'Kürt düğününde bomba patlayınca sevinelim mi?'

“Kürtlerin düğününde bomba patladı diyorlar. Buna sevinmemiz mi lazım? İnsanın aklı almıyor. Sen git düğünde bomba patlat, bu nasıl akıldır, bu nasıl dindir, bu nasıl vicdandır?”

Vecdi Erbay  verbay@gazeteduvar.com.tr

GAZİANTEP – “Kıbrıs harekatına katıldım, böyle bir vahşet görmedim. Gavur demedik, tellere takılmış kadınları çocukları kurtardık, bir toplanma yeri vardı, götürüp oraya bıraktık. İnsan çocukları öldürür mü hiç? Çocukları öldürene insan denir mi?”

Beni otogardan otele götüren taksiciye, sadece “Patlamadan sonra Antep’te durum nedir” diye sormuştum. Yaşlı, tonton bir amca. Emekli olmuş, ama taksi şoförü olarak çalışmaya devam ediyor. Birikmiş öfkesi var, belli, konuştukça konuşuyor. “Kürtlerin düğününde bomba patladı diyorlar. Buna sevinmemiz mi lazım? İnsanın aklı almıyor. Sen git düğünde bomba patlat, bu nasıl akıldır, bu nasıl dindir, bu nasıl vicdandır?”

‘İYİ ŞEYLER OLMAYACAK’

Suriye’den göç edenlere getiriyor sözü. Dediğine göre kampta kalanların dışında yedi yüze yakın Suriyeli Antep’e göç etmiş. Suriyelilere insani yardım yapılmasından yana bir şikayeti yok. Ama insanların denetimsiz şekilde şehirde dolaşmasından rahatsız. “Kim IŞİD’li, kim canını, çoluğunu çocuğunu kurtarmış buraya sığınmış bilmiyoruz” diyor.

Bu arada işin ekonomik kısmını da atlamıyor: “Benim oğlum fabrikada iş bulamıyor, çünkü bunlar çok ucuza çalışıyorlar. Bir de vatandaş yapacağız diyorlar. O zaman ne olacak bilmiyoruz. Ama herhalde iyi şeyler olmayacak.”

Büyükçe bir zar sallanıyor arabanın dikiz aynasından. Nereden baksan Türk bayrağı görünüyor. Kıbrıs demişti ya, unutmuyorum, bir ara fırsat bulup, “Kıbrıs’ta savaştın mı” diye soruyorum. “Gittim, ama savaş bitmişti. Gazi olmak kısmet olmadı” diyor.

Otele geldik, arabadan inmeye hazırlanırken, “Biraz sinirlisin galiba” diyorum. Yol boyunca, konuştukça elini sertçe direksiyona vurmuştu. İlk kez gülümser gibi yapıyor ve sadece “Ne yapayım” diyor.

SURİYELİLER HER YERDE

Otelin resepsiyonunda bir grup Arap kadın var. Hepsi kara çarşaflı, kiminin gözleri bile görünmüyor. İşleri uzun sürecek gibi görünüyor. Sıramın gelmesini dışarıda bekliyorum. Bu sırada kapıdaki otel görevlisiyle konuşuyoruz. “Çarşıda gördüğünüz insanların yüzde ellisi Suriyeli” diyor. Yoldan geçen insanları göstererek, “Bak bu Arap” diyor, “Yolun karşısındaki adamlar da Arap.”

Elbette abartılı buluyorum. Ama bir iki saat sonra yol tarifi istediğim adamlardan ikisi Suriyeli Arap çıkınca, üçüncüsüne önce “Antepli misin” diye sormak ihtiyacı duyuyorum.

MHP’Lİ ŞOFÖRDEN HÜKÜMETE ELEŞTİRİ

Olay yerine yine bir taksiyle gidiyorum. Bu sefer şoför genç bir adam. On yıl kadar İstanbul’da baklava ustası olarak çalışmış. Ak Parti’yi eleştirince “CHP’li misin” diye soruyorum. MHP’liymiş.

“IŞİD de hükümetin suçu” diyerek bir hastane adı söylüyor şoför, “IŞİD’liler odada tedavi edildi. Bunu ben biliyorsam, hükümet nasıl bilmez.”

Şoför, milliyetçi duygularından, Antep sevgisinden söz ediyor. “Ne PKK ne IŞİD ne de FETÖ istiyoruz Antep’te.”

Şüphelendiklerini polise ihbar ettiğini gizleme gereği de duymuyor.

Genel Başkanları Devlet Bahçeli’nin Hükümet’le yakın temasını da değerlendiriyor: “Hani hep kandırıldık diyorlar ya, bir daha kandırılmasınlar diye çabalıyor MHP.”

DÜĞÜNDEN CENAZEYE

Patmanaın olduğu yeri bulmak zor olmuyor. Mahalleye gelince taziye için bir araya gelmiş insanların oluşturduğu kalabalık hemen dikkat çekiyor zaten.

cicek

Vatandaşlar bombanın patladığı sokağa, karanfiller bırakıyor.

Görebildiğim kadarıyla dört taziye yeri vardı.

İlk uğradığım taziye yerinde Emin Doğan’la tanışıyorum. Patlamada kaybettiği kardeşi henüz 13 yaşındaymış. “Daha ortaokula gidiyordu” derken gözleri doluyor. Başsağlığı için gelenlerle ilgileniyor. Kendi yaşıtı bir gence sarılırken ağlıyor. O kadar yorgun ki, sarıldığı arkadaşının kucağına yığılacak sanıyorum.

Patlama az aşağıdaki sokağın içinde gerçekleşmiş, taziye yerindeki gençlerden biri götürüyor beni oraya. Dağılmış pencereleri, duvarlardaki şarapnel izlerini gösteriyor. Olay sırasında orda değilmiş, patlamayı duyunca koşarak gelmiş olay yerine. “Cehennem gibiydi” diyerek tarif ediyor gördüğü manzarayı.

Bütün mahalleli eğlenmiş düğünde. Kına gecesi olduğu için erkekler erken ayrılmış düğün yerinden. “Düğün yeri taziye yeri olacak, kimin aklına gelirdi” diyor.

KARANFİLLER VE ÇOCUKLAR

Duvarın dibine karanfiller dizmişler. Fotoğraf çekerken çocuklar kadraja girmeye çalışıyorlar. Daha üç gün önce birlikte oyun oynadıkları 29 arkadaşları yok artık, ama onlar çocuk ve belki tanık oldukları vahşeti bu şekilde atlatmaya çalışıyorlar. Mahalledeki olağanüstü kalabalığı, onlarca yabancı simayı, gazetecileri oyuna çevirerek yaşama tutunuyorlar.

alattin

Alaaddin Nas, patlamada kolundan yaralandı.

Sokak kalabalık. Mahallede oturanlar dışarıdan gelenlere olayı anlatıyorlar.

İki genç, “Görüntü ister misin?” diye soruyor. Patlamadan sonra telefonla çektikleri görüntülerden söz ediyorlar. Selman Cengiz, “Ölenlerin hepsi akrabamızdı, komşumuzdu” diyor.

Düğün yerine doğru gelirken patlamış bomba, kendine gelememiş uzun süre. “Annesinin kucağındaki üç aylık bebek öldü. Bu nasıl bir düşmanlık?” diye soruyor.

Alaaddin Nas’a elindeki sargıyı soruyorum. Patlamada yaralanmamış. Akrabalarının cesedini görmüş, 10 yaşındaki yeğeni kafasından yaralanmış, hastanede ve durumu ağır. Öfkelenmiş, sinir krizi geçirmiş, duvarları yumruklamış, sağ eli yaralanmış.