'OHAL hukukunun dışına çıkıldı'

Avukat Kemal Dinç, olağanüstü hal ilanıyla başlayan operasyon ve tutuklamaların benzerine darbe dönemlerinde bile rastlanmadığını söyledi. "OHAL hukuku çerçevesinin dışına çıkıldı" diyen Dinç, kamuoyunun da gözaltı, tutuklama ve ihraçlara sessiz kaldığını belirtti.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL kapsamında gerçekleştirilen uygulamalarla çok sayıda akademisyen üniversiteden ihraç edildi. Onbinlerce kamu çalışanın işine son verildi, yüzden fazla gazeteci de tutuklandı. Avukat Kemal Dinç, darbe sonrası başlatılan operasyonlarda gözaltına alınıp tutuklananlar arasında 'FETÖ'yle hiçbir bağlantısı olmayan gazeteci ve kamu görevlilerin de olduğuna dikkat çekiyor. Avukat Dinç, devlet görevlilerinin bile tutuklanıp kamudan ihraç edilmesinde 'OHAL hukukunu aşan problemler var"diyor.

Kemal Dinç, Duvar'ın OHAL sonrası yaşananlarla ilgili sorularını yanıtladı.

Son dönemde gazetecilerin gözaltına alınıp tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz, ayrıca kamudan ihraç edilen akademisyenler ve görevden alınan hukukçular seslerini medyaya ne kadar duyurabiliyor ?

Öncelikle darbe girişiminden sonra başlatılan gözaltı furyasına gazetecilerin, akademisyenlerin ve hukukçuların rastgele gözaltına alınıp tutuklanmalarına tepki gösterdiğimi belirtmek isterim. Son dönemde gözaltına alınan gazetecilerin ve akademisyenlerin gerekli olmadığı halde gözaltı furyasına dahil edilmesini uygun görmüyorum. Gözaltına alınan gazeteciler, kamudan ihraç edilen akademisyenler ve görevden alınan hukukçuların basına seslerini duyurabilmeleri böyle bir dönemde çok daha zor. Gazeteciler yine bir şekilde seslerini duyurabiliyorlar ama diğer kesimlerin seslerini duyurabilmeleri daha da zorlaşıyor. Tabii ki gazetecilerde olduğu gibi tutuklanan diğer meslek mensuplarına hukukun temel kuralları gözetilmeksizin tutuklanma furyası başlatıldı. Bütün bunlar ne kadarı OHAL kapsamına girer bu çerçevede değerlendirilebilir ayrı bir konu. İşte burada OHAL hukukunu aşan sorunlar ortaya çıkıyor. Bu OHAL hukukunu aşan problemde şudur: İnsanlar haksızlığa uğradıkları halde hukuk yollarını kullanamıyorlar maalesef.

'BASKI MEKANİZMASI VAR'

OHAL hukukunu aşan bir problemden kastınız ne tam olarak ?

Örneğin gözaltına alınan insanların birçoğu hangi suçlardan gözaltına alındığını bile bilmiyorlar. Ayrıca gözaltı sürelerinin uzatılması başlı başına bir sorun teşkil ediyor. Avukatlar bu süre zarfında müvekilleriyle görüştürülmüyor. Düşünebiliyor musunuz avukatlar müvekilleriyle görüştürülmüyor. Kanaatimce bu duruma gerekçe olarak şu gösteriliyor: 'Şu an gözaltına alınan sayısız insan var.' Gözaltına alınan ve tutuklanan insan sayısının fazla olması, şüpheli olarak gözaltına alınan insanların ifadelerinin alınmasında zaman alıyor. Örneğin İstanbul Emniyeti'nde yer olmadığı için şüpheliler karakollarda bekletiliyor. Herkes sırayı bekliyor. Sırası gelenin ifadesi alınmaya başlanıyor. Buradan görüleceği üzere genel bir baskı mekanizmasının olduğunu görebiliriz.

BAROLAR GEREKLİ HASSASİYETİ GÖSTERMİYOR

Yine tutuklanan gazetecilere dönmek istiyorum. Gazeteciler az 5 gün gözaltına alınıyor. Avukatlar görüşmeye alınmıyor. Bunun hukuki gerekçesi nedir?

Hukuki hiçbir gerekçesi yok. En büyük sorunların başında da gözaltına alınan gazetecilerin ya da gözaltına alınan diğer kesimlerdeki insanların özel vekilleri olduğu halde avukatları aranmayıp CMK'dan (Ceza Muhakemesi Kanunu) görevlendirmelerin yapılmasıdır. Bu çok büyük bir sorun. Hak arama yolları kapalı olduğu için insanların ifadeleri alınırken barodan avukat tayin ediliyor. Bu konuda baroların da gerekli hassasiyeti göstermediğini düşünüyorum. Şüphelilerin hazırlık soruşturmasında ortaya atılan deliller, şüphelilerin hak arama yollarının kapalı olması bunun işareti. Ağır bir süreçten geçiyoruz. Umarım bu OHAL dönemi kısa sürer. Maalesef insanların bütün hak arama yolları kapalı.

'OHAL HUKUKU ÇERÇEVESİNİN DIŞINA ÇIKILDI'

Peki bu insanlar ne yapmalı?

Bütün bunlar beraberinde büyük bir sorunu getiriyor. Akademisyenlere yönelik başlatılan soruşturmalar ve görevden ihraç edilmeler de OHAL'in gerekçesini aşan bir durum. Ergenekon ve Balyoz davalarında suç işleyenlerin yargılanması gerekiyordu. Fakat bu yargılanmalar amaçtan saptırılarak bir tasviyeye dönüştü. Aynı şey burada da yapılıyor. Cemaate yapılan operasyonlar vesile edilerek akademide, adliyelerde ve toplumun çeşitli kesimlerinde de tasviyeler başladı. Sıkıntı burada ortaya çıkıyor. OHAL hukuku çerçevesinin dışına çıkıldı. İnsanların savunmaları alınmadan, aleyhlerine atılan delilleri bilmeden hem idari soruşturmalarda hem de adli soruşturmalarda bunun dayanağının ne olduğunu bilmeden savunma yapmaları mümkün değil. Hatta gözaltına alınan bazı kamu görevlilerinin ya da şüphelilerin ifadeleri alınırken doğrudan kayıt yapılıp sonradan yazıya dökülüyor. Fakat bu insanlar ifadelerinin kayıt yapıldığının bile farkında değil. Bunun gibi birçok sıkıntı yaşanılıyor. Sıkıntı şu ki toplumumuz bu tür ihlallere karşı ses çıkarmıyor. Eğer yarın kendilerine yapılan bir ihlal olursa kendileri için de ses çıkaracak birileri olmayabilir. Bu ağır gidişat ne olur bilemiyoruz. Şu an yapılan yargılamalar 12 Eylül'de yapılan yargılama yöntemlerinden daha ağır. Hiçbir dönemde avukatının müvekiliyle görüştürülmesine bu kadar engel olunmadı. Şimdi görüşmelerde görüş sınırlaması var. Aynı zaman da sesli görüntülü kayıt var. Başınızda iki gardiyan bulunuyor. O zaman insanlar nasıl konuşacaklar ?

HEPİMİZ AYNI GEMİDE YAŞIYORUZ

Sizce bu süreç insanları nasıl etkiledi, kamuoyunda çıkan haberlere insanlar ne kadar duyarlılık gösterebiliyor ?

OHAL döneminin öncesinde de gazetecilerin mesleki faaliyetlerini yerine getirmesinde birçok zorluk yaşadığını herkes biliyor. Şu an estirilen bu havadan dolayı ülkenin belirli bir kesiminden haber vermenin zor olduğunu da biliyoruz. Bunun dışında da insanlar hukuksuzluklara maruz kaldığında bunun haber yapılamayacağını biliyorlar ama neden haber yapılamadığını bilemiyorlar. Toplum bu hukuksuzluklar karşısında ne kadar tepki verebiliyorsa gazeteciler de o kadar da tepki verebiliyor. Bütün toplum haksızlıklara karşılık verirse bunun karşılığını muhakkak olumlu bir şekilde alacak. Her şeyi karşılıklı yaşıyoruz. Herkes aynı gemide yaşıyor. Gemidekilerden birinin işini yapamaması herkesi engelleyebiliyor. Şimdi ki OHAL döneminde yaşanılanlar da buna benziyor. Gazetecilerin işini yapamaması hukukçularında işini yapamaması anlamına geliyor. Ya da hukukçular işini yapamıyorsa gazeteciler de işini yapmakta zorlanıyor. Buradan da gazetecilerin ve hukukçuların işini yapamaması hem toplumun hem de dünya kamuoyunun olan bitenden haberdar olmasını engelliyor. Bir yandan da toplumun büyük bir bölümünde yapılan haberlere pek duyarlılık gösterilmiyor. Tırnak içinde şunu da belirtmek istiyorum: Acaba bu dönemde yapılan haberlerin müşterisi var mı ? Toplumun hukuk talebi de yok. Haksızlığa karşı ses çıkarma imkanı yok. Olsa da ne kadar ses çıkarır bilemiyorum. İşte buradan en büyük payını gazeteciler ve hukukçular alıyor. Korku ikliminin bunda büyük payı olduğunu düşünüyorum. Gazetecilerin ve hukukçularının işi böyle bir dönemde daha da zor bir hal alıyor.