'Suriyelilere yapılan 30 milyar yardımın hesaplanmasında sorun var, 'yardım' ile 'maliyet' karıştırılıyor'

Göç uzmanı Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’la, Türkiye'deki göçmenleri ve iç göçü konuştuk. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun Suriyelilere harcanan parayla ilgili sorusunun hükümet tarafından yeterince açıklanam adığını, çünkü doğrudan yardımlar ile dolaylı yardımların birbirine karıştırıldığını söyleyen Erdoğan, 2018 yılında da göçmenlere dair olumlu politikalar beklemiyor.
Prof. Dr. Murat Erdoğan

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Suriye’deki iç savaş 6 yılı geride bıraktı. Savaştan kaçanlara kapılarını açan Türkiye’deki kayıtlı sığınmacıların sayısı 3.412. 368’i Suriyeli olmak üzere 4 milyona yaklaştı. Savaşın sona ermesi halinde zorunlu göçle Türkiye’ye gelen sığınmacıların büyük bir bölümünün ülkelerine geri döneceği siyasetçilerin açıklamalarına konu oldu. 2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Gaziantep mitinginde konuşan Recep Tayyip Erdoğan Suriyeli göçmenlere ilişkin, “Bu kalıcı bir durum değil, bu ilelebet devam edecek bir durum değil” diye konuşmuştu.

Uzun yıllar Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nin (HÜGO) müdürlüğünü yapan ve geçtiğimiz aylarda bir başka devlet üniversitesi olan İstanbul’daki Türk-Alman Üniversitesi’nde bir göç merkezi kurarak çalışmaya başlayan Göç Uzmanı Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’la Suriyeli göçmenlere ve entelektüel göçe dair konuştuk.

‘TÜRKLER DE BİR YILLIĞINA GİTMİŞTİ AMA 55 YILDIR ORADALAR’

Hacettepe Üniversitesi’nde yıllarca yurt dışındaki Türklerin uyum sorunları ve zorunlu göç üzerine çalışan Prof. Dr. M. Murat Erdoğan bir ay önce göreve başladığı Türk- Alman Üniversitesi’nde ‘Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi’ni kurdu. Bu merkezin bir yıl içinde Almanya’da da faaliyette bulunması planlanıyor. Prof. Dr. Erdoğan, Türkiye’nin uyum konusuyla ilk kez Suriyelilerle yüzleştiğini, daha önce uyum kavramının genelde yurtdışındaki Türkiye kökenliler ile gündeme geldiğini söyledi. Erdoğan, “Uyum sadece kalıcılık söz konusuysa insanların aklına gelen bir şeydir. Eğer Türkiye’ye göçen insanlarla bir arada yaşayacaksak uyum gerekiyor. Uzun süre devlet Suriyeliler konusunda şunu dedi, ‘Suriyeliler, savaş bitip Esad düşünce gidecek.’ Ama toplumlarda sosyoloji her zaman siyaseti yener. Almanya’ya giden Türkler de bir yıllığına gitmişti ama 55 yıldır oradalar. Türkiye’ye gelen Suriyeliler de ikinci, üçüncü seneden sonra artık buralı olmaya başladılar. Sayılar arttı, her yere dağıldılar ve geri dönüş imkânları da kalmadı” dedi.

‘BİRLİKTE NASIL YAŞAYACAĞIZ ÜZERİNE ÇALIŞMAK GEREKİYOR’

Türkiye’nin Suriyeliler’le ilgili kalıcı uyum politikaları oluşturmaya geç başladığının ve gerekli adımların tam anlamıyla hâlâ atılamadığının altını çizen Erdoğan’a göre “Birlikte nasıl yaşayacağız” üzerine sistemli bir şekilde  çalışılması gerekiyor. Avustralya, Kanada gibi tipik göçmen ülkelerinin tüm hayatı uyum çalışmalarına göre organize ettiğini, ama kitlesel göçlerle daha sonra karşılaşan ülkelerde ciddi uyum sorunlarının yaşandığını söyleyen Erdoğan, kalıcı göçmenlere dair uyum politikalarının uygulandığı dünyadaki örnekleri şöyle anlattı, “Tipik göç ülkesi olmayan ülkeler dışarıdan çok fazla insanın gelmesini, özellikle de de düzensiz bir biçimde gelmesini istemez. Türkiye’nin göç politikaları Cumhuriyetin başlangıcından itibaren sadece Türk soyluların ülkeye gelmesine sıcak bakmıştır. Bunun ilk adımı da “mübadele” ile Yunanistan’dan gelenlerdir. Uyum süreçleri bu yüzden nispeten kolay olmuştur. Dünyadaki örneklere baktığımızda, bizi de yakından ilgilendirdiği için akla hemen Almanya gelir. 60’lı yıllarda Türkiye’den işçi talep eden Almanların, ‘Biz Türkiye’den işçi istemiştik onlar insan yollamış’ diye bir sözü aslında politik ve ekonomik hesaplamalarla sosyolojinin çelişkisini çok iyi anlatıyor. İşçiyi üretim mekanizmasının bir parçası olarak görmüşlerdir. Türkiye’den çalışmak için Almanya’ya giden bazı “misafir işçiler” uçaktan iner inmez fabrikalara gönderilecek kadar insanlık unutulabilmiştir. Çünkü gelen ekonomik kalkınmanın bir aracı olan “misafir işçiler”dir. İnsan oldukları çok sonra fark edilecektir. Ama Almanya’daki Türkiye kökenliler orada hayat kurmaya başladıklarında ve Türklerin büyük bölümünün dönmeyeceği gerçeği Alman politikacılar tarafından da kabullenilince, önce son bir deneme yapılıp teşvikler verildi ama bu da çok küçük bir kitlenin ilgisini çekince 80’li yıllardan itibaren uyum programı yapmaya başladılar. Bu göçmenler hayatın her alanında eşit haklara kavuştular. Sadece Almanya ile sınırlı değil Avrupa’daki birçok ülkede göçmenler siyasetten spora, ekonomiden kültüre her alanda görünür olmaya başladı. Bizim de oraya bakmamız ve geç kalmanın getirdiği handikapları görmemiz lazım. Suriyelilerle oluşan durumda, kendi huzurumuzu koru mak ve sürdürmek adına, uyum politikalarını uygulayıp çalışmalar yürütmek gerekiyor.”

‘SURİYELİLER TÜRKLERİN ÇALIŞMAYI ARZU ETMEDİKLERİ İŞLERDE VE ÜCRETLERDE ÇALIŞIYOR’ 

Göçmenlerle Türkiye vatandaşları arasındaki gerilimler zaman zaman haberlere konu oluyor. Kitlesel göçlerle gelenlerin işlerini ellerinden alacakları düşüncesiyle gerilimin ortaya çıkabileceğini söyleyen Erdoğan’a göre sayısı 1 milyonu bulan kayıt dışı çalışan Suriyeli var. “1 milyon Suriyeli inanılmaz düşük ücretlerle emek sömürüsü çarkının içerisinde çalışıyor” diyen Prof. Erdoğan, “Türklerin koşulları itibari ile tenezzül etmeyeceği işler bunlar.  Herkesin beklentisinin aksine Türkiye’de Suriyelilerden kaynaklı çok büyük iş kaybı yaşanmadı. Türkler zaten o işleri yapmıyordu. Türkler arasında ciddi bir iş kaybı yaşanmaması Suriyelilerin şansı oldu. İş kayıpları olsaydı nefret çok daha yükselebilirdi. Şimdi ‘sahillerde geziniyorlar etrafa zarar veriyorlar’ tepkilerini görüyoruz. Çok az insan, geldiler işimizi elimizden aldılar diyor” diye konuştu.

‘SURİYELİLERE YAPILAN 30 MİLYAR DOLAR YARDIMIN HESAPLANMASINDA SORUN VAR’

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriyelilere 30 milyar dolar harcandığı yönündeki açıklaması üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Nereye gitti bu 30 milyar dolar?” diye sorduğunu hatırlattığımız Prof. Erdoğan’a göre ‘Türkiye Hükümeti, süreç içinde yaşanan dayanışma sorununa dikkat çekmek ve Türkiye’nin üstlendiği yükü ifade etmek için dünya kamuoyuna bazı rakamlar açıkladı. Aslında öncelikle vurgulamak gerekir ki bu rakamlardan daha önemli olan üstlenilen siyasal, sosyal, ekonomik ve güvenlik gibi diğer riskler. Ama açıklanan rakamlarda ciddi bir sorun vardı, o da ayrıntı verilmemesi ve zaman zaman pek çok farklı rakamın telaffuz edilmesiydi. Daha da önemli olan sorun ise doğrudan katkılarla, yardımlarla, dolaylı maliyetlerin ayrıştırılmaması oldu.” Mesela bu güne kadar Suriyelilere verilen 32 milyonu aşkın poliklinik hizmeti, 1 milyondan fazla ameliyat, 35 milyondan fazla reçete, milyonlarca aşı, yatan hasta var. Ya da bu güne kadar okula giden toplam sayısı 1 milyona yaklaşan eğitim alan çocuklar var. Ya da 21 kampta kalan ve bütün masrafları karşılanan 220 bin kişi var. Bunlarkolaylıkla ayrıntılandırılabilir. Ama bazı hususları kolayca ayrıntılandırmanız mümkün değildir, zira dolaylı maliyetlerdir. Hükümetin görevi öncelikle bu güne kadar olağanüstü bir dayanışma örneği gösteren Türk toplumuna bunu şeffaflıkla açıklamak olmalıdır. Çok ihmal edilen bir husus da şu ki, Suriyeliler de bu rakamları duyunca “bize gelen bir ödeme yok, bu para nereye gidiyor” diye soruyor. Onun için şeffaflık ve sağlıklı düzenli hesaplama yapılmalı. Muhalefetin bunu sorması doğaldır, kamu kaynağı harcanıyor, bu da ilan ediliyor. O zaman sorulur. Ama muhalefete de sormak gerekiyor, bu konuda nasıl bir politika ortaya koyduklarını da sormak gerekiyor. Konu hem sosyal hem siyasi bir konu. Siyasal alandaki tartışma anlaşılabilir. Ama sosyal alanda CHP’nin Türkiye nüfusunun % 5’ine ulaşan sayıdaki sığınmacı politikası politikası ne olacaktır, bu da ortada görünmüyor, geriye sadece rakam tartışmaları kalıyor.”

Prof. Erdoğan “Ancak Suriyelilere yapılan yardım ile sığınmacıların maliyeti iki farklı konudur. Yani Türkiye 30 milyardan çok harcadı ama 30 milyar nakit doğrudan ödeme yapılmadı. ‘Yardım yaptık’ denilirse, bu doğrudan destek anlamına gelir ve açıklanamaz. Burada maliyet hesaplaması yapılmalıdır. Böyle bakılırsa mali destek 30 milyar dolar etmez. Ama toplam maliyet 30 milyarı aşar” dedi.

‘ALMANYA ‘BİR MÜLTECİ BİZE YILDA 15.000 AVRO’YA GÜNDE 41 AVRO’YA MAL OLUYOR’ DİYOR’

Erdoğan Almanya’dan bu konuda bir örnek vererek konuyu şöyle açıkladı; “Almanya’da Köln üniversitesinin yaptığı araştırmaya göre bir mülteci Almanya’ya günde 41, ayda 1250, yılda 15.000 Avro mal oluyor. Burada da sadece nakit destek değil söz konusu olan. Üstelik Almanya savaş  bölgesine sınır bir ülke de değil. Türkiye’de maliyetler düşük olsa da sınırda olmamızdan dolayı maliyetimiz özellikle güvenlik harcamaları bakımından daha fazla. Ben bir hesap yaptım, eğer bizdeki Suriyeliler 2011’den bu yana Türkiye’de değil, Almanya’da olsaydı 150 milyardan çok maliyetleri olurdu. Diyelim ki Almanya’da maliyetler fazla bizde az. Ben bunu dikkate alıp Almanya maliyetinin dörtte birini esas alıp hesap yaptığımda, yani bir mültecinin maliyeti günlük 41 değil 10 Avro olsa bile en az 38 milyar Avro çıkıyor. Türkiye’deki sığınmacıların doğrudan ve dolaylı maliyetinin, özellikle de sınırdan kaynaklanan maliyetlerin de etkisi ile  son 6,5 senede en az 40 milyar € olduğu söylenebilir.”

‘2019 SEÇİMLERİNDEN DOLAYI HÜKÜMET BU TOPA GİRMEZ’

Türkiye’nin 2016 yılına kadar Suriye sınırında “açık kapı” politikası izlediğini, bu yüzden Suriyeliler dışında 1 milyondan fazla diğer ülke vatandaşlarının da Türkiye’ye geldiğini söyleyen Prof. Erdoğan şöyle konuştu, “Savaş, zulüm varsa  ve insanlar ölümden kaçıyorsa insanları alacaksın ama kontrol edeceksin; kayıt yapacaksın. Hükümet son süreçte bu konunun çok ciddi olduğunu anladı. Fakat kapsamlı ve iddialı bir göç politikasını ortaya koymak için 2018 yılı hiç uygun değil. 2018’de Türkiye’de göçmenlere ilişkin çok radikal kararlar alınmasını beklemiyorum. 2019 seçimlerinden dolayı Hükümet asla bu topa girmez. Dünyada en fazla mülteci barındıran ülkelerden birisiyiz ama bu güne kadar seçimlerde mülteciler konu olmadı. Ama 2019 bu konuda daha farklı olacak ve öncesinde cesur politikalar için ortam çok uygun görünmüyor.”

‘AK PARTİ’Yİ GÖÇ PARTİSİ OLARAK NİTELEMEK MÜMKÜN’

Suriyeli göçmenler dışında ülke içindeki göç hareketliliğinin de önemli boyutlara ulaştığını söyleyen Prof. Erdoğan yılda 2.5 milyon Türkiye vatandaşının ülke içinde yer değiştirdiğini söyledi, “Türkiye’deki DP, AP, ANAP gibi AK Parti’yi de bir göç partisi olarak nitelemek mümkün” diyen Erdoğan, “Göç eden insanlar çok hırslılar. Başka bir hayata girdikleri için büyük bir motivasyonla geliyorlar. Ben daha iyi yaşayacağım, çocuklarım daha iyi okullara gidecek diyorlar. Bu politik alanda da kendisini gösteriyor” dedi. Bu insanların muhafazakârlıklarından da vazgeçemediklerini, geleneklerini bir şekilde sürdürmeye çalıştıklarını belirten Erdoğan, AK Parti’nin kadro yapısı ve politikasında da bunu net görebiliyoruz” dedi. Türkiye’deki göç hareketliliği kafalarımızda, genelde doğudan  kalkıp İstanbul’a yönelen hareketler olarak kalmıştır. Bu göç hareketliliğinin niteliği çok değişti. İnsanlar on yıldır çoğunlukla Karadeniz’den aşağı akıyor. Birçok kent boşalıyor. Oradan İzmir’e, Bursa’ya yerleşiyorlar. Doğuda ise doğrudan İstanbul’a gelmek yerine Mersin, Adana gibi cazibe merkezlerine yöneliyorlar. Göç Türkiye ekonomisinin de siyasetinin de en ciddi motivasyon unsurudur. Ama dışarıdan gelen kitlesel göç bu bakımdan biraz daha fazla kontrolü ve politikayı gerektiriyor” ifadelerini kullandı.

‘TÜRKİYE’DEN DIŞARIYA BEYİN GÖÇÜ BİZİ ENDİŞELENDİRMELİ”

Son dönemde Türkiye’den yurt dışına doğru göç hareketliliğinin de arttığını söyleyen Erdoğan bunun nedeninin “daha huzurlu ve iyi bir yaşam arayışı” olduğunun altını çizdi. Türkiye’deki iç göç hareketliliğinde entelektüel gruplarda İzmir, Muğla, Antalya başta olmak üzere güneye doğru bir hareketlenme olduğunu ifade eden Prof. Erdoğan sözlerine şöyle devam etti, “Son dönemde yurt dışına göç de yaygınlaştı ve niteliği değişti. Eskiden işgücü olarak göç veren Türkiye’nin şimdi entellektüelleri gidiyor. İnsanlar kendilerini bir biçimde Türkiye’de yeterince mutlu, güvende hissetmiyor, daha da önemlisi geleceğe yönelik umutları da azalmış gibi. Bu Türkiye’nin bence en ciddi sorunu. Türkiye kapasitesini tüketiyor. Türkiye’nin en iyi yerlerinde eğitim almış en niteliklileri kaçtıkça, ülke çoraklaşıyor. Bazı ülkeler bunu ticarete dönüştürmüş durumda, yeni yasaları buna göre düzenliyorlar. Dünyanın her yerinde ülkeler nitelikli insanları kapmaya çalışıyorlar. Biz de dünyanın başka yerlerinden niteliklileri almaya çalışıyoruz. Ama önce kendi insanımız bu ülkede kendini neden mutsuz hissediyor ve gitmek istiyor sorusunu sormalıyız.”