AYM: Kanunla da olsa avukat kısıtlaması anayasaya aykırı

Anayasa Mahkemesi, Hasan Demir, Fazıl Ahmet Tamer ve Erol Kalan'ın müdafisiz ffadelerinin alınmasını 'hak ihlali olarak' kabul etti. Devlet Güvenlik Mahkemeleri dönemindeki uygulamaya ilişkin kararı değerlendiren Avukat Merter Karagülle kararın KHK'lar açısından emsal olması gerektiğini söylüyor.

DUVAR – Anayasa Mahkemesi (AYM), yanlarında müdafi olmadan ifadeleri alınan Hasan Demir, Fazıl Ahmet Tamer ve Erol Kalan’ın başvurularını değerlendirdi. AYM, müdafisiz olarak ifade alınmasını, ‘hakkaniyete aykırı yargılama’ ve ‘masumiyet karinesinin ihlal’i saydı. AYM kararı doğrultusunda Demir, Tamer ve Kalan’a dava dosyası masrafları ödenecek ve dosyanın bir örneği Adalet Bakanlığı’na gönderilecek.

AYM tarafından verilen kararın gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: “Bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa’dır, bu durumda kanuna uygunluk denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle kanuna dayalı olarak avukata erişimin kısıtlaması yönündeki uygulamanın Anayasa’ya uygun olduğu anlamına gelmez. Müdafi yardımdan yararlanma hakkının Anayasa’nın 36. maddesini ihlal edip etmediğinin değerlendirilmesinde yargılamanın bütünlüğü içinde soyut davanın kendine özgü koşulları ele alınmalıdır. Anayasa Mahkemesi de daha önce şüphelilerin devlet güvenlik mahkemelerinin görev alınana giren suçlar yönünden müdafi yardımından faydalandırılmamasının mevzuattan kaynaklanan bir uygulama olduğunu tespit etmiş ancak müdafiden yararlanma hakkının sonradan telafi edilmediği gerekçesiyle ihlal kararı vermiştir.”

AYM’nin kararını değerlendiren Avukat Merter Karagülle, “Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla; müdafi yardımından yararlanma hakkının kullanımında ‘kıstas’ olarak yasayı dikkate almadığını açıkça belirtmiştir” yorumunda bulunuyor. KHK’yla çıkarılan müdafi kısıtlamalarına vurgu yapan Karagülle “Bu kararın içeriğine baktığımızda, oldukça fazla ihlal iddiasıyla ve ihlal hükmüyle karşılaşmamız şaşırtıcı olmayacaktır” değerlendirmesi yapıyor.

‘KHK’LARIN YASAYA UYGUN OLDUĞU SÖYLENECEKTİR’ 

Karagülle, kararın gerekçesini ise şöyle yorumluyor: “Avukata erişimin kısıtlanması yönündeki uygulama yasaya uygun, hatta yasanın bir gereği olsa dahi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğinin somut durumdan ve verilerden yola çıkarak değerlendirilecektir. Başvuru konusu olayımızda gözaltı, Devlet Güvenlik Mahkemeleri döneminde (1994’de) yaşanmıştı. AYM, o tarihteki mevzuatın gözaltında avukata erişim hakkı tanımadığını ancak yasak sorgu yöntemleriyle (ki, olayımızda AİHM kararıyla da tespit edilmiş işkence söz konusu) elde edilen beyanların belirleyici delil olarak kullanılmış olmasını, müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak adil yargılanma hakkına aykırı bulmuştur. Bu tespit günümüz için de önem taşımaktadır. Olağanüstü Hal döneminde yayımlanan çeşitli KHK düzenlemeleriyle gözaltı, cezaevi ve duruşma süreçlerinde müdafi yardımından yararlanma hakkına kısıtlamalar getirilmiştir. Bu süreçlerdeki uygulamaların KHK ve/veya yasa hükümlerine uygun olduğu söylenecektir. Oysa ki ; bu karar her bir somut olayda adil yargılanma hakkı ihlalinin tartışılabileceğini belirtmektedir. KHK müdafi kısıtlamalarının içeriğine baktığımızda, oldukça fazla ihlal iddiasıyla ve ihlal hükmüyle karşılaşmamız şaşırtıcı olmayacaktır.”

AİHM DE TÜRKİYE’Yİ MAHKUM ETMİŞTİ!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 24 Temmuz 2007 tarihinde, Türkiye Cumhuriyetini Hasan Demir, Fazıl Ahmet Tamer ve Erol Kalan’ı işkence ile alınan ifadelerle yargıladığı için mahkum etmişti. Dosyaya göre suç tarihi 9 Ekim 1990, sanıkların yakalanıp tutuklanma tarihi ise 24 Mart 1994’tü.  3 sanık haklarında açılan davanın tam 22. yılında, Yargıtay Başsavcısının haklarındaki müebbet hapis cezası kararının bozulmasını istemesine karşın, AİHM kararına karşın, E. Ertuğrul başkanlığındaki Yargıtay 9. Dairesi Demir, Tamer ve Kaplan üçlüsünün müebbet hapis cezasını onadı. Son olarak ise söz konusu başkan, “FETÖ Terör Örgütü” mensubu olma suçlaması ile tutuklandı. (HABER BERKEZİ)