15 yıllık aşçı Gülmen ve Özakça için açlık grevine başladı

15 yıllık aşçı olan İsmail Erdoğan, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça tutuklandıktan sonra süresiz açlık grevine başladı: "Nuriye ve Semih'in talepleri kabul edilene kadar ben de süresiz açlık grevine başlıyorum."

Hacı Bişkin  hbiskin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – 15 yıllık aşçı olan İsmail Erdoğan, açlık grevindeki Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için açlık grevine başladığını açıkladı. Erdoğan, dün geceden beri süresiz açlık grevine başladığını duyurarak, “Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevini nereye kadar götürüyorsa ben de oraya kadar açlık grevine devam edeceğim” dedi.

KHK ile ihraç edildikten sonra işlerine geri dönmek için 78 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutuklanmasına tepki için süresiz açlık grevine başlayan ve İstanbul’da aşçı olan Erdoğan, açlık grevinde de olabildiği kadar çalışmaya devam edeceğini söyledi: “Çalışmayacak duruma geldikten sonra bir mekan tercihim olacak. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça açlık grevini nereye kadar götürüyorsa ben de oraya kadar açlık grevine devam edeceğim.”

‘VİCDAN SAHİBİ HERKESİ RAHATSIZ EDİYOR’

Erdoğan, ayrıca KHK ile ihraç edilen sosyolog Veli Saçılık’ın annesi Kezban Saçılık’ın Ankara’da polis tarafından yerde sürüklenmesinin kendisini rahatsız ettiğini ifade ederek, “Üstüne bu insanların ailelerine yapılan zulüm de kabul edilecek bir durum değil. Kezban annenin Ankara’nın ortasında yerlerde sürüklenip çiğnenmesi insanım diyen vicdan sahibi herkesi rahatsız ediyor. Gönül isterdi ki bunun toplumsal bir meselenin parçası olarak görülmesi. Ne yazık ki sokak hareketi çok zayıf bunlar içim içimi yiyordu. Bu sabah uyandığımda ben sadece bunu yapabilirim ve yapabileceğim her şeyi yapıyorum dedim bu yüzden vicdanım rahat” diye konuştu.

Aşçıyım ben!

Erdoğan, sosyal medya hesabından açlık grevine başladığını ‘Aşçıyım ben!’ başlığıyla kaleme aldığı şu yazıyla duyurdu:

Yemek pişirerek kazanıyorum hayatımı…  Tanış olanlar bilir çok da seviyorum işimi… Sizin en iyi film, resim, fotoğraf, şarkı hangisi diye düşündüğünüz saatlerde ben hangi malzemeleri yan yana getirip pişirsem en iyi lezzeti yakalarım diye düşünüyorum.  Yemek pişirmeyi gerçekten çok seviyorum, çünkü benim için pişirdiğinin lezzettini aç karınla masaya oturup tattığı ilk lokmada mutlu olmuş yüzlerde görmenin kıymeti hiçbir şeyle mukayese edilemez!  Yemek yemeyi, yemek pişirmek kadar seviyorum.

Günlerdir yediğinden içtiğinden utanan bir insan olarak yazıyorum bu satırları. Günlerdir Ankara’nın Yüksel Caddesi bir yumru boğazımda. Günlerdir Kemal Amca, Nuriye ve Semih’i anımsamadığım zamanlar sınırlı… Günlerdir boğazımdan geçen her lokma bir utanç vesikası. Biz bu değiliz, biz bu olmamalıyız diye figan ediyorum kendi kendime. Günlerdir, katıldığım en kalabalık gösteri 50 kişiden ibaret. Her gece yatağa girdiğimde bizi bu kadar aciz kılan, bizi bu kadar yalnızlığımıza mahkum eden çaresizlik halini kırmamızı sağlayacak bir sihirli değneğe sahip olmayı diliyorum, lakin nafile…

Neverland değil bu ülke, yok öyle bir değnek ve ben de sihir yapabilme meziyetinden yoksun bir ölümlüyüm işte herkes gibi. Keşke bir sihirli sözcükle yahut dokunuşla değiştirebilseydim her şeyi.
Yapamadığım için güceniyorsam eğer, Nuriye ve Semih için, ülkem için güceniyorum.  Vicdandan ve ahlaktan yoksun bir iktidarın elinde can çekişen insanlığımız için güceniyorum!
Şu zulme gözlerini kapatan, eyvallah eden vicdan ve haysiyet sahibi insanların çaresizliğine güceniyorum. Kanıma dokunuyor otuz kişilik, elli kişilik gruplar halinde sokaklara çıkmak.
Nuriye ve Semih ölmesin, yahut zorla beslenerek sakat bırakılmasın istiyorum! Mevcut sokak hareketi bunun önüne geçebilecek güce sahip değil, bu yüzden Nuriye ve Semih’in talepleri kabul edilene kadar ben de süresiz açlık grevine başlıyorum. Açlık grevine ilkesel olarak karşı olan bir insan olarak yapıyorum bunu. Ayrıca açlık grevine karşı olup da Nuriye ve Semih’e ses olmaktan imtina eden eden herkesi bu kararımı sorgulamaktan men ediyorum! Söyleyecek sözü olan sözünü sokağa çıkıp devlete söylesin. Zira şu saatten sonra elimden başkaca bir şey gelmediğine ikna olduğum için Nuriye ve Semih’in açlığına da mahpusluğuna da ortak oluyorum. Ölümse ölüm, hapishaneyse hapishane. Ne ölüm ne de kapatılmak korkusu bu zulmü seyretmekten daha ağır olamaz.