Kadınların ve çocukların hocası: Çiğdem Kağıtçıbaşı

Çiğdem, öğrenciler tarafından çok sevilen bir hoca olmuştur. Bir çoğu için, onun verdiği dersleri ufuk açıcı, bazıları için hayat değiştirici bile olmuştur. Bu günlerde popüler olan “mentorluk,” Çiğdem’in baştan beri yaptığı bir şeydir. Nice öğrencinin yüksek lisans veya doktora programlarına devam etmesine cesaret vermiştir ve birçok genç akademisyenin kendine uygun pozisyon bulmasına yardımcı olmuştur.

Diane Sunar*

Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın vefatıyla Türkiye’nin sosyal bilimler camiası çok önemli bir figürünü kaybetmiştir. Aynı zamanda onun öğrencileri – eski ya da yeni – sadece bilgi veren değil, aynı zamanda yol gösteren, yüreklendirici bir hoca kaybetmiş bulunmaktadırlar. Ve yakından tanıyanlar sıcak kalpli, vefalı bir dost kaybetme üzüntüsünü yaşamaktadırlar.

Çiğdem’in neredeyse sayısız yayınları, ödülleri, başarıları olmuştur. Bunların hepsi, onun berrak zekası, öğretme coşkusu, insan esenliğine katkıda bulunma isteği, çalışkanlığı ve azmin birer yansıması olmuştur.

“Türkiye’de sosyal psikoloji” denince ilk akla gelen isim (dünyada tanınan ismiyle) Muzaffer Şerif olsa da, ikinci isim kesinlikle Çiğdem Kağıtçıbaşı’dır. İkisinin bu kadar geniş bir şekilde tanınması her şeyden önce alana kuramsal katkılarından dolayıdır. Çiğdem’in en önemli üç kuramsal katkısı esasında birbirine bağlıdır.

Doktora çalışmalarından itibaren, bugün psikoloji dünyasında neredeyse herkesin kabul ettiği bir fikir ortaya atmıştır: Sadece Batı’da yapılan psikoloji çalışmaları bütün insanlığı temsil edemez, ve o çalışmalara dayanan kuramları bütün dünyayı kapsayacak şekilde yeniden kurmalı.

Çiğdem, bu fikri benimseyen uluslararası bir grupla beraber Uluslararası Karşılaştırmalı Psikoloji Derneği’ne (International Association of Cross-Cultural Psychology) kurucu üye olmuştur. Bugün dünyada okutulan sosyal psikoloji ders kitaplarında, Çiğdem’in çağrısını yaptığı türde karşılaştırmalı çalışmalar yer almaktadır.

Yine uluslararası karşılaştırmalı bir çalışmanın ekibinin üyesi olarak, Türkiye’de “çocuğun değeri”ni araştıran Çiğdem, o çalışmanın bulgularını baz alarak aydınlatıcı bir kuram üretmiştir. “Aile Değişimi Modeli,” kentselleşme, modernleşme gibi sosyo-ekonomik değişikliklerinin etkisinde çocuk yetiştirme yöntemlerinin nasıl değiştiği ve dolaysıyla insanların benlik kavramlarının nasıl değiştiğini anlatmaktadır.

KADINLAR VE ÇOCUKLAR İÇİN ÇALIŞTI…

Bu aile değişim modeline binaen, Çiğdem yeni bir benlik kuramı (özerk-ilişkisel benlik — “autonomous-related self”) kurup, bu konuda ölçek geliştirmek için çalışmalar sürdürmüştür.

Fakat Çiğdem akademik bilginin soyut olarak kalmamasının, insanlık hayatının iyileştirme yönünde kullanılmasının gerektiğine içtenlikle inanmıştır. Özellikle fakir ailelerde okul öncesi yaştaki çocukların eğitilmesi, hem onların kendi hayatlarına, hem de toplumun gelişmesine önemli bir katkının olabileceğini düşünmüştür. Bu amaçla, Çiğdem, Sevda Bekman ve ben dört yıllık bir proje gerçekleştirdik. Projeye dahil edilen okul öncesi yaşta bulunan çocukların bir kısmının annelerine eğitim sağlanırken, bir kısmı yuvaya devam etmiştir ve bir kısmı herhangi bir eğitim almamıştır. Sonuçta, çocuğun kendisi veya annesi eğitim görmüş olanlar, ilkokulda diğerlere göre daha başarılı olmuşlardır.

Bu sonuçlara dayanarak, Çiğdem, Sevda Bekman ve Ayşen Özyeğin Anne-Çocuk Eğitim Vakfını (AÇEV) kurup, projede geliştirilen anne eğitim modelini geniş çapta uygulamasına başlamıştır. Müthiş bir enerji ve azimle, Çiğdem son gününe kadar AÇEV’in çalışmalarını desteklemiştir. AÇEV’in başarıları, bilimsel bilgilerin insan esenliğine katkıları olarak dünya çapında tanınan bir örnek olmuştur.

BİRÇOK ÖĞRENCİ YETİŞTİRDİ…

Okul öncesi çocukların gelişimini ne kadar önemsemişse Çiğdem, annelerin ve hatta genelde kadınların gelişimini de aynı derecede önemsemiştir. Koç Üniversitesi içinde kadın araştırmalarını sürdüren ve destekleyen bir merkezin (KOÇKAM)’ın kurulmasına öncülük edip, merkezin direktörlüğünü yapmıştır.

Yine, erken çocukluk döneminin ne kadar belirleyici olduğunu görmüşse de, Çiğdem erken ergenlik döneminin de aynı önemi taşıdığını düşünmüştür. Bu dönemde gelişimsel dinamikleri ve ergenleri toplumda olumlu katkılara yönlendirebilecek eğitim modellerini geliştirmek için çok çaba sarf etmiştir.

Çiğdem, öğrenciler tarafından çok sevilen bir hoca olmuştur. Bir çoğu için, onun verdiği dersleri ufuk açıcı, bazıları için hayat değiştirici bile olmuştur. Bu günlerde popüler olan “mentorluk,” Çiğdem’in baştan beri yaptığı bir şeydir. Nice öğrencinin yüksek lisans veya doktora programlarına devam etmesine cesaret vermiştir ve birçok genç akademisyenin kendine uygun pozisyon bulmasına yardımcı olmuştur.

Bugün (3 Mart) Çiğdem’i son yolculuğuna uğurluyoruz. Onun bıraktığı boşluk doldurulamaz. Ama onun dostları olarak onun dolu dolu yaşadığı hayatını da kutluyoruz. Her zaman onu sevgiyle anacağız.

*Prof. Dr. Diane Sunar – Bilgi Üniversitesi