'77 1 Mayısı'nın başkanı, 1 Mayıs'ta gitti

Ahmet İsvan, 1 Mayıs 1977'de İstanbul Belediye Başkanı'ydı. İsvan yine 1 Mayıs'ta, 94 yaşında hayatını kaybetti.

DUVAR – Ahmet İsvan, 1 Mayıs 1977’de İstanbul Belediye Başkanı’ydı. İsvan tam da 1 Mayıs günü hayatını kaybetti. Ahmet İsvan, eşi Reha İsvan’la birlikte hem Türkiye’nin sol tarihi için çok fazla şey ifade ediyordu hem de İstanbul’un en sevilen belediye başkanlarından biriydi.

Ahmet İsvan’ın eşi Reha İsvan, Barış Derneği’nin kurucularındandı ve İlerici Kadınlar Derneği (İKD) üyesiydi. Reha İsvan, Barış Derneği davasından mahkumiyet alıp, hapis yatan tek kadın üyeydi. Tam 38 ay hapishanede kaldı. Ahmet İsvan da sol görüşlüydü ama gerçek birikimini ve vizyonunu 1973 yılında İstanbul Belediye Başkanlığı’na seçildikten sonra ortaya koydu.

TİP’LİLER TKP’LİLER İSLAMCILAR AYNI EKİPTE

Ahmet İsvan, yüzde 63,8 gibi bir oy oranıyla belediye başkanlığına seçildiğinde rakibi Adalet Partili Fahri Atabey’in iki katından fazla oy almıştı.

Sol görüşlüydü ama hiçbir zaman dünya görüşüne göre adam çalıştırmamıştı. Ekibinde, TİP’li Sadun Aren’in kardeşi de vardı, İslami görüşlü Turgut Cansever de. Sağ görüşlü hukuk müşavirleri de vardı ama basın danışmanı Kerem Görsev’in babası TKP’li Doğan Görsev’di. Nitekim, İsvan’ın Kerem Görsev’in üstünde de epey emeği vardı.

İsvan, üniversitede Bülent ve Rahşan Ecevit’in sınıf arkadaşıydı. Bülent Ecevit onun vizyonuna, projelerine güvenebileceğini biliyordu. Bu yüzden gözü kapalı Ahmet İsvan’ı aday göstermişti.

İsvan’ın en bilinen projelerinden biri fırıncıların tekelini kırmak için kurdurduğu Halk Ekmek Fabrikası’ydı. İsvan’ın o dönemki yakın danışmanlarından biri olan İlerici Kadınlar Derneği (İKD) üyesi ve TKP’li Tezer Toksarı’nın da tanıklık ettiği üzere fırıncıların da ‘eli armut toplamamış’, ekmeklerin içine cam tozu karıştırmışlardı. Durum çok kısa bir sürede fark edilip tedbir alındı. İkinci olarak, bütün Fenerbahçe Burnu kulübe aitti ve kulüp belediyeye metrekare başına kira bedeli ödüyordu. Ahmet İsvan, danışmanlarının “Fenerbahçeliler tepki gösterir” mealindeki uyarılarına kulak asmadı ve sözleşmeyi feshedip adayı geri alarak burayı Kadıköylülere bağışladı. Bu yüzden o dönemde faaliyet gösteren tek stadyum olan Dolmabahçe Stadı’nda (bugünkü İnönü Stadı) çok küfür yediyse de aldırış etmedi.

ÖN SEÇİMDE SANDIK HİLESİ

İsvan’ın belediye başkanlığı döneminde Bakırköy Yenikapı Sahili dolduruldu, Marmara Denizi’ne kanalizasyon akması önlendi, çok sayıda mahalleye çocuk parkları yapıldı. Topkapı ve Aksaray arasına raylı sistem inşasına aynı dönemde başlandı. Tezer Toksarı’ya göre Ahmet İsvan’ın projelerini gerçekleştirebilmesi için bir döneme daha ihtiyacı vardı. Orası kesindi. Nitekim destekçileri ve dostları da umutluydu ama ön seçimde rakibi Aytekin Kotil’e karşı çok az oy farkla kaybetmişti. Öte yandan o dönem CHP Gençlik Kolları Başkanı olan Erdoğan Tuncer, yıllar sonra 2004 yılında, Tezer Toksarı’ya aslında ön seçimleri Ahmet İsvan’ın kazandığını, kendisinin Fatih’te hile yaptığını, Kotil’in 23 oyunu 54’e çıkardığını benzer bir durumun Kartal’da da yaşandığını itiraf etmişti. İsvan, ölmeden önceki son günlerinde Altunizade Academic Hospital’ın kapısında bekleyenler arasında Erdoğan Tuncer de vardı.

Kaderin garip cilvesi olarak Ahmet İsvan, 1 Mayıs 1977’de belediye başkanıydı, hayata gözlerini de 1 Mayıs’ta yumdu. 2012 yılında Halil Berktay, 1 Mayıs 1977’yle ilgili olarak ‘solcu silahlı gruplar arasındaki husumetten kaynaklandığını’ söyleyince Radikal’de Ezgi Başaran’a verdiği yanıttaki tepkisi “Çok çok şaşkınım” olmuştu.

O gün elinde telsiziyle dakika dakika gelişmeleri takip eden Ahmet İsvan olayları şu şekilde anlatıyor: “Aşikâr bir provokasyon vardı. Güvenlik güçlerinin kesin ve açık ortaklığı vardı.”

Olayların arifesinde ilk önce Yeni Cami sonra da Valide Cami (Pertevniyal) önünde bir ‘kümelenme’ keşfedilmişti. Burada iki grup arasında silahların da karıştığı bir çatışma yaşandı. Daha sonra Sular İdaresi’nin üstünden, Pamuk Eczanesi ve Intercontinental Oteli’nin dahil olduğu bir yarım daireden kürsüye ve şeref tribününe ateş açılmaya başlandı. Ahmet İsvan üç, dört dakika süren bu yaylım ateşini şöyle aktarıyor:

“Binlerce kurşun atıldı. İnsanlar panikle kaçışmaya başladı. Ve korkup kaçan insanların üzerine polis panzerleri sürüldü. İnanılmazdı. Kabul edilemezdi. Adam kucağına çocuğunu almış, diğer elinde karısı… Kaçıyor. Polis, panzeri onların üstüne sürüyor. Bu arada ses bombası atıyor. Taksim Meydanı’nda dönüyor, bir daha geliyor, durmuyor panzer. Böyle bir manzarayı unutamam.”

‘İSVAN’I  DÖVÜYORLAR’

Ahmet İsvan, DİSK’lilerin oluşturduğu koruma çemberi sayesinde kürsüden inebilmiştir. Tam o sırada Kültür Sarayı önünde kümelenmiş polislere giderken Sular İdaresi’nin üstünde 5-6 tane tüfekli insan gördü ve toplum polisine onları sordu:

“Sular İdaresi’nin tepesini gösterdim: ‘Kim bunlar? Sizin bildiğiniz insanlar mı, yoksa teröristler mi? Kim bu silahlılar?’ Tam ben bunları müdürle konuşurken aralarından bir homurtu yükseldi. Benden bahsederek ‘Ne arıyor bu herif burada’ dendiğini kulaklarımla duydum. Sonra polislerden biri sağ omzuma copla vurdu. Tabii bunu kürsünün etrafındaki çok kişi gördü ve bağrışmaya başladılar: İsvan’ı dövüyorlar!”

İsvan, Ezgi Başaran’a verdiği röportajda sonrasını şu sözlerle anlatıyor:

“İki kere ifade verdim. Mahkemeye bir tek patlamış silah getirmediler. Intercontinental’in ön odalarındaki polislerin elinde kamera kayıtları vardı. Bir tane video ya da fotoğraf gelmedi mahkemeye. O dönemde emniyet müdürü olan kişinin ifadesi bile alınmadı, inanabiliyor musunuz?”

Ahmet İsvan o dönemde Halil Berktay’ın sözlerine neden hayret ettiğini ise şu şekilde açıklıyordu:

“Polis mi bilmem ama birileri o katliama iştirak etti. Hazırlıklıydılar, işaret bekliyorlardı. İstenmeyen fraksiyonun Taksim’e girmesi fırsat bilindi. Bana göre planlanmış olan katliam daha erken saatlerdeydi fakat benim kurduğum telsiz sistemi grubun Taksim’e girmesini gün boyunca engelleyince hesap değişti. Bütün planı bozuyormuşum meğer ben! O nedenle Berktay’ı dinlerken kulaklarıma inanamadım. Solcu fraksiyonlar silahlaştılar, evet. Ama iş ondan ibaret değildi ki. Bir güç daha işin içindeydi.”