Kimdir bu gizli tanıklar? Varlıklarından niçin şüphe duyulur?

Gizli tanıkların, tanıklıklarına ne kadar güvenilebilir? Tek başına tanık beyanı mahkumiyete ya da tutukluluğa sebep olabilir mi? Duruşmaya nasıl katılırlar? Savunma avukatları, gizli tanığa istedikleri soruyu sorabilirler mi? Nasıl hikayeler var gizli tanıklıkla ilgili? Gizli tanık beyanıyla canları yananlar oldu mu? Hukukçularla ve mağdurlarla konuştuk.

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – İlk olarak Ergenekon ve Balyoz davalarıyla adını duyduğumuz “gizli tanıklar”, kimi vakit fantastik ifadelerle kimi vakit “vatan düşmanını” ivedilikle tespit etmekteki mahir beyanlarla yargılamalarda boy göstermeye başladılar.

Gizli tanıkları, TRT spikerlerinin seslendirdiği bir dönem de oldu. Hatta öyle ki Oda TV duruşmasında, Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, izleyiciler arasında gördüğü Banu Güven’e “Şike davasında spikerlik yapacak birini arıyoruz, düşünür müsünüz?” diye sormuştu. Bu şakaya karşılık “Teşekkür ederim, yapmayayım” demişti Banu Güven.

Gizli tanıklık, suistimale açık bir hukuk alanı. Beyanı olsun ya da olmasın hakkında koruma tedbiri çıkartılan “korunan tanıktan” farkı, suç örgütüyle ilgili davalarda ortaya çıkarılmaları.
Haklarında şüpheler var. Yani hakikaten varlar mı? Bırakın hukukçuları, sıradan vatandaşa kadar yargılama usulleriyle ilgili bir şüpheye düşülüyorsa orada ters şeyler dönüyor demektir. O yüzden peş peşe sorular geliyor.

Gizli tanıkların, tanıklıklarına ne kadar güvenilebilir? Tek başına tanık beyanı mahkumiyete ya da tutukluluğa sebep olabilir mi? Duruşmaya nasıl katılırlar? Öyle ya “gizli” kalmak zorundadırlar. Savunma avukatları, gizli tanığa istedikleri soruyu sorabilirler mi? Nasıl hikayeler var gizli tanıklıkla ilgili? Gizli tanık beyanıyla canları yanan insanlar oldu mu? Hayal ürünü oldukları ya da emniyet personelleri tarafından “uydurulduklarını” afişe eden absürt hukuk skandalları var mı? Hukukçularla ve mağdurlarla konuştuk, tanıklıklarını, yaşanan gariplikleri, hatta ‘gelmiş geçmiş en fantastik gizli tanığı’ anlattılar…

‘HER DAVADA GİZLİ TANIK KULLANILAMAZ’

 

Av. Şule Recepoğlu

Özgürlükçü Hukukçular Platformu üyesi avukat Şule Recepoğlu, Türkiye’de gizli tanık müessesinin yargılamadaki kullanım esaslarının 2008 yılında 5726 Sayılı Tanık Koruma Kanun’uyla belirlendiğini söylüyor. Recepoğlu, her olayda ve her davada gizli tanığın kullanılamayacağını belirtiyor. Ayrıca, uluslararası normlardan yola çıkarak ülkemizde kullanılan Tanık Koruma Kanunu kapsamında, gizli tanığın dinlenebilmesi için iki koşulun olduğunu söylüyor: “İlki örgütlü suçlarda gizli tanık dinlenebilir ama sadece örgütlü suçun varlığı tek başına gizli tanığın dinlemesi için yeterli bir koşul değil. Bunun dışında ikinci olarak tanığın ağır tehlikede olmasının somut olarak ortaya koyulması zorunluluğu vardır.”

Recepoğlu, gizli tanığın tek başına can güvenliğinin olmadığını söylemesinin yeterli olmadığını, bu beyanın ispatının gerekli olduğunun altını çiziyor. Kolluk bu ağır tehlikeyi araştırmak, sebeplerini ortaya koyacak şekilde tespit etmek ve en nihayetinde ise bunları mahkemeye sunmak zorunda.

‘GİZLİ TANIK MAHKEME SALONUNDA DİNLENEBİLİR’

Türkiye’de ise mahkemelerin, konuyla ilgili evrensel hukuk kurallarına uymadığını ve bahsedilen ilgili mevzuatta geçen usuller göz önünde bulundurulmadan hareket ettiğini söyleyen Recepoğlu, bugüne kadarki örneklerde hangi çerçevede ve hangi yoruma bağlı değerlendirmelerde bulunularak karara varıldığını bir hukukçu olarak bilmediklerini belirtiyor.

Toplumda gizli tanığın daha çok mahkeme huzuruna getirilmeyen tanık olarak bilindiğini söyleyen Recepoğlu, aksine bunun böyle olmadığını, gizli tanık olmasının, savunma makamının yani avukatların ona soru sormasına engel olmadığını, gizli tanıkların ayrı bir kabinde ya da başka bir salonda, ses tonu ve yüzü tanınmayacak şekilde dinlenebileceklerini ifade ediyor.

Gizli tanık dahi olsa dinlenebilmesinin önemini şöyle anlatıyor Recepoğlu:

“Tanığın gerçeği söyleyip söylemediği olaya ne kadar vakıf olduğunun anlaşılabilmesi şart. Tanık beş duyu organıyla şahit olduğu durumu ortaya koymak zorunda. Afaki şeyler söyleyemez. Tüm bu değerlendirmeler için sorulara nasıl yanıt verdiğinin izlenmesi gerekir. Savunma makamı ve yargılamayı yapan mahkeme heyeti tarafından çelişkilerin giderilmesi gerekir.”

GİZLİ TANIK GERÇEK Mİ? 

Özellikle politik davaların temel kaynağının gizli tanıklar olduğunu söyleyen Recepoğlu, gizli tanığın gerçek olup olmadığı noktasında şüpheye düşülmesinin ilk nedeninin, hemen bütün örneklerde, gizli tanığa niçin başvurulduğuna ilişkin somut bir gerekçe sunulmaması olduğunu söylüyor: “Buna rağmen şaibeli gizli tanıklar sayesinde soruşturmalar yürütülüyor, uzun süreli yargılamalar yapılıyor. Çünkü adı üstünde ‘gizli’ ve bu suistimale açık bir alan. Bu sadece devlet eliyle kötü kullanılabilecek bir müessese değil. Gizli tanık olarak ifade veren kişiler tamamen keyfiyetle ya da husumetle bu yolu kullanabilir. Bugün gizli tanığa dayandırılarak birçok meslek alanında kişiler hakkında çok rahat bir şekilde ithamlarda bulunulabiliyor.”

KCK davalarını hatırlatan Recepoğlu, çelişkili beyanlarının olması sebebiyle, gizli tanığın mahkeme salonuna getirilmesini ısrarlı bir şekilde talep eden avukatların mahkemece “güvenliği sağlayacak gerekli koşulların sağlanamadığı” için reddedildiğini ifade ediyor: “Halbuki bu da usule aykırıdır. Devlet olarak güvenliği yaratmak zorundasın. Bu talepler karşılıksız bırakılıyor ama bu zaman diliminde müvekkillerin tutukluluğu devam ediyor. Bunun karşılığında meslektaşlarımız şöyle bir yol izliyor. Gizli tanığa iletilmek üzere, mahkemeye sorular veriliyor. Talep kabul ediliyor ve fakat soruların yanıtları yine gelmiyor.”

GİZLİ TANIK: BEN BU İFADELERİ VERMEDİM

 

Av. Yıldız İmrek

Avukat Yıldız İmrek ise 2009 yılında Tunceli’de yürütülen Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) soruşturması kapsamında Ahmet Balta ve Ahmet Gökşen Demir’in gizli tanık beyanıyla örgüt üyesi olduklarının iddia edildiği davayı hatırlatarak şunları söylüyor:

“Gizli tanık olmayan bir tanık durumuydu ama yargılamayı bloke etmek amacıyla kişi gizli tanık haline getirilmişti. Gizli tanığın bizzat kendisi daha sonra mahkemeye dilekçe vermişti: ‘Ben şu kişiyim ve bu ifadeler bana ait değil’ şeklinde. Klasik bir şekilde önüne evraklar konulup, imzalatılmıştı. Daha sonra bu kişiyi mahkemeye dinletmek istediğimiz halde mahkeme ısrarla dinlememiş, mahkumiyet kararı vermişti. Gizli tanığı bu şekilde dinlemenin usulsüz olduğunu belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmuştum ve AİHM ihlal kararı vermişti. Daha sonra yeniden yargılama yapıldı. Bunun sonucunda müvekkillerimiz örgüt üyeliğinden beraat etti diğer taraftan ise propagandadan ceza verildi.”

‘GİZLİ TANIK SİS BOMBASIDIR’

 

Av. Ercan Kanar

 

Avukat Ercan Kanar, gizli tanığın tutulduğu bölmede yanında kim olduğunun dahi bilinmediğini, gizli tanık olarak getirilen çoğu kişilerin itirafçılardan oluştuğunu ve birçok davada gizli tanıkların varlığı konusunda şüpheye düştüklerini belirtiyor: “Mesela Güngören dosyasıyla ilgili davanın tam bitmesine yakın yeni bir gizli tanık çıkardılar. Biz de yargıtay kararlarına ve AİHM kararlarına dayanarak gizli tanığın duruşmada dinlenmesi gerektiğini talep ettik. Kabul edilmedi. Gizli tanığı, gizli dahi dinleyemediler, hayali bir tanıktı ama emniyet yeni bir gizli tanık beyanı diye dosyaya delil olarak göndermişti.”

Gizli tanıklığın, ceza yargılaması hukukunda deliller içerisinde en zayıfı olduğunu ifade eden Kanar, husumet, akıl sağlığı, beş duyu organıyla olaya ne kadar vakıf olup olmadığı gibi nedenlerden dolayı normal tanıklığın bile kuşkulu olduğunu kaldı ki gizli tanıklığın daha da tehlikeli olduğunu söylüyor: “Normal tanıklıkta bile tehlike varken, gizli tanık yargılamalarda tamamen bir sis bombasıdır. Ceza yargılamasında gizli tanık pusudur, bir tuzaktır. Öyle bir sis yaratır ki hakim de yolunu şaşırır, savcı da. Avukata da bataklıkta çiçek yetiştirme, çölde su arama kalır.”

‘DENİZ GÜLHAN VE BURHAN’ HER DOSYADA 

Kanar, gizli tanığa ancak hakimlerin izin verdiği sorular sorulabildiğini ve sıklıkla tanığa söylenen “bu soruya cevap vermeyebilirsin” uyarılarını duyduklarını ve bundan dolayı gizli tanıkların çoğu soruya “bu soruya cevap vermek istemiyorum” dediklerini aktarıyor.

“Yakınlarda başlayan Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) dosyasında da adı geçen Deniz Gülhan adlı gizli tanığı, bütün siyasi dosyalarda görebilirsiniz” diyor Kanar. Aynı şekilde “Burhan” isimli gizli tanığa en az 10 dosyada rastlanabileceğine dikkat çekiyor: “Bir müvekkilimin yargılandığı dosyada adı geçen gizli tanığın beyanları iki farklı davada vardı. DHKP-C dosyasında bir uyuşturucu kaçakçısı gizli tanık olarak dinlenmişti. Aynı tanığın Devrimci Karargah davasında da beyanı vardı. Yani savcı ve yargıçları yönlendirmek için şablon olarak kullanılan isimler bunlar.”

İŞKENCELERDEKİ COPUN ADI ‘HAYDAR’ GİZLİ TANIĞA VERİLDİ

 

Çiğdem Kılıçgün

 

2011 yılı Ekim ayında, İstanbul Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Operasyonu adı altında yürütülen bir operasyon sonucu 205 çalışma arkadaşıyla gözaltına alınan, gizli tanık ifadesiyle 2 yıl 7 ay tutuklu kalan Çiğdem Kılıçgün’le konuşuyoruz.

O dönem Barış ve Demokrasi Partisi’inin (BDP) İstanbul İl Eş Başkanı olan Kılıçgün, gözaltına alındıktan günler sonra, KCK kadın meclisi sorumlusu olarak hakkında bir soruşturma yürütüldüğünü öğreniyor.

Kılıçgün, 38 kişi için tanıklık yapmış “Haydar” kod adlı gizli tanığın beyanıyla yaşadıklarını anlatıyor: “Biz, BDP ve daha öncesi Demokratik Toplum Partisi (DTP) olarak bilinen partilerde görev almış insanlardık. 9 ay sonraki iddianamede gördük ki, ‘Haydar’ isimli gizli tanığın beyanları üzerinden her birimizin parti kimliğinin üzeri çizilmiş yerine KCK konulmuştu. Suç olarak isnat edilenler siyasi parti faaliyetiydi.”

Kılıçgün, “Haydar” isminin emniyet görevlileri tarafından, cezaevlerinde işkencelerde kullanılan copun adı olarak kullanıldığını hatırlatıyor. Bunun yanında diyor: “Birçok arkadaşımız Aleviydi. Haydar, Aleviler açısından da değerli bir isimdir. Manevi değerleri altüst eden göndermeydi.”

Yaklaşık bir yıl sonra ise avukatlara verilen dava dosyasında, Yurt Atagün imzalı bir kağıt parçasından, “Haydar” kod isimli gizli tanığın, Erkan Yanıt isimli kişi olduğu açığa çıkıyor.

Kılıçgün, Erkan Yanıt’ın, BDP’nin Esenler ilçe örgütüne gidip gelen, dönem dönem etkinliklere katılan bir genç olduğunu, daha sonra bu isme Özgür Gündem gazetesinin ulaştığını ve röportaj yaptığını anlatıyor: “Erkan Yanıt, o röportajda, ifadelerin hiçbirinin kendisine ait olmadığını, okuma yazması olmadığı için okuyamadığı bir kağıda polis zoruyla parmak bastığını ifade ediyordu.”

Mahkeme süresince Erkan Yanıt’ın getirilip dinlenmesi talep edilse de olumlu bir yanıt alınamamış. Halihazırda mahkeme altı yıldır devam ediyor. “Halen daha dinlenmiş değil” diyor Çiğdem Kılıçgün.

AMELİYATLA YÜZÜNÜ DEĞİŞTİRDİ HAKİM OLDU

 

Avukat Aslı Kazan

Avukat Aslı Kazan, gelmiş geçmiş en fantastik gizli tanığın 2010 yılında Ergenekon davasında dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanmasına sebep olan “Efe” olduğunu söylüyor. Gizli tanık “Efe” aslında Erzincan’a bağlı İliç’te savcı olan Bayram Bozkurt’tu. Aynı dönemin Erzincan baş savcısı ise İlhan Cihaner’di.

Altın madeniyle ilgili yürütülmesi gereken bir yolsuzluk soruşturmasını doğru düzgün soruşturmayan Bayram Bozkurt’la, İlhan Cihaner’in arası bozuluyor ve derken Bozkurt, Cihaner’e karşı “Efe” adıyla gizli tanıklık yapıyor. Cihaner’in Ergenekon terör örgütü üyesi olduğunu, arabasına kene koyma suretiyle kendisine karşı suikast planladığını söylüyor.

Aslı Kazan şöyle anlatıyor o dönemi: “İnanılmaz rüşvete ve yolsuzluğa bulaşmış bir savcıydı. Borç bıraktığı adliye çaycısının Ergenekoncu olduğunu söyleyecek kadar… Bayram Bozkurt sonra estetik ameliyat oluyor. Hakan Aslan adını alıyor. O zamanki HSYK onu Ankara hakimi olarak görevlendiriyor. Şans eseri tanınınca bu durum ortaya çıkıyor.”

FETÖ soruşturmaları kapsamında yakalanan savcı Bayram Bozkurt ya da yeni adıyla hakim Hakan Aslan, kaçarken yakalanıyor.