HDP Eş Genel Başkanı Temelli: Aritmetikle hayat şekillenmez

HDP’nin yeni Eş Başkanı Sezai Temelli, AK Parti-MHP ittifakını “Milli mutabakat değil, milli felaket ittifakı” olarak nitelendirdi. Aritmetikle hayatın şekillendirilemeyeceğini ifade eden Temelli, tabanda demokrasi, barış içinde yaşama arzusunda olanların bir araya gelmesi gerektiğini söyledi. Temelli, Afrin operasyonuna karşı çıkan tek siyasi parti olmalarıyla ilgili de “Onurlu bir barışı savunuyoruz, bu da onurlu bir yalnızlık” değerlendirmesinde bulundu.

Nergis Demirkaya  ndemirkaya@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – HDP’nin 3. Olağan Kongresi büyük bir katılımla gerçekleşti. Emniyete göre katılımı 10 bini bulan kongreye, parti yetkililerine göre ise 30 binin üzerinde kişi katıldı. Sayı vermek belki doğru değil ama aynı salonda arka arkaya AK Parti ve CHP kongrelerini izlemiş bir gazeteci olarak HDP Kongresine katılımın diğerlerinden az olduğunu kimse söyleyemez. Yoğun güvenlik önlemleri altında yapılan kongreye basın çok ilgi göstermedi. HDP’nin bugüne kadar yaptığı en büyük kongre, ancak ertesi gün açılan soruşturma ile televizyon haberlerinde yer buldu. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın açıklamalarıyla gündemin üst sıralarına yerleşen Kongre’nin mesajını, HDP’nin bundan sonraki yol haritasını, 2019 ittifak hesaplarını, 3. Olağan Kongre’de eş başkanlığa seçilen Sezai Temelli ile konuştuk.

Kuruluşundan bu yana HDP içinde yer alan ama bu kongre ile parti mutfağından vitrine çıkan Temelli, “En zor şartlar altında en büyük kongreyi yaptık” dedi. Yüksek katılımlı kongrenin mesajını “HDP’nin 7 yıldır peşinden gittiği sevdanın tükenmediğini daha da büyüdüğünü gördük” olarak okuyan Temelli, 2019’a dair hazırlıkların yapıldığı dönemde “milli felaket ittifakı” olarak nitelendirdiği AK Parti-MHP ittifakı karşısında HDP’nin izleyeceği yol haritasını, alacağı tavrı anlattı.

12 Eylül 2010 referandumunda “Yetmez ama Evet” kampanyasına destek vermesiyle ilgili eleştirileri de yanıtlayan Temelli, Afrin operasyonuna karşı çıkan tek parti oluşlarını da “Onurlu yalnızlık” sözleriyle değerlendirdi. Eş Başkan olduktan sonra ilk röportajını Gazete Duvar’a veren Temelli’nin sorularımıza yanıtı şöyle oldu:

 

HDP’NİN MUTFAĞINDAN VİTRİNE

Eş başkan adayı olduğunuzun resmi olarak açıklanmasının ardından “Sezai Temelli kimdir” başlıklı yaptığımız haber en çok okunan haberler arasına girdi. Görünen o ki bir merak var. O nedenle bir de size soralım siyaset yolculuğunuzu?

Sezai Temelli, bugünden başlarsak bir HDP’lidir. Ama akademik hayatımla birlikte aslında uzun bir siyasi yolculuğum var. Siyasi mücadele tarihimin en önemli kilometre taşlarından biri ÖDP oldu. ÖDP’den önce de sendikal mücadele içinde yer aldım. 1980’lerin sonunda kurulan Araştırma Görevlileri Derneği, ardından Öğretim Elemanları Sendikasını kurduk. Toplumun bilim hakkını savunma yolculuğumuz kısa sürede emek mücadelesi ile birleşti. Öğretim Elemanları Sendikası, Eğitim Sen ile birleştirildikten sonra burada mücadelemizi sürdürdük. Eğitim Sen’in üniversiteler ayağının örgütlenmesi sürecinde görevler aldım.

Bu arada ÖDP’nin kuruluş süreci başladı. Bu süreçte de ÖDP, PM, MYK’sında yer aldım, genel başkan yardımcısı oldum. ÖDP’den ayrıldıktan sonra kısa bir süre ÖDP’den ayrılan bazı arkadaşlar ve SHP’den gelen arkadaşlarla başlatılan Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nde (EDP) yer aldım. Ancak Halkların demokratik Kongresi’ne (HDK) kadar daha çok akademik çalışmalara yoğunlaştım. Benim akademik kariyerim kamu finansmanı, maliyeciyim ama özellikle yoksulluk üzerinde, kamusal yoksulluk alanında çalışmalar yaptım. Bu süreçte Sebahat’in (Tuncel) HDK önerisiyle tanıştım. Benim akademide yaptığım çalışmaların ete kemiğe büründüğü bir hareket beni heyecanlandırdı ve HDK’yi kurduk.

Sonra HDK içinden HDP çıktı ben de HDP’nin kurucusu oldum. İlk günden bu yana da HDP’nin merkez karar organlarında yer aldım. 2016 kongresinden sonra ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcısı oldum. Ağırlıklı olarak HDP’nin mutfağındaydım. Bugün için “Büyük İnsanlık, Yeni Yaşam” serüveninin mutfağında en yoğun çalışan 3-4 kişisinden biri oldum. “Sezai Temelli’nin merak edilmesi çok fazla medyada görünür olmamakla alakalı. Ama HDP’nin iç dünyasında fazlasıyla tanınan biriyim. Bu emeği birlikte yoğurduk, büyüttük ve bugünlere getirdik.

12 EYLÜL ANAYASASINI SAVUNACAK POZİSYONDA KALAMAZDIM

Adaylığınız ortaya çıktıktan sonra 2010 Anayasa referandumunda “Yetmez ama Evet” kampanyası içinde yer almış olmanız eleştiri konusu oldu. Bugünden bakınca o kampanya içinde yer almış olmayı bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şöyle bir kültür var: Ağacın kurdu kendindendir. Sol da birbirini hırpalamayı çok seviyor. Bizim HDK ve HDP’de başardığımız birbirimizi hırpalamadan, bu tür gerilimler yaşamadan ortak bir mücadeleyi var edebilmek. Şimdi o döneme baktığınızda “Yetmez ama Evet” kampanyasını Devrimci sosyalist İşçi Partisi (DSİP) yürütüyordu. Aynı dönem boykot, evet ve hayır kampanyaları vardı. Ben aktif siyasette değildim ve akademisyen olarak nasıl bir anayasa ve anayasa değişikliği üzerine çeşitli toplantılara katıldım. “Boykot” toplantısına da, “hayır” toplantısına da “yetmez ama evet” toplantısına da katıldım. Ben DSİP’li değildim, kampanyayı onlar yürütüyordu.

Ben o gün “Bu anayasa değişikliği bizim arzuladığımız talep ettiğimiz bir değişiklik değil”i net bir şekilde ifade ettim. Ama 12 Eylül anayasasını savunacak bir pozisyonda kalamazdım çünkü ben 12 Eylül mağduruyum. 12 Eylül mağdurlarının 12 Eylül ile hesaplaşması gerekiyor. “Yetmez ama Evet”, “boykot” ve “evet” diyenlerin tezleri bazı yerlerde birbiri ile buluştu. Fakat “hayır” diyenlerin tezleri sadece bir bu anayasa değişikliğine “hayır” diyerek 2010’dan 2018’e gelen süreci okumayla alakalı bir şey değil. Bunları sarih şekilde ortaya koymak gerekiyor.

Bir kez daha ifade ediyorum, ben “yetmez ama evet”, “boykot” ve “evet”in buluştuğu yerlerde bu anayasa değişikliklerinin yetersizlikleri üzerinden ama nasıl bir anayasa değişikliğinin ihtiyacı üzerinden bir akademik kimlikle yer aldım ve 12 Eylül faşist diktatörlük Anayasasına karşı çıktım. Çünkü ben ve arkadaşlarım 12 Eylül mağdurlarıydık, bu itiraz benim için önemliydi. Bu bir suçlama, sosyal medyada kampanya olarak karşımıza çıkıyor. Ben anlıyorum. Ama bu tür kamplaşmış akıllarla yol almamız mümkün değil. Bunun en güzel örneğini de 16 Nisan referandumunda gördük.

“12 Eylül mağduruyum” dediniz. Bu arada 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL sürecinde ihraç edildiniz. Komisyon’a başvurdunuz mu?

12 Eylül’de de mağdurduk, geldik bunca yıl sonra ironik bir günde, 29 Ekim Cumhuriyetin ilan edildiği günde -belki de Cumhuriyeti demokratikleştirememenin sancısı- televizyonda bir altyazı ile ihraç edildiğimizi öğrendik. 30 yıldan fazla emek verdiğiniz üniversiteden sadece demokrasiyi savunduğunuz, Cumhuriyeti demokratikleştirmek için bir ömür harcadığınız için ihraç ediliyor, çok sevdiğiniz üniversitenizden ayrılıyorsunuz. Ben imzacı değildim ama HDP’liydim. Siyasi kimliğim çok ön planda olduğu, bu fikirleri zaten savunduğum için çok da imzama ihtiyaç duyulmadı diye tahmin ediyorum. OHAL İnceleme Komisyonu’na başvurmak zorunda kaldık. Bu aslında hukuku yok sayan bir komisyon. Kendi muktesabatını çiğnemiş, kendi hukukuna aykırı davranmış AİHM de buraya yönlendirdi. 100 binden fazla insanın başvurusu İbrahim Kaboğlu hocamızın söylediği gibi 8-10 yıl sürecek. Benim dosyamın en son sonuçlanacak dosyalardan biri olacağını düşünüyorum.

DEMİRTAŞ İLE BENİM ARAMDA BİR REKABET YOK

Şimdi HDP mutfağından vitrinine çıktınız? Mutfağında yer aldığınızı söylediğiniz partide vitrine çıkmak nasıl bir duygu? Yine kongre salonunda çok yoğun bir Demirtaş sevgisi izledik. Böyle bir durumda bu koltuğa oturmak sizde nasıl bir duygu yarattı?

HDP’nin eş başkan koltuğuna oturmanın ciddi bir sorumluluğu var. Çok onurlu bir görev. Arkadaşların tercihine büyük saygı duyuyorum. Bu onurlu görevi yerine getirmek için de elimden gelen her şeyi yapacağım. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Burada Demirtaş ile benim aramda bir rekabet, yarış yok. Demirtaş bu partinin en önemli, en saygın isimlerinden biri. Ve bugünden sonra da Demirtaş’la da, Sebahat’la da, Figen’le de, Serpil Başkan ile de birlikte mücadeleyi sürdüreceğiz. Bizim tüm çalışmalarımız kolektiftir. HDP, HDK çok bileşenli bir yapı olduğu için bunun dışında da şansınız yok. Selahattin Başkan da bunu yaptı. Tabii Selahattin Başkan’ın popülaritesi ayrı değerlendirilmeli. Bu çok meziyetli, takdire şayan bir şey. Kimse inkar edemez. Ama parti içi hayatımız açısından değişen bir şey yok. Bu kollektif iradenin nasıl yol aldığı, alacağı bellidir. Bu kolektif iradenin içinde Selahattin Başkan da vardır. Bir kopuş, yol ayrımı, güzergah değişimi, bir akıl değişimi söz konusu değildir.

Selahatin Demirtaş şahsındaki sevgi, saygı, özlem hepimiz için geçerli. Demirtaş ile rekabete girip ayrışmayı kimse hayal etmiyor. Benim için de özel bir arkadaş, yoldaş. “Yeni Yaşam” dediğimiz yolculuğu beraber ördük ve o “Büyük insanlık” dediğimiz 7 Haziran’a giderkenki süreç çok öğretici, Türkiye’de çok önemli değişim dönüşüme yol açmış bir yürüyüştü. Ben bu hasretin bir an önce bitmesini kongrede de söyledim. Ve bunun bana denk gelmesini, bana nasip olmasını çok istiyorum. Umuyorum bunu başaracağız.

EN ZOR KOŞULLARDA EN BÜYÜK KONGREYİ YAPTIK

Yüksek katılımlı bir kongre yaptınız. HDP yöneticilerini dahi şaşırtan bir katılım oldu. Kongrenin mesajı neydi?

Bu kongre için “stratejik bir kongre” dedik. Bizi büyüten, var eden, 7 yıldır anlattığımız bir şey var. Bu anlattığımız, peşinden gittiğimiz sevdamız tükendi mi, tükenmedi mi? Kongre gösterdi ki tükenmedi, aksine büyüdü. HDP tarihinin en büyük kongresini en zor koşullarda yaptık. Bunun anlamı, biz kurucu irademize, felsefemize, demokrasi ve barış mücadelesine dünden daha fazla sahip çıkıyoruz. Bunu hiç bir seçim hesabı, oy pazarlığı ile yapmıyoruz. Buna inandığımız için sahip çıkıyoruz. Önümüzde faşizmin kurumsallaşmasına karşı bir mücadele güzergahı var ve kongre buna karşı mücadelede “kararlıyız” mesajı verdi. Bu Türkiye’nin kongresiydi, itirazı olanların kongresiydi.

Kongre bitti, ertesi gün soruşturma açıldı. Grup konuşmalarında bizim kongreyle uğraşıldı. Kongrenin iradesini okumak yerine hala nefret söylemi ile hala düşmanlaştırıcı bir yaklaşımla değerlendirme yapılıyor. Türkiye’nin dört bir yanından insanın katıldığı, “Biz Türkiye’nin partisiyiz, Türkiye’nin tüm sorunlarına sahip çıkıyoruz” denilen bir kongrede bu siyasetin değerlendirilmesini istiyoruz. Suruç’tan bu yana yaşanan karanlık tablonun değişmesini istiyorsak bu kongreyi herkesin dikkatli okumasında yarar var.

AKP SAVAŞ SİYASETİNE TUTSAK OLDU

Kongre öncesi yaptığınız toplantı dizilerinin sonunda bir özeleştiriniz oldu. Tek adam rejimi ve Sur-Cizre’de yaşanan süreçle ilgili mücadelenin yetersizliğiyle ilgiliydi. Şimdi HDP’ye dönük her tartışmada önünüze hendek konuluyor, bunun sorumlusu ilan ediliyorsunuz. HDP’nin hatası yok mu süreçte?

Konferansta bir öz eleştiri verdik ama bunu metne yazmak yetmez. Öz eleştiri yeni bir mücadele hattı açarak verilebilir. Kongre irademizde de bunu ortaya koyduk. Bizim özeleştiri verdiğimiz konu, savaş siyasetine karşı barış, demokrasi siyasetini yükseltme konusundaki yetersizliklerimizdir. İster hendek konusunu, ister diğer konuları ele alın, 2015’in Temmuz’undan, Suruç katliamından bu yana devletin izlemiş olduğu politika savaş siyasetidir. Bu siyaseti geriletmenin, sonlandırmanın yolu barış siyasetini güçlendirmekten geçiyor.

HDP’nin eksikliği hataları varsa buralarda dönüp aramak gerekiyor. Yoksa savaş siyasetinin muhasebesi üzerinden bir karşılaştırma yapmak, savaş siyasetini kutsayacak şekilde açıklamalar yapmak anlamlı değildir. AKP iktidarı savaş siyasetinin olağanlaşması için çaba içinde. Peki neden? Çünkü iktidar bloğu sürekli halkları birbiri ile karşı karşıya getirerek, düşmanlaştırarak açık veya örtülü savaş politikaları ile kendisini var ederek ayakta tutuyor. “HDP Türkiye’nin tüm sorunlara sahip çıkıyor” dedik. Ama her koşulda önümüze savaş dili, söylemi çıkartılıyor. Fındık üreticilerinin sorunlarına sahip çıkmaya çalışsanız da esnafın vergi yükünden bahsetseniz de “siz teröristlerle mi bir araya geliyorsunuz” ile karşı karşıyayız. Türkiye’de halkların dönüp bakması gereken budur. Bu savaş hepimiz için yıkımdır, yokluktur.

Demokratik Cumhuriyeti inşa etmeniz bir barış siyasetinden, çoğulcu bir akıldan geçiyor. HDP’nin iddiası tam burada. Bu savaş siyasetine karşı barış siyaseti derken bir Türkiye’deki büyük bir toplumsal değişim ve dönüşüm iddiasını ortaya koyuyoruz. AKP iktidarı savaş siyasetine uzun süredir tutsak olmuştur. Kendi iktidarını devam ettirmenin yegane yolu bunu görmektedir. Bizi hep bölücülükle, terörle suçlayan iktidar ülkeyi parçalanmaya, bölünmeye doğru sürüklemekte. Biz de tam tersi diyoruz ki bir arada yaşamamız, ortak vatanda, demokratik cumhuriyet koşulunda yaşamamız için barış siyasetini yükseltmeliyiz.

BU KADAR ETKİSİZ, ÖNEMSİZSEK BU ABLUKA NİYE?

Bu söylediklerinizi nasıl yapacaksınız? Kongrenin dahi haber olmadığını konuştuk.

Hakikati anlatacağız. Araç biziz. Partililer. O salona 30 binden fazla insan geldi ama gelemeyen 6 milyondan fazla insan var. Gelmek isteyen, gönlü bize bakan kaç milyon insan var. Herkes herkese bunu anlatacak. Evet televizyonlar yok ama biz varız. Mahalle mahalle, kapı kapı, biz varız. Biz hakikatiz. Hakikat yaşamdır, biz yaşamı savunuyoruz. Samimi duygularla vicdan sahibi insanlara ulaşmak zorundayız. Başka çaresi yok. Şu da sorgulanmalı. Madem biz bu kadar etkisiziz, bu kadar önemsiziz de bu abluka niye? Sesimizi kısma gayreti, bizi düşmanlaştırmak ne?

Aslında korku hakikattendir. Biz hakikatin sesini her yere yaymak için elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Radikal demokrasi diyoruz. Bu birbiriyle uzlaşmaz, dertleri, sorunları olanların bile yan yana gelmesi çağrısını yapan bir anlayıştır. Herkes herkese bir nefret söylemi ile yaklaşıyor. Bir arada yaşayıp bu kadar birbiriyle ilgili kötücül düşünce insanın doğasına aykırıdır. Bu iktidar kurgusudur. Bu İktidar kurgusunu aşmak için hakikatin sesini yükseltmek gerekiyor. Herkesin içine devletin yüklediği o nefret ruhundan kurtulmamız, önce aramızdaki barajları yıkmamız lazım. Yoksa seçim barajı gibi dertlerle değil. Sürekli seçim ittifakları, pazarlıkları yaparak değil. Önce aramızda örülmüş olan nefret duvarları barajlarını yıkmamız gerekiyor. O zaman birbirimize baktığımızda ne kadar güçlü olduğumuzu ne kadar sahici olduğumuzu göreceğiz.

MİLLİ MUTABAKAT DEĞİL MİLLİ FELAKET İTTİFAKI

Aslolan duvarı yıkmak tamam ama Türkiye’nin önünde çok sıcak 3 seçim gündemi var. İttifaklar kurulmaya başlandı. HDP nerede duracak, ne yapacak?

Seçimden önce seçim yapılacak iklimin yaratılması bizim gündemimizde. OHAL koşullarında, hile ve şaibe ortamında seçim yapmak bize anlamlı gelmiyor. Referandumda hayır kazandı ama YSK anayasa suçu işleyerek bu suça ortak oldu. Gün gelecek ve YSK üyeleri Anayasa Mahkemesi’nde yargılanacak. Siz eğer demokratik bir seçim iklimi yaratamamışsanız, OHAL koşullarında, baskıyla, şiddet ortamında, insanları tehdit ederek sandıktan uzaklaştırıp bunun sonuçları üzerinden meşruiyet arayışı anlamsızdır, bu kurgudur. Hiçbir toplumsal karşılığı yoktur.

Türkiye böyle bir seçim atmosferinden geçip bu seçim sonuçları ile yoluna devam edecekse Türkiye bugünden çok daha ciddi krizlere, savaş, şiddet ortamına sürüklenir. Herkes aklını başına almalıdır. Biz bir an önce adil demokratik seçimlerin yapılabileceği bir iklimi yaratmalıyız. Burada herkes bu süreçte inisiyatif almalıdır. Bunu bugünkü iktidardan beklemek mümkün değil. Onlar “milli mutabakat” denilen aslında “milli felaket” denilen ittifaklar peşinde. 70’lerin Milliyetçi Cephe’lerinden daha kötü senaryolarla karşı karşıyayız. Bu gidiş ciddi anlamda bizi uçuruma sürükleyen bir gidişattır. Buna “dur” demeliyiz. Bu ittifaklar yaparak olmaz. Tabanda demokrasi ile derdi olanların, demokratik bir ülkede, barış içinde yaşama arzusunda olanların bir araya gelmesi gerekiyor. Bu yan yana gelişler mümkün olduğu sürece bu söylediğimiz kapalı yol açılabilir. Kötü gidişat son bulabilir.

Referandumdaki hayır bloğu hayır olarak katılaşmamalıdır. Nasıl “evet”lerin katılaşmaması gerektiği gibi. Burada demokrasiden yana katılıkları aşmadan yan yana “evet” ile “hayır”a, referandum sonuçlarına bağlı kalmadan toplumsal ittifakları sağlamalı, toplumun dayanışması, demokrasi ortaklaşmasında buluşmasını sağlamamız gerekiyor. Bunu yapmadan kurumsal düzeyde ittifaklar aslında aynı şeylerin tekrarına neden olur ki demokratik seçim ortamı söz konusu değilse oradan çıkan sonuçlar da demokrasiye hizmet etmez.

İYİ PARTİ, HDP TABANI İLE BULUŞURSA OY ALIR

İttifak senaryolarının içinde İYİ Parti lideri Akşener’in “2. turda Erdoğan HDP ile anlaşır” iddiası da var. İYİ Parti ayrıca doğudan çok ciddi oy alacağı görüşünde. Siyaset denklemine yeni giren İYİ Parti’nin bu iddiaları için ne dersiniz?

İttifak aklı sürekli aritmetikle çalışıyor. Ama bu aritmetikle hayatı şekillendirmezseniz. Eğer insanlar size gerçekten oy veriyorsa o insanların duygularına vakıf olmanız, gidip konuşmanız gerek. Size “HDP’yi kötüleyin” diye oy vermeyecekler herhalde. Size oy vermeleri için sizin tabanınız ile HDP tabanının buluşması lazım. Buluşursa oy verir. Yoksa bu halüsinasyondur. Bunu MHP de çok gördü. İYİ Parti de görüyor. Bu halüsinasyondan kurtulmanın yegane yolu tabanların sesini dinlemektir. Biz çoğulcu siyaseti savunuyoruz. Ne kadar çok parti olursa temsiliyet o kadar yükselir. Kitlelerin tercihleri daha sahici, sağlıklı olur. O parti bu parti olsun diye rekabete, yarışa sokmaktansa bütün tercihlerin açığa çıkabileceği, temsiliyeti güçlendirecek bir mekanizmaya ihtiyaç var.

“Keşke HDP’siz bir Türkiye olsaydı” diyorlarsa bu mümkün değil, biz varız. Bu siyaseti yapacaksanız bizle yapacaksınız ve biz sizin tahmin ettiğinizden çok daha fazlayız, kalabalığız, güçlüyüz. Bunu hissetmeleri, kabul etmeleri ve bizimle birlikte siyaset yapmaları gerek. Bizimle birlikte siyaset yapmak aritmetik hesaplarla olmaz. Bizimle siyaset yapmak tabanımızla buluşmaktan geçer. Bizim tabanımızın talepleri açık ve net. Demokrasi, barış, bir arada yaşam, ortak vatanda eşit yurttaşlık temelinde herkesin eşit haklara sahip olduğu bir cumhuriyet, yeni bir toplum sözleşmesi. Bu zeminde buluştuğumuz zaman sandıktan çıkan sonuçlar zaten en sağlıklı sonuçlar olacaktır.

Erken seçim beklentiniz var mı?

Evet, erken seçim olasılığı var. İktidarın yangından mal kaçırma hevesinde olduğunu görüyoruz. Kendisi için en uygun iklimi, en uygun koşulları yaratıp, kurgusal bir başarıya imza atıp önümüzdeki dönemi kurtarmaya çalışıyor. Bu Türkiye açısından da bölge ve Avrupa açısından da olumsuz sonuçlara yol açar. Ama örgütümüz seçimlere hazırdır. “Erken seçim gelecek” diye kaygımız yok, geliyorsa gelsin ama esas meseleyi çözeceğimiz yer bu türden bir erken seçim değil, Türkiye’nin yürüteceği sağlıklı, demokratik politikalarda yol almaktır.

AK Parti-MHP görüşmeleri bir yana siyasi partiler arası yasal bir ittifak zemini için düzenleme yapılmak istenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada örnekleri var. Ama etik ve belli stratejik süreçlerde olur. Ama buradaki ittifak bir savaş siyaseti ittifakıdır. Türkiye halkları yararına bir ittifak değildir. Bunun sancılarını iki partide kendi içinde yaşıyor. Araştırmalar da bunu gösteriyor. Her iki parti de oy kaybediyor. İttifak görüşmeleri başladığından bu yana iki partinin de oy kaybettiğini görüyoruz. Bırakın bir sinerji yaratıp çoğalmayı, güçlenmeyi bunun sonuçları her 2 parti içinde olumsuz olmuştur. Neden çünkü eşyanın tabiatına aykırı bir ittifaktır. Bu toplumun taleplerini, beklentilerin karşılayacak anlamda bir ittifak değildir. Sorunları çözmeye değil derinleştirmeye dönük bir ittifaktır. Toplumda bunun farkında.

ONURLU BARIŞ İÇİN ONURLU YALNIZLIK

Daraltılmış bölge seçim modeli de masada. Nasıl karşılarsınız böyle bir düzenlemeyi?

Biz çoğulcu bir demokrasiyi savunuyoruz. Bu durumda dar ya da daraltılmış bölgeyi savunmamız mümkün değil. Nispi temsiliyet önemli. Cumhuriyet tarihindeki en iyi seçim sistemi milli bakiyedir. Bugün uygulanabilir mi bunu tartışmaya açmalıyız. Temsiliyeti en iyi yansıtmış sonuçlar 1965 seçimleridir. Buna bakmak lazım. Yerel demokrasiyi güçlendirmeliyiz. Yerel demokrasi güçlenirse vesayet sistemi gücünü kaybeder. Türkiye’nin en önemli sorunu vesayettir. Katı bir vesayet ve düşük temsil bir araya geldiğinde tek adam sistemi kendiliğinden oluyor. Cumhuriyet tarihi bunun örnekleri ile dolu. Tek adamı, otoriter yönetimi besleyen veya o güzergahtan çıkarmayan yapısal sorunları aşmanız gerek. Temsiliyeti güçlendirmek ama bunu yaparken de yerel demokrasiyi güçlendirmek gerek.

Afrin operasyonuna HDP dışında “hayır” diyen parti yok. Bu yalnızlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onurlu bir barışı savunuyoruz bu da onurlu bir yalnızlık. Ölümün savunusunu yapmak, ölümleri saymak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür. Buna bir an önce son vermek gerekiyor. Giden her can bizden gidendir. Bizim eksilmemizdir. Herkesin hayat hakkına sahip çıkıyoruz. Bu anlamsız bir savaştır. Ülkemiz işgal altında değildir. Kimse bize saldırmıyor. O zaman biz buna bir son vermeliyiz. Biz bu ülkede demokrasi, barış için mücadele ediyorsak dünyanın her yerinde demokrasi ve barış için mücadele ediyoruz. Afrin harekatı bir an önce sonlanmalıdır.