İşkence uyarısı: Esad'a benzemeyin!

Türkiye'de insan haklarını mercek altında. İşkenceden Kurtuluş'tan çağrı var: "Darbecileri yargılayın ama işkence yapmayın."

 

DUVAR – İşkence mağdurlarına tıbbi ve yasal destek veren İngiltere merkezli sivil toplum kuruluşu Freedom from Torture (İşkenceden Kurtuluş) kurumunun avukatlarından Ann Hannah, “Hükümet tabii ki darbe girişimini soruşturmalı ve sorumlulardan hesap sormalı. Fakat bunu yaparken hukukun üstünlüğüne saygı göstermeli” ifadesini kullandı. Hannah, The Independent gazetesinde yayımlanan makalesinde kendilerine Türkiye kaynaklı birçok işkence başvurusu geldiğini ve bu sayının artmasından endişelendiklerini vurguladı. Makalenin tam metni şöyle:

‘ESAD’A BENZEMESİN’

Türkiye’deki darbe girişimine karşı verilen uluslararası tepkide, işkence konusunda sağır edici bir sessizlik hâkim. bu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın işine yarayacaktır. Son yedi günde yaşananlardan önce bile, işkence Türkiye hükumetinin siyasi muhalefeti ele alış biçiminde sık görülen bir durumdu. Şimdi Erdoğan’a, uluslararası insan hakları konusundaki yükümlülüklerinin ve uygulayacağı baskının Suriyeli komşusu Beşar Esad’ınkine benzemesi halinde Türkiye’ye vereceği zararın her zamankinden daha çok hatırlatılması gerekiyor.

‘İŞKENCE ZATEN DEVAM EDİYORDU’

Türkiye, insan hakları konusunda son derece inişli çıkışlı bir itibara sahip. Ortadoğulu komşularının aksine, Avrupa Konseyi’nin bir üyesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bağlı. Birleşmiş Milletler’in işkenceye karşı anlaşmasının eski imzacılarından. Dolayısıyla, işkenceye son vermek konusunda sıkı bir çalışma yürüttüğünü varsaymak mümkün. Fakat durum böyle değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin mutlak işkence yasağını sık sık ihlal ettiği sonucuna varmış durumda ve İşkenceden Kurtuluş kuruluşundaki müvekkillerimiz, bu uygulamanın Erdoğan hükümetinde de devam ettiğinin canlı kanıtı.

‘SÖZLEŞMEYİ ASKIYA ALMAK KOLAY DEĞİL’

Türkiye’nin ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin askıya alınacağı’ açıklaması tam olarak bu anlama gelmiyor. Zira Erdoğan bunun aksini istese de, olağanüstü hal durumunda bile sözleşmenin tarafları mutlak işkence yasağından geri adım atamaz.

Uzman doktorlarımız, Birleşik Krallık’a sığınan kişilere terapi yapıyor ve gördükleri işkenceyi belgeliyor. Türkiye, bize başvuru yapılan ilk 10 ülke arasında sürekli olarak yer alıyor ve geçen yıl bu yüz kızartıcı listede beşinci sıraya çıktı.

‘İKİ AY ÖNCE DE ENDİŞELİYDİK’

İki ay önce, doktorlarımız bu yıl Türkiyelilerden duydukları ve adli olarak belgeledikleri korkunç işkenceye dair benimle endişelerini paylaşmıştı. Son 25 senede, tekrarlanan dayak, elektroşok, tecavüz ve cinsel işkenceye dair rahatsız edici vakalardan haberdar olduk ve bunları belgeledik. Bu tür işkencenin, akıl ve beden sağlığı açısından yıkıcı sonuçları var. Müvekkillerimiz kabuslar ve intihar hissiyle mücadele ediyor.

Birçokları, Kürtlerle ilgili gerçek veya düzmece bağlantıları nedeniyle işkence gördüğünü anlatıyor. Mevcut güvenlik krizi göz önünde bulundurulduğunda, benzer bir gaddarca tepki bekleyebiliriz. İşkence ve yargı sürecine ilişkin zaten zayıf olan korumalar göz önünde bulundurulduğunda, binlerce yargıcın görevden alınması özellikle endişe nedeni.

‘AB VE ABD DAHA FAZLASINI SÖYLEMELİ’

Tüm bunların ışığında, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Francesca Mogherini’nin Türkiye’ye AB üyeliği arzusunu ve NATO yükümlülüklerini hatırlattığı ama gözaltına alınanların altında bulunduğu ağır işkence ve kötü muamele riskine değinmediği konuşması şoke ediciydi. AB’yle Türkiye arasındaki son derece tartışmalı mülteci anlaşmasının feshedilmesi için hiçbir adım atılmaması da endişe verici.

‘TURNUSOL TESTİ’

Hükümetin önümüzdeki aylarda darbe girişimleri nasıl yargılayacağı, Erdoğan’ın insan haklarına ne kadar bağlı olduğuna dair bir turnusol testi olacaktır. Hükümet tabii ki darbe girişimini soruşturmalı ve sorumlulardan hesap sormalı. Fakat bunu yaparken hukukun üstünlüğüne saygı göstermeli. Uluslararası toplumun, Türkiye’nin baskıcı adımlar atmasını engellemek konusunda bir rolü olduğu açık. Suriye’deki krizin de ortaya koyduğu gibi, işkence hem uluslararası hukukun en temel ilkelerinin ihlali, hem de uzun vadeli siyasi istikrarı güvenceye almaya çalışmanın korkunç bir yoludur.