Suriye'de Kürtler 'müzakere' bekliyor

Evrensel gazetesinden Levent, Dera'nın Suriye ordusunun kontrolüne geçmesi üzerine gelişmeleri değerlendirdi. 16 Temmuz'da Putin-Trump zirvesinden sonra Kürtlerle ilgili müzakerelerin beklendiğini yazan Levent, Kürtlerin de müzakereye açık olduklarını belirtti.

DUVAR – Evrensel’den Hediye Levent bugün köşesinde Dera kentinin Suriye ordusunun kontrolüne geçmesi üzerine Suriye’deki gelişmeleri anlattı. ABD-Rusya ve İsrail-İran çekişmesinin Suriye’de tansiyonu yükselttiğini belirten Levent, bu çekişmelerin ardından Rusya’nın yavaş yavaş ara bulucu ülke pozisyonuna geçtiğini, İran’ın da daha az görünür olmaya başladığını ifade etti.

16 Temmuz’daki Putin-Trump görüşmesinin Suriye açısından önem taşıdığından bahseden Levent, Kürtlerle ilgili konuda bu zirveden sonra müzakere süreçlerinin başlayacağını belirtti.

Levent, Şam’dan gelen bütün seçeneklerin masada olduğuna dair açıklamalar üzerine Kürtlerin de müzakereye açık olduklarının altını çizdi.

Leven’in yazısının tamamı şöyle:

Suriye’de sıra kuzeyde

Suriye’de çok önemli gelişmeler yaşanıyor bir süredir. 2011 yılında ayaklanmanın başladığı yer olan Dera büyük ölçüde Suriye ordusunun kontrolüne geçti. Sınır kentlerinden biri olan Dera’dan Ürdün’e açılan sınır kapısı da artık Suriye ordusunun elinde.

Neredeyse 2011 yılından bu yana el Kaide ve IŞİD gibi örgütler baskın olmak üzere çeşitli silahlı grupların kontrolündeki Dera, vekalet savaşının kilit yerlerinden biri. Öyle ki, Suriye’deki sürecin Suriye ordusunun lehine gelişmeye başladığı dönemde ABD Ürdün sınırında bazı silahlı grupları eğitmeye girişmiş ve ön hazırlık yapmıştı. Ancak sahadaki süreçle birlikte politik zeminin de hızla değiştiği bölgede hem ABD silahlı örgüt eğitme ve sahaya sürme fikrinden vazgeçmenin eşiğine geldi hem de Rusya ve İran gibi ülkelerle devam eden çekişme süreçleri dikkatlerin başka noktalara yoğunlaşmasına sebep oldu.

Suriye’de genel duruma bir göz atarsak ortaya şöyle bir tablo çıkıyor;

Aylar önce bu köşeden Suriye ordusunun ve müttefiklerinin ülke içinde ‘Kurtarılması öncelikli bölgeler’ belirleyerek buna göre hareket ettiklerini aktarmıştık. Buna göre, Halep, Şam kırsalı, Şam ve Halep’i bağlayan Humus ve Hama kentleri en öncelikli yerlerdi. İkinci aşamada gerek IŞİD varlığını zayıflatarak Irak sınırını kontrol altına almak ve gerekse IŞİD sonrası dönemde karşı karşıya gelen YPG ve SDG’ye ön baraj oluşturmak için Deyr Ez Zor kentinin de olduğu bölgeye ağırlık verildi.

Üçüncü aşamada Suriye’nin en güneyinde bulunan ve Ürdün sınırından ülke içine açılan Dera kenti yer alıyordu. Dera’da önce yoğun bir pazarlık süreci yaşandı. Birkaç kez çöken pazarlık süreci Ürdün-Suriye sınır kapısından Dera kentinin Şam’a açılan bölgelerine kadar birçok köy ve yerleşim birimini kontrol eden silahlı gruplar arasında da husumeti tetikleyen faktörlerden biri oldu. Bazı gruplar hızlı ve yoğun siyasi-finansal destekle başladıkları ‘devrim’ sürecinin artık gömüldüğünün farkındaydı çünkü özellikle son 2 yıldır vekalet savaşının yön değiştirmesi ile birlikte vadedilen ve alışılan destek gelmediği gibi her bir grup için gelecek oldukça belirsizdi. Bu duruma silahlı grupların teker teker anlaşma ve çatışmayla elimine edilmeleri ve bir kısmının İdlip’e gönderilmeleri de eklendiğinde Dera’daki gruplar arasında anlaşma yanlıları ve karşı olanlar arasındaki görüş ayrılıkları çatışmalara sebep olacak kadar derinleşti.

Yine Astana süreçlerinin getirilerinden biri olan çatışmasızlık bölgeleri uygulaması da Rusya ve Suriye yönetimleri tarafından çok iyi değerlendirildi. Suriye ordusunun öncelikli olarak belirlenen bölgelere yoğunlaşmasını sağlayan çatışmasızlık bölgeleri uygulaması birçok noktaya güç kaydırılması ve mücadelenin zayıflaması gibi durumları engellemiş oldu.

Faktörler arasında Suriye’deki ayaklanmadan gerek mülteci akınları ve gerekse savaşa taraf olan ülkelerin baskıları nedeniyle arada kalan Ürdün’ün tavrını da saymak gerek. ABD ile karşı karşıya gelmek istemeyen ancak Suriye ve Rusya ile de iletişimini koparmayan Ürdün’ün silahlı gruplara hamilik yapmaya pek gönüllü olmaması da Dera’daki gelişmelerin sebepleri arasında.

Bütün bunlar olurken diğer taraftan ABD-Rusya ve İsrail-İran çekişmesinin Suriye’de kendini göstermesi tansiyonu yükseltti. Ancak gerek ABD’nin İran ile yaptığı nükleer anlaşmadan çekilerek yaptırım uygulamaya başlaması ve gerekse Rusya’nın hem ABD hem de İsrail ile ilişkilerini iniş-çıkışlara rağmen devam ettirmesi sahadaki dengeyi de etkiledi. Rusya, ayaklanmanın başından beri dahil olduğu Suriye’de taraf ülkelerden biri konumundan ‘Sorun çözen ara bulucu ülke’ pozisyonuna geçmeye başladı. ABD-İsrail ve İran arasındaki gerginliklerde Rusya’nın bütün taraflarla iletişimde olduğunu ve herkesi tamamen memnun etmese de çözümler geliştirdiği ortada. En azından mevcut şartlar altında ABD ve İsrail’in “İran’ın Suriye sahasında sınırlardan çekilmesi, varlığının ve gücünün azaltılması” gibi talepler kısmen karşılık bulmuş görünüyor. İran Suriye’den tamamen çekilmedi ve yakın gelecekte çekilmeyecek de ancak daha az görünür olmaya başladığını söylemek mümkün. Ancak İsrail’in BM kararlarına rağmen boşaltmadığı Golan Tepeleri’nin İsrail toprağı olarak tanınması için yaptığı baskı Rusya nezdinde karşılık bulur mu, henüz belirsiz.

Peki Dera kentinin Suriye ordusunun kontrolüne geçtiği bugünlerde Rusya-ABD-İran-Suriye arasındaki diplomatik süreç ile sahadaki durumu nasıl etkileyecek?

Bu sorunun cevapları açısından 16 Temmuz’daki Putin-Trump görüşmesi büyük önem taşıyor. ABD’nin Suriye topraklarından çekileceğini öne süren de var, krizin derinleşebileceğini savunanlar da…
Zirvenin sonuçlarını şimdiden kestirmek güç ancak Dera’dan sonra geriye İdlip ve Kürtlerin kontrolündeki bölgeler kalıyor. İdlip kentine Rusya destekli bir askeri operasyon yapılacak gibi görünüyor.

Ancak İdlip konusunda Türkiye’nin ABD ile görüşmeleri ve ortak hareket edip etmeme konusunda anlaşma yapılması belirleyici faktörlerden biri. Gerçi Türkiye, Suriye içindeki Kürtleri tehdit olarak görürken ABD müttefik olarak değerlendiriyor. Menbiç’te ortak devriye anlaşması yapılsa dahi Türkiye ve ABD’nin uzlaşmalarının kısa sürede yeni krizlerle rayından çıkması büyük olasılık.

Kürtlerle ilgili konuda ise, Putin ve Trump zirvesi ve sonrasında gerçekleşecek müzakere süreçleri ile şekillenecek bir dönem bekleniyor. Şam’dan “Bütün seçenekler masada” açıklamaları yapılsa da Kürtlerin de Şam’ın da müzakereye açık olduklarına dair açıklamalar da yaptıklarını gözden kaçırmamak gerek.

Suriye için önümüzdeki günlerde diplomasi koridorlarının sert mücadelelere sahne olacağı günler yaşanacak gibi görünüyor. Sürece taraf ülkelerin ajandaları ve hedefleri az çok kestirilebilir. Peki Türkiye ne yapacak?