'Türkiye'ye yargıyı biz getireceğiz'

Avukat Hakları Grubu'nun adayı Ömer Kavili: Türkiye'de yargının varlığından söz etmek pek mümkün değil. Yargılama bir iddianın hukuk kuralları içerisinde tartışılması ve hüküm kurulması işidir. Türkiye'de yargı yoktur' Türkiye'ye yargıyı getireceğiz.

Hacı Bişkin  hbiskin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – İstanbul Barosu’nun hafta sonu yapılacak Genel Kurulu’nda başkanlık için yarışan 5 isimden biri de Avukat Hakları Grubu’nun adayı Ömer Kavili. Avukat Hakları Merkezi’nin Türkiye’deki ilk kurucularından olan Kavili, “Türkiye’de yargı sistemi yoktur, yargıyı Türkiye’ye biz getireceğiz” diyor. Duvar’ın İstanbul Barosu’nda seçim dizisinin 4’ncü gününde Avukat Ömer Kavili konuşuyor…

İstanbul Barosu’na başkan olmak için 5 aday yarışıyor. Sizi diğer gruptaki adaylardan farklı kılan temel özelliklerin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Avukat Hakları Merkezi’nin Türkiye’deki ilk kurucularındanım. 1998 yılından bu yana 7 gün 24 saat, 18 yıl boyunca kesintisiz olarak çalışan bir avukatım. Bu süre içerisinde de ücretsiz olarak avukatlık mesleğini yaptım. Avukatlık hukuku, avukatın hak ve yetkilerini ön plana alan, avukatlar arasında ayrım yapmayan her avukatın yardımına giden bir avukatım. Bu özellikler sadece baro başkanlığına aday olan diğer avukatlarda ve Türkiye’de yoktur. Avukat Hakları Merkezi Türkiye’de ilk kez kurulduğunda avukatlar, Avukat Hakları Merkezi’nin yararlı ve kalıcı olacağına çok güvenmiyordu. Daha sonrasında ise diğer il baroları Avukat Hakları Merkezi’ni model almaya başladılar.

‘MÜVEKKİL SIRRINI KORUYABİLMEK ÖNEMLİDİR’

Baro başkanlığına seçilirseniz özellikle ‘üzerinde ısrarlı duracağız’ dediğiniz bir konular nelerdir?
Avukatlık mesleğinin en temel özelliği ve en baştaki ilkesi müvekkil sırrını koruyabilmektir. Bir avukat müvekkilinin sırrını koruyamıyorsa o avukat değildir. İnsanlar eşlerine anlatmadıkları sırları avukatlarıyla paylaşırlar. Bu bilgiler sadece avukatta kalmalıdır. Kanunda avukatların tanıklık yapmama özgürlüğü vardır. Oysa başka biri tanıklık yapmasa o kişi tutuklanır. Bunun istisnası eğer müvekkil muvafakat ederse avukat tanıklık edebilir ama meslek kuralı diyor ki müvekkil razı olsa bile avukat, eğer tanıklık yapma işinin avukatlığa güven noktasında güven sarsıcı bir etki yaratacağını düşünürse bu konudaki takdir yetkisi sadece avukatındır. Avukat tanıklık etmeyi yine reddedebilir. Bu düzenlemelerin amacı müvekkil hakkının sırını saklayabilmek içindir. Avukat telefonlarının dinlenmesi, avukatların evlerinin, bürolarının hukuksuzca aranması ve avukatların gözaltındaki müvekkilleriyle görüştürülmemesi avukatlık mesleğini yok ediyor. Buna karar veren de Adalet Bakanlığı’nın kadrolu savcısı. Savcı hukuk şekline göre iddiayı savunan kişidir. Avukat ise savunmayı sürdüren kişidir. İşte burada şunu düşünmek gerekir: İddiayı savunan Adalet Bakanlığı’nın memuru kendi tezini çürütecek memuru dinlemeye kalkıyor. Bu kimsenin haddi değildir. Biz avukatların her türlü dinlenmesine karşı çıkıyoruz.

‘TUTANAĞA AVUKATIN BEYANI EKLENMİYOR’

Avukatlık mesleğinin güvenini geri kazanmak gerekiyor. Avukatların duruşma salonlarındaki konuşmaları ve sözleri tutanaklarda yazılmıyor veya değiştirilerek yazılıyor. Adalet Bakanlığı’nın hakimlik kadrosundaki görevli, kendi yazdırdığı yazıyla avukatlık mesleğini yürüten meslektaşlarımızı sanık olarak yargılatıyor ve ondan sonra da avukatlara ceza veriliyor. Duruşma tutanağını kesin delik olarak görüyorlar. Ama bu tutanak kayıtlarına avukatların beyanları eklenmiyor. Biz avukatların görev yürütürken karşılaştığı bu sorunlarla da ilgileneceğiz.

Avukatın delil toplama yetkisi var. Şöyle bir örnek veriyim: 12 Eylül Davası’nda müdahil avukat olarak görev yapan avukatlardan biriydim. 12 Eylül’ü hazırlayan olaylardan bir tanesi 1 Mayıs 1978 Katliamı. Bununla ilgili MİT raporunun getirtilmesini istedik. Anayasaya göre raporları getirmeleri gerekiyor. MİT Müsteşarlığı kendi bağlı olduğu başbakanlığın müdahil olduğu davada mahkeme ‘bu raporu gönderin’ dedi buna rağmen raporu mahkemeye göndermediler. MİT bize bu raporu Genelkurmay’a gönderdiklerini gerekli görüldüğü takdirde buradan isteyebileceğimizi söyledi. Yani bu devlet nezaketinde ve hiyerarşisinde en basitinden bir yazı biçimidir. Bu yazı, resmi yazışma usüllerine aykırıdır. Rapor gönderilmeyince müdahil avukatlar olarak ben ve avukat Semih Özay avukatın delil toplama yetkisi olduğunu ve bu delilleri mahkemeye sunacağımızı söylemek için MİT Müsteşarlığı’na gittik. Bizi MİT Müsteşarlığı binasına almadılar. Bizi 6 saat boyunca orada beklettiler. Buradan da şunu çok rahatlıkla görebiliyoruz avukatın delil toplama yetkisini kullanmaya izin vermiyorlar.

‘SORUN YAŞAYAN TÜM KESİMLERLE İLGİLENECEĞİZ’

Biz bunun kaldırılması için elimizden geleni yapacağız ve mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü avukatlar hukuk temsilcisinin düzeni ve savunucularıdır. Bir savcı, bir mahkeme isteyebiliyor ama avukat isteyemiyor. Böyle bir şey olamaz. Avrupa’da böyle bir şey yok. Bunları gündeme getireceğiz. Talip olduğumuz İstanbul Barosu’nun toplumla bağlarını kuracağız. Toplumda sorun yaşayan bütün meslek örgütlerinin sorunları ile ilgileneceğiz. Gazeteciler, infaz kuruma memurları, özel güvenlik kesimi, öğretmenler, zabıt katipleri gibi her meslek grubunun sorunlarıyla ilgili özel birimler oluşturacağız. Buna yönelik profesyonel avukatları bu konuda görevlendireceğiz. İstanbul Barosu bu konularda üst seviyeden hukuk yürütecek. İnsanlar hukuki güvenlik kavramına ulaşacak ve İstanbul Barosu’na olan güvenleri artacak. İstanbul Barosu’nun güven tazelemesi için çalışacağız.

‘YARGI TÜRKİYE’YE HİÇ UĞRAMADI’

Türkiye’nin içerisinde bulunduğu yargı sistemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de yargının varlığından söz etmek pek mümkün değil. Yargılama bir iddianın hukuk kuralları içerisinde tartışılması ve hüküm kurulması işidir. Türkiye’de yargının olmadığını sadece biz avukatlar söylemiyoruz. Demokrat Yargıçlar Hareketi üyesi beş hâkim, Türkiye’nin yargı sistemin olmadığını anlatan 5 yargıç bu konuda bir kitap yazdı. Bu kitabın adı ‘Türkiye’de Yargı Yoktur’ Orhan Gazi Ertekin, Faruk Özsu, Kemal Şahin, Muzaffer Şakar ve Uğur Yiğit kitabın yazarıdır. Ben bu soruya şu cevabı vermek istiyorum: Türkiye’de yargı yoktur’ Türkiye’ye yargıyı getireceğiz.

‘HUKUK KURUMU OLDUĞUMUZU BİLİYORUZ’

Türkiye Barolar Birliği başkanı Metin Feyzioğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gitmesi birçok hukukçu tarafından eleştirildi. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Biz İstanbul Barosu olarak hukuk kurumu olduğumuzu biliyoruz. Hukuk kurumu önceden durumun tespitini yapar ve ondan sonra durumun hukuki niteliğine göre duruma tavır alır. Buradaki problem eğer cumhuriyetin yani halkın yönetime katılmasındaki değerler ise biz cumhuriyetin değerlerinin korunmasından yanayız. Cumhuriyetin değerlerini koruyacağız ve savunacağız. Ama bunu Ahmet’e Mehmet’e karşı olan bir tavır bir durum olarak değil hukuki durumun tespiti ve hakların savunulması adına yapacağız.

Son olarak da şunları da belirtmek istiyorum. Şimdiye kadar hak aradığım için yaklaşık 15 kez yargılandım. Bir kere adliye sarayı denen binalarla ilgili Çağlayan AVM’deki diye başlayan bir dilekçeyi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazdım. Bununla ilgili olarak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkımda imzalı bir işlem başlattı. Ama geçtiğimiz perşembe günü takipsizlik kararı aldım. Yani artık adliye sarayı değil, adliyelerin AVM oldukları gerçeği hukuken ortaya çıkmıştır. Bu sorunları hep eleştirdik eleştirmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki süreçten bütün avukatları kucaklayacağız. İstanbul Barosu bizimle birlikte avukatlık hukukunu ve standartlarını yükselten bir baro olacaktır.

Ömer Kavili kimdir?

Avukat Hakları Grubu’nun adayı Ömer Kavili, İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu. İstanbul Barosu Avukat Hakları Merkezi’nin de kurucusu.

Avukat Hakları Grubunun Yönetim Kurulu adayları: M. Gökhan Ahi, Yıldırım Erkol, Nihan Güneli, Erkan Hacıosmanoğlu, Özcan Kalabalık, Yunus Özak, Çağın Özemir, Emel Özer, Ahmet Erol Selçuk, Duygu Yıldırım

Denetim Kurulu adayları: Sami Akdağ, Cihan Ertek, Kadir Toprak

Disiplin Kurulu adayları: Taylan Aydın, Mesut Bucuka, Karahan Gültekin, Fehmi Ünsal Özmestik, Cihan Yeşilkaya