'Mültecilere saldırılar devlet politikalarının sonucu'

Konak Mülteci Merkezi 'Suriyeli Mülteciler Neden Hedefte' konulu toplantı düzenledi. Toplantıda mültecilere yönelik saldırıların devletlerin yürüttüğü politikayla ilgili olduğu vurgusu ön plana çıktı.

Google Haberlere Abone ol

İZMİR - Konak Mülteci Merkezi “Suriyeli Mülteciler Neden Hedefte” konulu toplantı için dernek binasında bir araya geldi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de katıldığı toplantıda mültecilere yönelik saldırıların nedenleri ve çözüm önerileri tartışıldı.

Konak Mülteci Merkezi’nin düzenlediği ‘’Suriyeli Mülteciler Neden Hedefte’’ konulu toplantıda mültecilere yapılan saldırıların temelinde devletin göç üzerine herhangi bir programının olmaması ve entegrasyon politikasının belirlenmemesi gibi sebeplerin olduğu belirtilirken mültecilere yönelik nefret söyleminin de ana akım basın tarafından beslendiği ifade edildi.

Moderatörlüğünü Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi’nden KHK ile ihraç edilen Dr. Cavidan Soykan’ın gerçekleştirdiği toplantıya konuşmacı olarak Halkların Köprüsü Derneği Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin ve Mülteci-Der üyesi Nursen Arslan katıldı.

'YAŞANAN OLAY SADECE İZMİR’E ÖZEL BİR VAKA DEĞİL'

Çok yakın bir zamanda Suriyeli mültecilere yönelik gerçekleşen linç girişimi nedeniyle bu toplantıyı yapma gereği duyduklarını söyleyen moderatör Soykan, yaşanan olayın sadece İzmir’e özel bir vaka olmadığını belirtti. Suriyeli mültecilere yönelik saldırıların genellikle “Bizim kızımıza yan baktılar, çok gürültü yapıyorlar” gibi kişisel bir görüntü altında başlayıp daha sonra toplumsal bir linçe dönüştüğünü ifade eden Soykan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Son dönemlerde çok büyük saldırılarla karşılaşıyoruz. Ancak buna karşı devlet yöneticilerinin tutumu ise saldırgan grubu sakinleştirmeye çalışarak Suriyelileri o mahalleden uzaklaştırmak oluyor. Bornova’da yaşananlarda da aynısı oldu. Bunun sebeplerine baktığımızda devletin göç üzerine herhangi bir programının olmaması, entegrasyon politikasının belirlenmemesi ve geçici çözümlerle ‘misafir’ denilerek durumun idare edilmeye çalışılması gibi eksiklikler görülmektedir. Bunun sonucunda özellikle yerellerde toplumsal gerginliğin arttığı anlarda benzer saldırıların Türkiyeliler tarafından yapıldığını görüyoruz.’’

'HER GÖÇ MEŞRUDUR'

Konuşmacılardan ilk sözü alan Halkların Köprüsü Derneği Başkan Yardımcısı Yıldırım Şahin, şunları söyledi: "İnsanlık tarihi göçle anılacak bir tarih. Göçün bu şekilde yasalarla sınırlandırılması çok yeni şeyler. Bu yüzden önce bunun olmadığı bir çözüm üzerinden hareket edilmesi gerekiyor. Tarihte imparatorluklarda onlarca etnik grup bir arada yaşarken ulus devletlerin inşası ile birlikte bir etnik temizlik ortaya çıkıyor ve o andan itibaren de insanlar yer değiştirmeye başlıyor. Yani ulus devletlerle birlikte ortaya çıkan sınırlar ve onların egemenlik alanları ile birlikte etnik temizlik dediğimiz şey ortaya çıktı. Göç dediğimiz olay da bundan sonra başladı.”

“Hiçbir insan isteyerek yerini yurdunu terk etmez" diyen Şahin, şunları ifade etti: "İnsanlar ister savaş nedeniyle, ister ekonomik nedenlerle olsun bir nedenle kendi vatandaşı olduğu ülkeden çıkıp başka bir yere gitmek zorunda kalıyorlar. Bir insan ait olduğu kültürü alışık olduğu toplumsal değerleri bırakarak öteki olarak görüleceği, aşağılanacağı bir yere isteyerek gitmez. Bir zorunluluk sonucu gider. Bu nedenle de her göç meşrudur. Bu yüzden göçün yapıldığı ülkelerin halklarının da onları misafirperverlikle karşılaması gerekir. Çünkü aynı şeyi bir gün kendisinin yaşamayacağının bir garantisi yok.’’

'DEVLETLERİN GELDİĞİ DURUMLA AÇIKLAYABİLİRİZ'

Şahin, göç kavramının sosyolojik bağlarından koparılmaması gerektiğinin altını çizen Şahin, şöyle devam etti: "Yeryüzünde insan hakları kavramlarının son derece itibarsızlaştığı bir dönem yaşıyoruz. Tüm bunların içinde iktidarların iktidarını sürdürebilmesi için halka yeni hedefler ve düşmanlar göstermesi gerekiyor. Mülteciler de bu konuda en kolay hedef konumundalar. Çünkü onlar o ülkeye ait değil, o ülkenin vatandaşı değiller. Tabii bu insan hakları dediğimiz şey aslında yurttaşlık hakları. Yani siz bir ülkenin vatandaşı iseniz insan olarak siz o ülkenin haklarına sahip oluyorsunuz. Bu haklardan soyunmuş olmaları, o ülkedeki hakim sınıfların onları istedikleri gibi sömürme, üzerlerinden karlarına kar katabilme ve ülkede işçi sınıfının önüne bir baraj olarak koyma hakkı oldukları yanılsamasını beraberinde getiriyor. Mültecilere yönelik tüm bu saldırıları tek tek insanların ırkçı, faşist söylemlerinin ötesinde devletlerin geldiği durum ve ülkelerdeki ekonominin geldiği noktayla açıklayabiliriz. Yani olay ‘Çamdibi’ndeki insanlar ırkçı, mültecilere saldırıyor’ olayı değil. Bu olaylara devletin genel politikalarının bir sonucu olarak bakmak gerekiyor.’’

'BASINDA YER ALAN HABERLER AYRIMCILIĞI VE KİNİ BESLİYOR'

Basında yer alan haberlerin dili ile ayrımcılığı ve kini beslediğini söyleyen Nursen Arslan ise Basına yansıyan haberlerin reddetme, zarar verme, yok sayma, yalnızlaştırma, damgalama gibi hedefleri olduğunu belirtti. Suriyelilerin oy kullanmasının kaygı yarattığını ve bu bağlamda sosyal yapıyı bozdukları gibi söylemlerin sosyal medyaya da yansıdığını söyleyen Arslan, toplumda kendisine yer edinmeye başlayan mültecilerin fuhuşun yaygınlaşmasına neden oldukları, ikinci eş olmak istedikleri; kızlarının erkekler nedeniyle sokağa çıkarılamadığı gibi söylemleri örnek gösterdi.

Aslan sözlerini şöyle sürdürdü: "Özellikle göçmen erkekler sınır ötesinde ‘Bizim askerlerimiz sizin için savaşırken siz burada yatıyorsunuz, bizim vergilerimizle hayatınızı devam ettiriyorsunuz’ gibi söylemlerle karşılaşıyorlar. Ekonomik söylemler de var. Geldiler kiralar yükseldi, bizim yerimize çalışıyorlar, vergiler yükseldi gibi söylemlerle ülkedeki ekonomik düzensizliğin kaynağı olarak gösterildiler. Urfa’da şehir merkezinde açılan bir ajansın Suriyeli kadınları alıp Mersin’e götürdüğü anlatılıyor. Yani aslında bu örneğin, fuhuşun yaygınlaşmasının kişilerin kendi iradesi ile de gerçekleşmediğini, bunun Türkiyeli insanların onlara çanak tutuğu bir vaka olduğunu ortaya çıkardığını görüyoruz.”