Türkiye’de açlık grevleri: 'Canımı pul yerine kullanıyorum'

Kürt siyasetçilerin açlık grevi 5. gününde. Açlık grevleri ve ölüm oruçları açısından maalesef çok “zengin” bir tarihimiz var. Özellikle cezaevlerinde çok sayıda insanın ölümüyle sonuçlanan açlık grevlerinin ilk eylemcisi ise “Halka verdiğim dilekçeye canımı pul yerine yapıştırıyorum" diyerek açlığa yatan Nâzım Hikmet…

Google Haberlere Abone ol

Hakkı Özdal    hozdal@gazeteduvar.com.tr

DUVAR - Aralarında milletvekilleri ve belediye başkanlarının da bulunduğu 50 Kürt siyasetçi, 5 Eylül günü Diyarbakır’da süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladılar. Açlık grevi eylemcileri, kendisiyle 20 aydır irtibat kurulamayan, PKK’nin hapisteki lideri Abdullah Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesini talep ediyor. HDP lideri Selahattin Demirtaş da darbe girişiminin yaşandığı 15 Temmuz gecesi, Öcalan’ın tutuklu bulunduğu İmralı Adası’na inmek isteyen bir askeri helikopterle adadaki güvenlik güçleri arasında çatışma yaşandığı yönünde güvenilir bilgiye sahip olduklarını ve Öcalan’ın sağlık durumuyla ilgili toplumun bilgilendirilmesi gerektiğini söylemişti. Kürt siyasetçilerin başlattığı ve bazı cezaevlerinden de katılımların olabileceği belirtilen açlık grevi bugün dördüncü gününe girmiş bulunuyor.

İLK AÇLIK GREVLERİ: KADINLARIN DİRENCİ VE ZAFERİ

Açlık grevi eylemleri Türkiye’nin gündemine sıklıkla giren bir ‘pasif direniş’ yöntemi. Şiddet içermeyen ve eylemcinin fiziki olarak sadece kendisine zarar verdiği bir eylem türü olarak açlık grevi, daha çok cezaevlerindeki siyasi tutukluların kullandığı bir yöntem olageldi. “Açlık” bir beden terbiyesi ve protesto biçimi olarak, genellikle de dini saiklerle binlerce yıldır kullanılıyor ama bilinen ilk “siyasi açlık grevleri” Rusya’da siyasi tutuklular tarafından Çarlık otokrasisine karşı yapıldı. Bu eylemin tüm dünyada tanınmasını ve bir gelenek haline gelmesini sağlayan ise kadınların siyasi hakları için mücadele eden İngiliz süfrajetler oldu. Kendilerine adli suçlu muamelesi yapılmasını protesto eden süfrajet kadın tutuklular 1909’da açlık grevi başlattı. Bu yeni eylem türüne karşı bocalayan İngiliz hükümeti, “zorla besleme”, eylemciyi “iyileşene kadar” tahliye etme gibi yöntemlerle kadınların direncini kırmaya çalıştı ama başaramadı. Süfrajetlerin direnişi, kadınların siyasal haklarının tanındığı 1918 yılına kadar sürdü. 1909’daki açlık grevi furyasını başlatan süfrajet direnişçi oldu.

Bilinen ilk açlık grevcisi Marion Dunlop Bilinen ilk açlık grevcisi Marion Dunlop

Süfrajetlerin İngiliz hükümetini sarsan ve çaresiz bırakan eylemlerini İrlandalı cumhuriyetçiler de benimsedi. En çok ses getiren açlık grevlerini İngiliz ve İrlanda hapishanelerindeki IRA militanları yaptılar. Filistinli tutsaklar da sık sık kitlesel açlık grevi eylemleriyle gündeme geldiler.

TÜRKİYE’NİN İLK AÇLIK GREVCİLERİ: NAZIM HİKMET VE ANNESİ

Açlık grevi Türkiye’de de bir “zindan eylemi” olarak duyuldu ilk kez. Ülkenin ilk açlık eylemcisi ise büyük şair Nazım Hikmet…

1938'de tutuklanan ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan Nazım Hikmet’in tutukluluğunun aralıksız 12 yıla vardığı 1950 yılında, serbest bırakılması için ulusal ve uluslararası pek çok girişim vardı ama bunlar sonuçsuz kalıyordu. Nazım Hikmet, serbestçe satılan kitaplarını “askeri okul öğrencileri de alıp okuyor” gibi akılalmaz bir suçlamayla hüküm giymişti. Geride kalan 12 yılın ardından hem bedeni hem de ruhu çok yıpranmıştı ve tahammülü kalmamıştı. Görüşe gelen annesine “Üç senedir maneviyatım düşüyor, kabili yaratışım azalıyor, yazamıyorum, paçavra haline geleceğim, nebata döneceğim, iyisi mi öleyim” demişti.

Nâzım Hikmet, 29 Mart’ta avukatı İrfan Emin Kösemihaloğlu’na kısa bir not gönderdi:

“Canım, sevgili üstadım,

Hakkın, hakikatın tecellisi için açlık grevine yatıyorum. Üzülme, sinirlenme, hak ve hakikat uğrunda, bir kanunsuzluğun tamiri uğrunda gerektiği zaman ölümü göze alabilmek güzel şeydir.”

Ertesi gün ailesine yazdı:

“Piraye, Mehmet, İzgen, Suzan, Yavrularım,

Başka türlü hareket etmek kabil olmadığı için bu kararı verdim. Sizden yalnız bir şeye kayıtsız şartsız inanmanızı istiyorum: bu kararım, herhangi bir yeis, bir yılgınlık, bir korkaklık, bir sabırsızlık neticesi değildir. Sabırlı, şuurlu, ümitliyim. Fakat, hakkın ve hakikatın ortaya çıkması için meydana hayatımı atmaktan başka imkânım kalmadığına kaniim. Bundan dolayı bu son imkânımı şuurla, ümitle kullanıyorum. Hakkın ve hakikatın tecellisi uğrunda ölürsem de bu sizin babanıza layık bir ölüm olacaktır.

Hepinizi hasretle kucaklarım.

Babanız, Piraye’nin, Mehmet’in, İzgen’in, Suzan’ın sabırlı, şuurlu, cesur ve ümitli babası.”

Nazım'ın kararını açıkladığı mektubu Nazım'ın kararını ailesine açıkladığı mektubu

Ve 8 Nisan 1950'de "Millete verdiğim açık istidaya [dilekçeye] canımı pul yerine kullanıyorum" diyerek Bursa Cezaevi'nde açlık grevine başladı.

Kalp ve karaciğer hastasıydı. Avukatı iki gün sonra “ara vermeye” ikna etti, serbest kalma ümidi doğmuştu. Ama devlet hiçbir sözünü tutmuyordu. 2 Mayıs 1950 sabahı yeniden açlık grevine başladı. Bu kez “ölüme ya da özgürlüğü dek” aç kalacaktı, kararlıydı: “(…) ölümüme veyahut herhangi bir kanun yolundan tahliyeme kadar bunun böyle sürüp gideceğini ayrıca bildiririm.”

Sadece su ve sigara içiyor, hiçbir şey yemiyordu. Bir hafta sonra sağlığı ciddi şekilde bozuldu. Ama hastaneye yatmayı kabul etmedi, eyleme cezaevinde devam etmek istediğini söyledi.

9 Mayıs 1950 günü, annesi Celile Hanım üzerinde “Haksız yere mahkum edilen oğlum Nâzım Hikmet açlık grevindedir. Ben de ölmek istiyorum gece gündüz oruçluyum. Bizi kurtarmak isteyenler bu deftere adreslerini yazarak imzalasınlar” yazılı bir dövizle Galata Köprüsü’nün üzerine çıktı. Ama çok kısa bir süre sonra “trafiği engellemek” suçlamasıyla gözaltına alındı.

12 Mayıs’ta Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat, Nazım’a destek için 3 günlük açlık grevine başladılar.

nazim_celile

14 Mayıs 1950'de yapılan seçimleri DP kazanmıştı ve yeni hükümetin kurulması bekleniyordu. Seçimden üç gün sonra, Adnan Adıvar, Halide Edip, Sait Faik, Cahit Sıtkı Tarancı, Cevdet Kudret gibi aydınlar Nâzım’a bir mektup yazarak yeni hükümet kurulana kadar eyleme ara vermesini rica ettiler.

Nâzım Hikmet, 19 Mayıs günü yeni hükümetin tutumunu beklemek üzere 17 günlük eylemine son verdiğini açıkladı. İki ay hastanede yattıktan sonra 15 Temmuz’da serbest bırakıldı. Nâzım kazanmıştı. O günlerden şöyle başlayan bir şiir kaldı bize:

Açlık Grevinin Beşinci Gününde

Kardeşlerim,

demek istediklerimi doğru dürüst diyemiyorsam

kusura bakmayın kardeşlerim,

azıcık sarhoş gibiyim, birazcık dönüyor kafam,

rakıdan değil

açlıktan hafif tertip

BİR ‘SAĞCI’ AÇLIK GREVİNDE

27 Mayıs 1960’taki darbenin ardından tutuklanan ve Yassıada'da müebbet hapse mahkum edilen 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, “sağlık durumu” nedeniyle 22 Mart 1963'de geçici olarak tahliye edilmişti. Adalet Bakanlığı bu işlemi, “Hükümlü Celal Bayar’ın hastalığı sebebiyle tedavi için altı ay müddetle evine bırakılma muamelesi” olarak adlandırıyordu. Ancak tahliyesinin ardından ülkede tansiyon yükseldi. Bayar’ın cezaevi çıkışındaki açıklamalarını protesto eden gençlerle destekçileri sokaklarda karşı karşıya gelmeye başladı. Gittiği her yerde ve evinin önünde olaylar çıkıyordu. 28 Mart günü Kayseri Savcısı ceza erteleme kararını kaldırdı ve Bayar tekrar gözaltına alındı. Aynı gün bu durumu protesto etmek için açlık grevine başladığını duyurdu Bayar. Bir eski cumhurbaşkanı ve sağ görüşlü bir siyasetçi açlık grevindedir. Ancak bu “eylem” kendi çevresinde bile hoş karşılanmaz. Eski yol arkadaşlarından Samet Ağaoğlu tek cümlelik bir telgrafla protesto eder Bayar’ı: “Bunu da mı yapacaktın?” Bayar ise “Hareketim tamamen siyasidir ve bunu siyasi bir gösteri olarak yapıyorum” demektedir.

Celal Bayar Celal Bayar

Türkiye’nin bilinen tek ‘sağ görüşlü’ açlık grevi eylemcisi olan Celal Bayar, 2 Nisan sabahı kahvaltı ister ve böylelikle 3 gün süren eylemine son verir.

DENİZ, YUSUF, HÜSEYİN…

“Son getirilen zamlar ve hayat pahalılığı, fakir emekçi halkımızın, zaten son derece güç olan hayat şartlarını, çıkarcıların menfaati uğruna daha da dayanılmaz hale getirmiştir.”

Bu satırlar, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın 18 Nisan 1972 günü Mamak askeri Cezaevi’nde başladıkları ölüm orucunun gerekçe listesinin ilk maddesidir. Beş madde sıraladıktan sonra şöyle derler: “Bu davranışımızın kötülükleri sona erdirmeyeceğini biliyoruz. Ancak, halkımıza ve onun haklarına cezaevi hücrelerinde sahip çıkıp onu savunacak tek hareketimiz bu ölüm orucunu sürdürmek olacaktır. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan”

Denizlerin idam cezası Meclis’te onaylanmış ve her an infaz beklenmektedir. Avukatları Halit Çelenk, bir yandan son bir gayretle idamları durdurabilecek bir yol ararken bir yandan da olası infaz anında üç devrimcinin durumunu düşünmektedir. Çelenk’e göre, ölüm orucunun yaratacağı fiziksel çöküntü infaza olumsuz bir görüntü verecek ve bu durum istismar edilecektir. Bitkin düşmüş devrimciler, “darağacını görünce çöken korkaklar” olarak gösterilebilecektir. Ve bu nedenle ölüm orucu bırakılmalıdır.

denizler (1)30 Nisan günü bunu bizzat söyler üçüne. “Gözleri çökmüş, yüzleri sararmış, sarı yeşil bir görüntü almış“ gençlere şöyle söyler Halit Çelenk:

“(…) sizlerin, idam sehpası altına sağlam ve zinde olarak gitmeniz gerekir. Açlıktan bitkin ve çöküntü içinde sehpa altına gitmeniz sakıncalıdır. Bu takdirde açlığın doğurduğu bitkinlik ve çöküntü maksatlı çevrelerce kullanılacak, kamuoyuna korku olarak gösterilecek ve aleyhinize propagandalar yapılacaktır. Böyle bir propagandaya olanak vermeye hakkınız yoktur. Bunları düşünerek ölüm orucuna son vermeniz gerekir.”

Deniz, Yusuf ve Hüseyin, cezaevindeki diğer devrimcilerle de görüşerek ölüm orucuna son verme kararı alırlar.

Ve bundan sadece beş gün sonra 5 Mayıs’ı 6’ya bağlayan gece yarısından sonra hücrelerinin kapısı çalınır. İnfaz için Ulucanlar’a götürülürler.

YARIN: 12 EYLÜL’DEN SONRA ‘AÇLIK’ VE ÖLÜM

BU YAZI İÇİN KAYNAKÇA

“Açlık Grevi”, Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 43/1, 1993

“Nâzım Hikmet'in Açlık Grevi”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2011

Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XIV/29 (2014-Güz), Dokuz Eylül Üniversitesi ATİT Enstitüsü, 2014

“İdam Gecesi Anıları”, Halit Çelenk, İmge Kitabevi, 2009