Vicdani retçi Savda: Bu şartlarda Türkiye'de kalamazdım

Vicdani retçi Halil Savda, hakkında çıkartılan yakalama kararının ardından Kıbrıs Cumhuriyeti'ne sığınma başvurusunda bulundu. Savda, “Bu şartlarda Türkiye'de kalmam doğru olmazdı” diyor.
Halil Savda

Hacı Bişkin  hbiskin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Vicdani Retçi Halil Savda, hakkında çıkartılan son yakalama kararının ardından Kıbrıs Cumhuriyeti’ne sığınma başvurusunda bulundu. Savda, daha önce defalarca yargılandı, hapis cezası aldı ve Cizre’de yaşadığı evi basıldı. 2012 yılında barış için Roboski’den Ankara’ya yürüyen Savda’yla verdiği vicdani ret kararının ardından neler yaşadığı, neden iltica başvurusunda bulunduğu ve daha birçok konuyu konuştuk.

Savda, “Hak savunucuları, gazeteciler ve muhalif siyasiler baskı altında. Ve en kötüsü hak savunucularının hükümet üzerinde bir caydırıcılığı yok. Hak savunucularına ‘terörist’ yaftası yapıştırılmış durumda. Bu şartlarda Türkiye’de kalmam doğru olmazdı” diyor.

‘YAŞANAN BU YARAYI KONUŞMAZSAM NE YAPAYIM?’

Vicdani ret kararınızdan sonra gözaltına alındınız. Sizin açtığınız davanın ardından AİHM daha önce Türkiye’yi tazminatta hükmetti ve bugün hakkınızda yakalama çıkartıldı. Bütün bunları nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye yanlışlarından ders çıkarmıyor. Vicdani ret evrensel bir haktır. Vicdani ret tutumum nedeniyle haksız bir şekilde defalarca hakkımda tutuklama kararları çıktı ve 17 ay hapis yattım. Ne oldu? Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa Mahkemesi’ne gittim ve Türk hükümeti yapılan haksızlıktan ötürü mahkum oldu. Türkiye Hükümeti bugün bir yanlış daha yapılıyor. Mart 2016’da Cizre’de basına 5 dakikalık bir açıklama yaptım. Konu 78 gün boyunca Cizre’de yaşanan hak ihlalleri ve Cizre’nin yeniden inşasıydı. 78 günlük sokağa çıkma yasağı boyunca Cizre’de yaşama hakkından tutun barınma ve özel alanın dokunulmazlığına kadar bir dizi hak ihlali yaşandı. Cizre ciddi olarak yaralıydı ve ben bu yaraya ilişkin ve yaranın sarılmasına dair izlenimlerimi paylaştım. Bu açıklamam nedeniyle Cizre Cumhuriyet Savcılığı hakkımda soruşturma başlattı, yakalama kararı çıkarttı. Evime jandarmalar baskın yaptılar. Cizreliyim, hak savunucusuyum. Yaşanan bu yarayı konuşamazsam ne yapayım? ‘Konuşma’ diyorlar. Konuşamayan bir Türkiye istiyorlar. Konuşamayan bir Türkiye’nin kimseye bir faydası yok. Türkiye demokrasiden uzaklaştıkça moralsizleşiyor ve ekonomide de kaybediyor. Bu AKP’ye de kaybettiriyor. Kriz, çatışma ve otoriterliğin kazananı olmaz. AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin tarihine bakmalı ve geçmişinden ders çıkarmalıdır. Türkiye gemisi batarsa kendisi de boğulur.

‘ÇOK İŞKENCE GÖRDÜM…’

Son yakalama kararının ardından Kıbrıs Cumhuriyeti’ne iltica başvurusunda bulundunuz. Neden Kıbrıs? Daha önce basına verdiğiniz demeçlerde Türkiye’yi ne kadar sevdiğinizden bahsettiniz. Ama şimdi Türkiye’yi terk ettiniz. İltica başvurunuzdaki etkenler nedir? Kırılma noktası ne oldu?

Cizre Cumhuriyet Savcılığı’nın kararı ile 30 Mayıs 2017’de jandarma evime baskın yaptı. Evi aradılar. Amaçları beni gözaltına almaktı. 29 Mayıs 2017’de ise kardeşimin mezuniyet töreni için Kıbrıs’ın kuzeyine geçmiştim. Tesadüf işte. Bir gün sonra uçsam bugün hapiste olacaktım. Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde uzun süre kalamazdım. Barbaros Şansal’ın yaşadıkları henüz aktüel. Benzer bir muamele görmek istemediğim için Kıbrıs’ın güneyine geçtim. Türkiye benim vatanım. Türkiye’yi seviyorum. Asla terk etmek istemedim. Çok işkence gördüm ve haksızlığa uğradım ama buna rağmen oradan çıkmadım. Ancak bir yerde insan ‘artık yeter’ diyor. Mevcut yönetim epey kaba ve pervasız. Yargı maalesef bitmiş durumda. Adil yargıçlar baskı altında ve özgür iradeleriyle hukuka uygun kararlar veremiyorlar. Hak savunucuları, gazeteciler ve muhalif siyasiler baskı altında. Ve en kötüsü hak savunucularının hükümet üzerinde bir caydırıcılığı yok. Hak savunucularına ‘terörist’ yaftası yapıştırılmış durumda. Bu şartlarda Türkiye’de kalmam doğru olmazdı.

Savda, 2012 yılında Roboski’den ‘Barış’ sloganıyla Ankara’ya yürümüştü…

‘İTAATSİZLİK VE ŞİDDETSİZLİK BİÇİMLERİYLE TANIŞTIM’

Vicdani ret kararı verdikten sonra nasıl bir vicdan rahatlığı yaşadınız? Çektiğiniz zorluklar hayatınızda ne gibi değişiklikler yarattı?

Yaşama hakkını savunmak ve barış için mücadele etmek güzeldir. Bu insanı mutlu ediyor. Savaş karşıtı, antimilitarist ve vicdani retçi kadın ve erkekler güzeller. Ret tavrım bu güzel insanlarla tanışmama ve onlarla paylaşmama vesile oldu. Çevrem değişti. Hak arama yolunda itaatsizlik ve şiddetsizlik biçimleriyle tanıştım. İnsan hakları kurumlarıyla tanıştım.

Vicdani ret hakkını kullanmayı düşünen birine tek cümleyle ne söylemek isterdiniz?

Reddetmek güzeldir.

‘BARIŞÇIL ÇÖZÜM İÇİN ÇÖZÜM SÜRECİ VARDI’

Daha önce, ‘yaşamı savunmak dışında şans olmadığını’ belirterek 2015 genel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden milletvekili aday adayı oldunuz. Sizce o dönemden bugüne ne değişti?

Çok şey. O gün AB’yle üyelik için bir dizi fasıl açılmıştı ve Türkiye özgür dünyaya bakıyordu. Kürt sorununun demokratik ve barışcıl çözümü için çözüm süreci vardı. Siyaset ve yargı nispeten rahattı. İnsan hakları savunucuları ve basının çalışma şartları iyiydi. HDP’den İstanbul milletvekili adayı olarak üç ay seçim çalışmaları yaptım. Demokratik bir iklimde çalıştık. İnsanlar gelecekten umutluydu. Bugün bunların hiçbiri yok. Bugün herkes çok karamsar ve herkes mutsuz. Nobran, kurak ve otoriter bir Türkiye var.

 

Türkiye’ye bir gün dönerseniz nasıl bir Türkiye görmek istersiniz?

Seküler, demokratik ve özgür bir Türkiye. Türkiye’nin bu kurak iklimi aşacağına ve bu ayrılığın çok uzamayacağına inanıyorum. Öyle umuyorum.