çok bilinçli olarak “3 ay yatıyorlar tam maaş alıyorlar” gibi sözler sarf edildi. Atama bekleyen öğretmenler Eminönü’ndeki cami bahçesinde yem bekleyen güvercinlere benzetildi. Sürekli öğretmenlik mesleğinin itibarını yok etme üzerine bir dil kuruldu. Bugün sarf edilen güzel sözlerin öğretmenlerin hayatındaki karşılığı ne kadar? Ataması yapılmayan öğretmenler şu an yarım milyona ulaştı ve 2023 yılında 1 milyona ulaşacak. En son MEB bütçe raporunda öğretmen ihtiyacı 109 bin diye belirtilmesine rağmen atamalarda bu sayıları göremiyoruz. Öğretmen sorunu aynı zamanda öğrencinin de sorunudur. Ataması yapılmayan öğretmenlere ilişkin istihdam yaratmayan bakanlık, öğretmene değer ve güvenden bahsedemez. Bu arkadaşlarımız ya başka işlerde çalışıp iş cinayetlerinde hayatlarını kaybediyor ya da geleceğe dair umudunu kaybedip intihar ediyor. Bu tabloyu görmeyip irade göstermeden değer ve güven üzerine bir dil kurulamaz. 15 Temmuz’dan 12 gün sonra alelacele sözleşmeli öğretmenlik hayata geçirildi. Hâlâ ülkede darbe yapılabilir tartışması varken bu hayata geçirildi. Bütün atamalar şu anda güvencesiz yapılıyor. Filli olarak iş güvencesinin kaldırıldığı yerde öğretmen nasıl özgürce işini yapabilir? Bu hem öğrencinin eğitim hakkı ihlalidir hem de öğretmenin haklarının ihlalidir.

‘FİİLEN KARMA EĞİTİM KALDIRILMIŞ DURUMDA’

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle çok programlı Anadolu liseleri, mesleki ve teknik eğitim merkezleri ile mesleki eğitim merkezlerinde karma eğitim şartı kaldırıldı. Cumhurbaşkanı İbrahim Kalın’ın da karma eğitimin kaldırılmadığına, velilere alternatif sunulduğuna dair açıklamaları oldu. Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, bu konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu yönetmelikle birlikte fiilen karma eğitim kaldırılmış durumda. Bakanlık okulların durumuna göre ‘zorunlu hallerde’ diye ifade edilen kısma dayanarak, Milli Eğitim Temel Kanunu’na rağmen imam hatiplerde zaten fiilen karma eğitimi kaldırılmıştı. Ya binaları ayırmışlardı ya da binaları ayıramadıkları yerlerde koridorları ve sınıfları kız ve erkek diye ayırdılar. Yeni yönetmelikle bu durum çok daha geniş bir şekilde yayılmış durumda. Kalın’ın açıklamalarıyla daha da genişletileceği de öngörülüyor. Bu, yeni bir süreç değil. 2002’den bu yana eğitim iki temel başlık üzerinden yürütüldü. İlki, kamusal eğitimin ortadan kaldırılması, piyasalaşma ikincisi de muhafazakârlaşma üzerine bir hattı. Kimlikleri, inançları, cinsiyetleri tek tipleştiren bir yerden gören bir eğitimin inşa süreci yürütüldü. O günden bu yana çıkan tüm yönetmelik ve yasalarda bu iki hattı görüyoruz.”

‘YÖNETMELİKTE BAŞKA BİR GELİŞME DAHA VAR’

“Karma eğitimi ortadan kaldıran bu yönetmelikte başka bir gelişme daha var. Eskiden okul inşa edilirken baz istasyonlarına belli bir mesafede olması koşulu vardı. Bu yönetmelikle o mesafeyi bakanlık belirlemeyecek artık” diyen Aydoğan, şöyle devam etti:

“MEB piyasaya ve cemaatlere öyle geniş yetkiler veriyor ki, artık sınır koymuyor ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) bırakıyor. Nereye okul yapılacağına bile sermayenin karar verdiği bir süreçle karşı karşıyayız. Saraya bağlı kurullar politika hazırlayıcılar, bakanlıklar ise sadece uygulayan konumunda. Eğitim dahil bütün politikaları belirleyen saray. Eğitim-Sen olarak 2002’lerden bu yana mücadele hattını geçmişten bu yana sürdürdük, sürdürmeye de devam edeceğiz. O kadar bütünlüklü bir saldırı var ki. Eğer tekrar kamusal ve bilimsel bir eğitim inşa edilecekse bu noktada eğitim ve bilim emekçilerinin ortak sözüne ve tüm velilerin sözüne ihtiyacımız var. Bu kadar bütünlüklü saldırıya ilişkin bütünlüklü bir mücadele çağrısı yapmaya devam edeceğiz. Bunun için de kampanyalar örgütlemeyi sürdüreceğiz. Kamusal ve bilimsel eğitim inşasının tek yolu birlikte mücadele etmekten geçiyor.”

‘KRİZİN SORUMLUSU BİLİM EMEKÇİLERİ, ÖĞRENCİLER VE VELİLER DEĞİLDİR’

Aydoğan, ekonomik krizin eğitim alanına yansımalarına ilişkinse şunları söyledi: “Krizin ilk kesintisi eğitim bütçesinden yapıldı. Ailelerin bütçelerinin büyük çoğunluğu eğitime harcadığı bir tablo varken bu kesintiyle daha da fazla ceplerinden harcayacakları sonucu çıkıyor. Servislere çok ciddi zamlar yapılmış, kırtasiye üzerinden alınması gereken ihtiyaçlar çok ciddi artmış durumda. Okullar kendi kaderine, bulunduğu mahalledeki ailelerin ekonomik durumuna terk ediliyor. ‘Paran kadar eğitim al’ politikalarını daha da hissedeceğiz. Bu süreçte de yine mücadele hattı oluşturacağız Eğitim Sen olarak. 3600 ek gösterge, vergi diliminin arttırılmasının kaldırılması gibi mağduriyetlere dair somut taleplerle mücadele edeceğiz. Özel okullara teşviklerin kamu okullarına verilmesi, asgari ücretle çalışan ailelerin çocukların ailelerine destek gibi talepleri dillendireceğiz. Eğitimden tasarruf olmaz. Bu krizin sorumlusu bilim emekçileri, öğrenciler ve veliler değildir.”