Aslı Pasinli: Toplumsal cinsiyet zorunlu ders olmalı

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle kadınlar bugün çok sayıda etkinlik düzenliyor. Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi Başkanı Aslı Pasinli, kadınlara yönelik şiddetin sadece yasalarla önlenemeyeceğini, bunun için toplumsal bir farkındalığa ihtiyaç olduğunu söyledi.

Google Haberlere Abone ol

DİYARBAKIR - Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten Rafael Trujillo, “Ülkede iki tehlike var: Kilise ve Mirabal Kardeşler” demişti. Trujillo bir diktatördü. Kendisine muhalefet eden herkesi sürgünler, hapisler, ölümler bekliyordu. Mirabel Kardeşler, Clandestina hareketinin kurucuları arasındaydılar. Clandestina hareketi Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele ediyordu. Diktatör, kiliseyle birlikte bu hareketin kurucularını kendi bekası için tehlike görüyordu.

Mirabal Kardeşler, 25 Kasım 1960’da diktatörlüğün askerleri tarafından tecavüz edilerek vahşice öldürüldüler. Cesetleri Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde bir uçurumun dibinde bulundu. Öldürülmeleri diktatörlük tarafından kamuoyuna “trafik kazası” diye duyuruldu.

'KELEBEK KARDEŞLER'

Mirabel kardeşler; Patria, Minerva ve Maria Teresa… Birinin kod adı 'Kelebek’ti. Bu ilhamla Kelebekler adıyla anıldılar. Dominikli şair Pedro Mir, “Kelebeklerin Amini” başlıklı bir şiir yazdı. Aynı dönemde, Julia Alvarez, Mirabel kardeşlerin hayatını anlattığı romanını “Kelebekler Zamanı” adıyla yayımladı. Roman, aynı isimle sinemaya da uyarlanınca, Patria, Minerva ve Maria Teresa, bütün dünya Kelebek Kardeşler olarak tanındılar.

Tecavüz edilerek vahşice öldürülmelerinden 6 ay sonra diktatör Trujillo bir suikasta uğradı ve öldü. İki yıl kadar sonra ise Dominik Cumhuriyeti’nde seçimler yapıldı.

Mirabel Kardeşler bu gelişmeleri göremediler. Mücadelelerinin bütün dünya kadınlarına ilham vereceğini de tahmin etmemiş olabilirler. 1981 yılında Kolombiya’nın Bogoto şehrinde bir araya gelen Latin Amerikalı ve Karayipli Kadınlar Kongresi’nde, Mirabel Kardeşlerin anısına 25 Kasım tarihi “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edildi. 1981’den beri 25 Kasım’da, dünyanın her yerinde kadınlar için eylemler, yürüyüşler ve kongreler düzenliyor. 1999’da ise Birleşmiş Milletler bugünü resmi olarak “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti.

Bu kısa bilgiyi, Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi Başkanı Aslı Pasinli ile yaptığımız söyleşinin girişi niyetine yaptım. Pasinli ile kadına yönelik her türlü şiddeti ve bunun yasalardaki karşılığını, mahkeme salonlarındaki yansımasını konuştuk.

'İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ÖNEMLİ'

Sivil araştırmacıların verilerine göre 2017 yılının 10 ayında, 240 kadın ve çocuk öldürüldü; 77 kadına tecavüz edildi; 289 kız çocuğuna cinsel istismarda bulunuldu; 338 kadına şiddet uygulandı. Bu verileri Aslı Pasinli paylaştı. Cinayet, şiddet, tecavüz haberleri neredeyse her gün bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bu sorunların önüne geçmek için yasalar ne yapıyor? Sorunun önüne geçebilecek toplumsal muhalefetin oluşması için neler yapılabilir?

Aslı Pasinli, kadına karşı şiddetin önlenmesinde İstanbul sözleşmesi'nin önemli bir adım olduğunu söylüyor.

Kadına yönelik şiddeti konuşurken yasal düzenlemeler hakkında bilgi veren Aslı Pasinli, 2011 yılında İstanbul’da imzalanan ve bu nedenle “İstanbul Sözleşmesi” olarak kabul gören uluslararası sözleşmeyi hatırlatıyor. Bu sözleşmenin önemli olduğunu belirten Pasinli, şunları söyledi:

“İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik ayrımcılığın ve şiddetin önüne geçmeye yönelik imzalanan bir sözleşmedir. Türkiye bu sözleşmeyi çekincesiz imzaladı. Bu sözleşme ile kadına yönelik şiddet bir insan hakkı ihlali olarak ve kamu sağlığı sorunu olarak değerlendirilmekte. İlk defa uluslararası düzeyde kadına yönelik şiddetin bir tanımı yapıldı. Ardından 6284 diye andığımız, kadına yönelik ve aile içi şiddetin önlenmesine dair kanun, 8 Mart 2012’de Türkiye’de kabul edildi. Bu yasa, İstanbul Sözleşmesi’ni iç mevzuatta güçlendirmeyi hedefliyor. 6284 yasasından yararlanmak isterseniz, uzaklaştırma kararı alabilirsiniz; iş yerinden, konuttan uzaklaştırma yönelik ayrı bir karar alabilirsiniz; iletişim engellenmesi şeklinde bir karar alabilirsiniz; mülki amirlerden barınak isteyebilirsiniz. Dolayısıyla bu yasa, kadınları korumaya ve güçlendirmeye yöneliktir. En önemlisi de şudur; bir tedbir kararı için başvurduğunuzda sizden delil ya da belge istenmemektedir. ‘Kadın beyanı esastır’ cümlesinin işlediği bir alandır. Sıfır toleransı yaşatan şey bir nebze de olsa budur. Fakat bu yasayı yürürlüğe koyacak adli makamlar, mülki amirler özel eğitimlerden geçmediği için, yasa uygulamada dar bir alana sokulmakta. Bu da bize şunu bir kez daha hatırlatıyor: Mesele bir sözleşme imzalamak ya da bir yasa çıkarmak değil, bu sözleşme ile yasanın pratikte kendine ne kadar yer bulabildiğidir önemli olan."

'İYİLEŞTİRİCİ DEĞİL ORTADAN KALDIRMAYA YÖNELİK ÇALIŞMALAR YAPILMALI'

Pasinli yasa ile uygulama arasındaki farka ilişkin şunları söylüyor: "Yasa, 'şiddete uğrayan ya da şiddete uğrama tehlikesi olan' diyor ancak ne yazık ki şiddete uğradıktan sonra talepler gelmeye başlıyor. İstanbul Sözleşmesi Türkiye’ye şu yükümlülüğü getirdi, ‘Siz ülkenizde şiddetin önlenmesine dair çalışmalar yapacaksınız.’ Bunun bir toplumsal sorun olarak ele alınıp acil eylem planları yapmanız gerekir. Dolayısıyla toplumun bu konuda bilinçlenmesi lazım. Bunları iyileştirici değil, bunların ortadan kalkmasına yönelik çalışmalar yapmanız gerekiyor."

Pasinli’nin İstanbul Sözleşmesi ile 6284 yasası hakkında anlattıklarının kısa bir özeti böyle. Ama yasaların karşısında direnen bir de toplumsal baskının olduğu da herkesin malumu. Hala aile içi şiddet, yine aile içinde, 'kol kırılır yen içinde kalır düsturu ile geçiştirebiliyor. Peki ama bu genel kural, kendisine gelen şikayeti değerlendiren kolluk gücü, mülki amir ya da hukukçular için de geçerli midir?

HASTANE GÖREVLİSİNİN VAZGEÇİRME ÇABASI

Yasal işlemlere başlamadan önce mağdur kişinin konuyla ilgili bilgilendirilmesi gerektiğini belirten Pasinli bunu “aydınlatılmış rıza” süreci olarak tarif ederek kendisine gelen bir davayı örnek veriyor. Şiddete uğrayan ve bu nedenle kendisine başvuran bir mağdurun rızasını aldıktan sonra, şiddete uğradığına dair rapor almak üzere birlikte hastaneye gitmişler. Doktordan raporu alıyorlar ama bunun hastanenin güvenliğinin de kayıt altına alması gerekiyor. Görevli, “Kocandır, ne var yani iki tokat atmışsa. Barışırsınız” diye kadını rapor almaktan vazgeçirmeye çalışmış.

Pasinli, “Bu benim tanık olduğum bir olay. Benzer ikna süreçlerini kolluk kuvvetlerine, mülki amirlere ya da savcıya giden şiddet mağduru pek çok kadın yaşıyor” diyor ve ekliyor: “Dolayısıyla yasaların çıkması olumludur ama bu konun sadece bir ayağıdır. Önemli olan konuya bakış açısının değişmesidir. Hukukla bazı düzenlemeler getirilebilir ama bu medya ile yıkılırsa kendinle çelişmiş olursun. Kolluğa acil durumlarda karar yetkisi var, bu önemlidir ama kolluktaki kişinin bakış açısı değişmedikçe yasanın bir önemi kalmıyor. Bu nedenle sıfır tolerans her alanda hayat bulmalıdır."

KADINI YILDIRMA SÜRECİ

Pasinli'nin anlattığı bir başka olay ise şöyle: İki çocuğu cinsel istismara uğramış kadın çocuklarının yanında kararlı bir şekilde duruyor. Anne, yargıya taşınan davaya müşteki olarak katılıyor. Çocuklar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın koruması altında. Kadın, yürütülen ceza yargılamasının dışında ayrıca boşanma davası açmış. Ve sanık tutuksuz yargılanıyor.

Bu davayı anlatırken, sanığın tutuksuz yargılanmasını eleştirerek “Suçlu kim, diye sormak gerekiyor” diyor ve ekliyor: “Ensest dosyalarını çok iyi yorumlamak lazım. Cinsel istismara maruz kalmış çocukların yanı sıra buna maruz kalma tehlikesi bulunan diğer çocukları da göz ardı etmemek gerekiyor. Kadının da dosyanın mağduru sıfatıyla değerlendirilmesi gerekiyor. Son iki celseden önce kadın şikayetten vazgeçti. Tolere edici ve yıldırmaya yönelik yaklaşımlar, akrabaları tarafından baskılanması, toplumda yalnızlaştırılması, çocuklarından ayrı kalması gibi nedenlerle vazgeçti. ‘Neden vazgeçtin’ diye sorduğumuzda aldığımız cevap şu oldu: ‘Ben çocuklarımı ne şekilde olursa olsun yanımda görmek istiyorum. Artık yoruldum. O kadar baskı altında kaldım ki kendimde devam edecek gücü bulamıyorum.’ Bunu söyledikten sonra kadının aldığı kararı sorgulayamıyoruz.”

'KADIN BİTKİN DÜŞÜP VAZGEÇİYOR'

Kadın şikayetinden vazgeçmiş olsa da kamu davası olduğu için dosya istinaf mahkemesinde. “Koruyucu yasalar mevcut” tespitini yapan Pasinli, şöyle devam ediyor: “Ama kadının hastanelere götürülmesi, kolluğa, savcılığa götürülmesi, kovuşturma aşamasında defalarca aynı olayı anlatması, bütün bunlar şiddet maruz kalmış kadının birden fazla kez mağdur edilmesi gibi bir tablo çıkarıyor ortaya. Bu yıldırma politikası haline geliyor. Şiddete maruz kalmış ve bunu mahkemeye taşıyan kadın, bir süre sonra bitkin düşüyor bütün bu uygulamalardan. Bu süreç uzadıkça, amaç yıldırmak değilse de sonuç bu oluyor. Dolayısıyla bu tür davaların çok hızlı sonuca gitmesi gerekiyor.”

'FARKINDALIK YARATILMALI'

Yasalar, şiddet olayı gerçekleştikten sonra devreye giriyor. Yasaların kadına yönelik şiddet eylemini ne kadar önleyebildiği ise tartışılır. Toplumsal bazı kabuller de kadına yönelik şiddeti doğrudan desteklemiyor olsa da örneğin kocanın kadına yönelik şiddet eylemini hoş görür nitelikte.

Alı Pasinli, şikayet ve yargılama sürecinde ortaya çıkan bir çok sorun nedeniyle kadınların yılgınlığa düştüğünü belirtiyor.

Aslı Pasinli var olan yasaların güçlenmesi gerektiğini belirtiyor ama bu sorunun sadece yasalarla çözülemeyeceğine de inanıyor. Pasinli, şöyle diyor:

“Toplumsal cinsiyetle ilgili daha ilkokulda bir farkındalık çalışması yapılmalı ya da zorunlu ders haline getirilmesi gerekiyor. Üniversitelerde konuyla ilgili dersler konulmalı. Bilinçlendirme kampanyalarının başlatılması. Kurumlar harekete geçtiği zaman çok farklı bir tabloyla karşılaşmak mümkün. Bu konuda ilerleyen ülkelerin çalışmalarına baktığımızda kampanyalar, acil eylem planları görüyoruz. Sivil toplum örgütlerinin, kadın kurumlarının çalışmalarının desteklenmesi gerekiyor. Medyanın, siyasetçilerin kullandığı dile dikkat etmesi gerekiyor. Yani sadece yasalarla değil, her alanda kadına yönelik şiddete karşı bir bilinçlendirme politikasının hayata geçirilmesi gerekiyor.”

'DUYGUSAL ŞİDDETE, EKONOMİK ŞİDDETE MAALESEF GELEMEDİK'

Aslı Pasinli, Türkiye’de daha çok kadına yönelik fiziksel şiddetten konuşulduğunu hatırlatarak, “Biz daha olayın bu aşamasındayız. Daha cinsel şiddete, duygusal şiddete, ekonomik şiddete maalesef gelemedik, bu tartışmalar havada kalmış durumda” diyor. Ancak darp olayları ile cinayet olaylarının haber yapıldığını belirten Pasinli, kendilerine de genellikle fiziksel şiddetle ilgili başvuruların olduğunu ifade ediyor.

Pasinli, şiddete maruz kalan kadınları kırsal kesimden ya da şehirden, okumuş ya da okumamış şeklinde ayırmaktan yana olmadığını belirtiyor. Kadınların yüzde 70’inin fiziksel, cinsel, ekonomik, duygusal şiddete maruz kaldığını söyleyen Pasinli, sözlerine şunları da ekliyor: “Bilinçli gördüğümüz, statü sahibi ya da çalışma hayatında aktif olan kadınlar da şiddete maruz kalıyor. Kendi tecrübelerimden yola çıkarak söylüyorum, ev içindeki kadın çoğu zaman çalışan kadından daha rahat uğradığı şiddeti paylaşıyor. İşini, statüsünü kaybetme korkusuyla çalışan kadınlar uğradığı şiddeti dile getirmekte sıkıntı yaşıyor. Bu da ayrıca bir baskıya neden oluyor.”

KAYYIM VE KADIN KURUMLARI

Kayyım atanmadan önce Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) yönettiği belediyelerin bünyesinde faaliyet yürüten kurumlar mevcuttu. Belediyelere atanan kayyımlar, bu kurumlarda çalışan kadınların neredeyse tamamını işten çıkardı. Bu kurumlarda çalışan kadınlar, kadınların karşılaştığı sorunları gidermek için önemli çaba sarf ettiler.

Aslı Pasinli ile kadın kurumlarının işlevsizleştirilmesini de konuştuk Pasinli şunları söyledi: “Diyarbakır’daki kurumlarda çalışan kadınlar gerçekten de çok etkindiler. Maalesef birçoğu işten çıkarıldı. Birçok deneyim edinmiş kadınların saf dışı bırakılması kadın mücadelesine vurulmuş bir neşterdir. Kadın kurumları kendilerine yapılan başvuruları baroya yönlendirebiliyordu. Hukuki desteğin yollarını gösteriyorlardı. Onların yaptığı iş, memurluk gibi bir şey değildi. Bu kurumlarda çalışan insanların belli bir bilince, farkındalığa sahip olması önemli. Şimdi kadın kurumlarının sayısı da azaldı.

Söyleşinin sonunda Aslı Pasinli, Kadın Hakları Merkezi ve Adli Yardım, belli bir ekonomik seviyenin altındaki kadınlara ücretsiz avukat ataması yaptığını hatırlatıyor.