Sur: İhya mı imha mı?

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde, bir süredir bekletilen imar projesinin hayata geçirilmesi için 'acele kamulaştırma kararı' çıktı. Alınan bu kararla ilçede yıkım için düğmeye basıldı. Sur'da yaşayan insanlar ise tedirgin bir vaziyette olacakları bekliyor.

Vecdi Erbay  verbay@gazeteduvar.com.tr

DİYARBAKIR – Diyarbakır’ın Sur ilçesi sınırları içinde bulunan Lalebey ve Alipaşa mahallelerinin sakinleri bugünlerde tedirgin. Çünkü camilerden yapılan anonsa göre 2 Mayıs tarihine kadar evlerini boşaltmaları gerekiyordu. Evlerini kendi rızalarıyla boşaltmadıkları taktirde ise polis zoruyla çıkartılacaklar. Yetkililer, daha önce Büyükşehir ve Sur Belediyesi ile yaptıkları anlaşmayı öne sürerek evlerin boşaltılmasını istiyor. Mahalle sakinleri ise evlerini boşaltmak istemiyor. Kimi mahalleli yaşadıklarının bir haksızlık olduğunu ileri sürerek, bu haksızlığa direneceklerini dile getiriyorlar.

SUR’DA NELER OLUYOR?

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Sur Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ, 2009 yılında anlaşarak içinde Lalebey ile Alipaşa mahallelerinin de bulunduğu bölgede kentsel dönüşüm projesi konusunda anlaşmaya vardı. Bir kısım mahalleli teklif edilen koşulları kabul etti. Bir kısmı ise yaşadığı mahalleyi terk etmek istemedi. Bir süre sonra Sur’un dokusunun değiştirileceği, 1990’lı yıllarda zorunlu göç nedeniyle burada hayat kuran insanların hem ekonomik hem de sosyal sıkıntı yaşayacağını düşünün sivil toplum örgütlerinden de itiraz sesleri yükselmeye başladı. Bunun üzerine Belediyeler, “Tarihle Buluşma Projesi” adını verdikleri projeyi, 2013’te durdurmak zorunda kaldı. Belediye mahallelinin itirazını yerinde bularak almıştı bu kararı. Ancak bu arada mahallede kentsel dönüşüm kapsamında 850 yapının 330’u yıkılmıştı.

.

.

Bazı ev sahipleri ise ilk başta önerilen koşulları kabul etmiş, ama daha sonra karşılaşacağı sorunları daha somut bir şekilde görerek verdiği karardan vazgeçmişti. Ama elbette vazgeçmiş olsalar bile, bir kısmı sözleşmeyi imzaladığı, önerilen ev bedelini kabul ettiği için, geri adım atma noktasında epey geç kalmışlardı. Belediyenin projeyi durdurma kararı, onlara zaman kazandırmıştı sadece.

Ancak bu süreçte 4 Aralık 2012’de afet yasası olarak bilinen 6306 sayılı kanun kapsamında Sur’un tamamının riskli alan ilan edildiğini de hatırlatmakta yarar var.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal ve ardından belediyelere kayyım atanması, arkasına 6306 sayılı kanunu da alan TOKİ’nin elini güçlendirdi. Bir süredir bekletilen projenin hayata geçirilmesi için “acele kamulaştırma kararına” ihtiyaç vardı. O da tamam olunca yıkım için düğmeye basıldı.

SÖZLEŞMEYİ KABUL ETMEYENLER

Turistik Caddesi üzerinde bulunan iş yerleri ve evlerin bir kısmı, proje hayata geçirildiği ilk günlerde yıkıldı. Mahalleyi gezerken yıkılmış evlerin boşluğu çarpıyor insanın gözüne. Bu boşluk, TOKİ ile belediyenin projesine evet diyen ev ve iş yerlerinin sahiplerine ait.

Meryem Ana Kilisesi’ne doğru ilerlerken yarısı yıkılmış ve öylece bırakılmış evlere rastlamak da mümkün.

Turistik Caddesi üzerinde bulunan ve henüz boşaltılmamış iş yerlerinden biri olan oto lastikçi, günün birinde iş yerinin yıkılabileceği endişesini yıllardır taşıyor: “Burada kiracıyım. İş yerinin sahibi buranın yıkılmasına izin verirse işsiz kalacağım. Burası zaten çok iş yapan bir yer değil, insanlar araçlarının tamiri için oto sanayiye gidiyor. Bana eski müşterilerim ile oto sanayiye gitmek istemeyen köylüler geliyor. Buradan ayrılırsam başka yerde dükkan açamam. Oto sanayide dükkan tutacak, oranın kirasını ödeyecek gücüm yok. Ya gidip birinin yanında işçi olarak çalışacağım ya da işsiz kalacağım. İkisini de istemiyorum. Az da olsa, geçinebileceğim kadar da olsa kazanıyorum burada. İş yeri sahibi direnirse ben de kapatmam dükkanımı.”

sur-dikey

.

‘YENİ BİR HAYAT KURMAM NASIL MÜMKÜN OLACAK?’

Mahallenin iç kısmındaki fırının sahibi de oto lastikçinin söylediklerine benzer şeyler söylüyor. Farklı olan işlettiği fırının sahibi olması. “Bu fırına 30 bin lira değer biçtiler. Bu parayla Diyarbakır’ın hiçbir yerinde fırın açamam. Burası elimden giderse bütün hayatım alt üst olur. Bu mahallede büyüdüm, herkesi tanıyorum. Mahalle yoksul olduğu için veresiye ekmek satıyorum. Yine de ‘Şükür’ diyorum, kimseye muhtaç değilim. Ama burası elimden giderse, yeni bir fırın, yeni bir hayat kurmam nasıl mümkün olacak?”

Hem fırıncı hem de oto lastikçi, kimsenin kendilerini düşünmediği kanısında.

Yaşlı bir kadının derdi ise herkesin derdinden daha büyük. Kocası ölmüş, çocukları evlenip gitmiş, bir hapiste. Çocuklarının kendisine ‘bakamadığını’ iddia ediyor. Çünkü, başka şehirlerde yaşayan çocukları da yoksul. Tek bir odada yaşıyor ve komşularının vereceği bir lokma ekmeğe muhtaç. “Bu mahalle yıkılırsa, herkes giderse ben ne yaparım? Nereye giderim?” Yaşlı kadın kentsel dönüşüm projesine kesinlikle karşı.

Mahalledeki kiracılar, ev ve iş yeri sahiplerinin duygusu da düşüncesi de aynı yönde. TOKİ evlerinde yaşamayı kabul etmeleri halinde, kira yardımına rağmen borçlanacaklarını düşünüyorlar. Evlerin bedeli olarak teklif edilen parayı yetersiz buluyorlar. Bakkal, manav, tablacı ve diğer esnaf, işsiz kalacaklarına kesin gözüyle bakıyor.

İşin ekonomik boyutu kısaca böyle. Bir de burada yaşayan insanlar, buradan çıkmaları durumunda sosyal hayatlarının da kökten değişeceğini biliyorlar. Küçük, eski, alt yapısı yetersiz evlerde yaşıyorlar. Ama dar sokaklarda yaşayan herkes birbirini tanıyor ve gerektiğinde birbirlerinin yardımına koşmaktan geri durmuyorlar. Bildiğimiz (ya da hep duyduğumuz) mahalle kültürünün hâlâ yaşadığı sokaklardan ‘göç etmek’, biraz da bunun için güç. TOKİ evleriyle kendilerine sunulan ‘konforu’ reddetmelerinin nedenlerinin başında, içlerinin apartman katlarında yaşamaya ısınmamış olmasına bağlamak çok mümkün. İşsiz kalacaklarını biliyorlar ve bunun yanı sıra komşusuz kalacaklarını da biliyorlar.

YETKİLİLER NE DİYOR?

Diyarbakır Expres gazetesinden Sedat Irmak’a konuşan Sur Kaymakamlığı’ndan yetkilileri ise şu bilgileri paylaştı: “Yıkım kararı, belediye ile satış konusunda anlaşma yapmamış evleri kapsadığını belirten yetkililer ise, ‘Daha önce o bölgede yıkım çalışması yapılacaktı. Fakat havaların soğuk olmasından dolayı yıkım işlemleri durdurulmuştu. Sur ilçesinin ihyası ve daha güzel bir kent için o bölgede oturan vatandaşlarla protokol yapıldı. Evlerin ödeneği yapılırken 7 gün süre tanınarak o süre zarfından çıkılmaması durumunda zorla evleri boşaltılacaktır. Ayrıca evlerinden çıkan vatandaşlara kira yardımında da bulunarak mağdur olmamaları için devlet üzerine düşen görevi yerine getirecek.”

Bu kısa açıklamadan evlerini 7 günde boşaltması istenen mahallelinin ne olacağı ile ilgili yeterli, doyurucu bir bilgi yok. “Sur ilçesinin ihyası ve daha güzel bir kent için” cümlesi tek başına sorunlu görünüyor. Sur’un ihyasına ve daha güzel bir kente elbette kimsenin itirazı olamaz. İtiraz, ‘ihya ve güzelleştirme’ çalışması sırasında, binlerce insanı bekleyen tehlikenin göz ardı edilmesi, yaşadıklar mahalleden çıktıktan sonra karşılaşacakları sorunların giderilmesi için önlem alınmamış olmasınadır. Kentin tarihi ve sosyal dokusunun hunharca bozulmaması için kentin ilgili kurumlarının görüşüne başvurulmamış olmasınadır itiraz.

“Havalar soğuktu, yıkım işlemini erteledik” açıklamasından ise sadece kibir hissediliyor. Soğuk havada ‘koruduğunuz’ yoksul insanları Diyarbakır sıcağında kimin insafına bırakacaksınız? Mahallesiz, sokaksız, evsiz kalmış insanların yaşayacağı sorunları, güvenlikçi politikalarla mı bertaraf etmeyi düşünüyorsunuz?

Evden çıkmayı kabul eden insanlara yapılacağı vaat edilen kira yardımı nasıl olacak? Bu yardımla insanlar devlete borçlandırılmayacaksa hibe mi edilecek?

Sur’da yıkılacak evlerin bedeli olarak ortalama 40 bin lira gibi bir para ödeniyor. TOKİ ise en az 90 bin liraya ev satıyor. Bu durumda Sur’daki evlerini terk etmek zorunda bırakılacak insanlar, 50-60 bin lira kredi borcu altına girmiş olacaklar. Sur’un yoksul insanları, Sur’dan ayrıldıklarında işsiz de kalacaklarına göre, bu kredi borcunu nasıl ödeyecek?

İhya ve güzelleştirme çalışmasının nasıl yapılacağı konusunda ‘yıkım ekibi’ ketum davranıyor. Ama ihya ve güzelleştirme çalışmasını bütün Diyarbakır merak ediyor. Bu nedenle, kentsel dönüşüm ya da daha şık bir ifadeyle tarihle buluşma projesi hakkında söylentiler almış başını gidiyor. Haksız söylentiler de değildir bunlar. 6 mahallesine hâlâ girilemeyen Sur’un Toledo olacağı söylenmişti hatırlanacağı gibi. Yerle bir edilen bu 6 mahallede nasıl bir inşanın yapılacağı merak konusuydu. İlk örnek evler yapıldı ve bunların fotoğrafları basında yer aldı.

Ancak en başta Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi bu evlere itiraz ediyor. Yanlış anlaşılmasın, Mimarlar Odası ya da konuyla ilgili hiçbir sivil kurum bu evleri incelemiş değil, fotoğraflardan ve duyumlardan yola çıkarak gerçekleştiriyor itirazlarını. Çünkü proje hazırlanırken fikirleri sorulmadı, proje hayata geçirilirken denetlemelerine izin verilmedi. Konuyla ilgili sivil toplum örgütleri ile Diyarbakır mimarisine hakim insanların ortak görüşü, örnek diye sunulan evlerin Diyarbakır mimarisine uygun olmadığı yönünde.

Bütün bu gelişmelerden sonra şu soru kalıyor geriye: Tarihle buluşacağı iddiasıyla gerçekleşecek yıkımla Sur ihya mı ediliyor, imha mı ediliyor?