Gelecek Partili Özcan: Altılı Masa’da itiş kakış değil, doğal bir kırılganlık var

Önümüzdeki hafta Merkez Bankası'nın suç duyurusu nedeniyle ifade verecek olan Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan eleştirilerini tekrarladı, Altılı Masa'daki tartışmaları anlattı.

Google Haberlere Abone ol

ANKARA – Türkiye haziran ayında yapılması beklenen seçime hazırlanıyor. İktidardan muhalefete tüm siyasi partiler sahada. İktidar ortakları anketlere göre düşen oylarını yükseltmeye çalışırken “değişim zamanı” diyen muhalefet seçimi kazanmak için oylarını artırmaya çalışıyor. Ortak Cumhurbaşkanı adayı çıkarma hedefiyle toplantılarına devam eden 'Altılı Masa' partilerinin yoğun çalışması “aday kim olacak” tartışmasının gölgesinde sürüyor. Seçim kampanyasında ilk mitingini Sultanbeyli’de gerçekleştiren Gelecek Partisi'nin sözcüsü Serkan Özcan’a göre cumhurbaşkanı adayını kişiler üzerinden konuşmak doğru değil.

Altılı Masa’nın “Türk siyasi tarihinde benzerinin olmaması” nedeniyle doğal bir kırılganlık yaşadığını, bunun “itiş kakış” olmadığını söyleyen Özcan’a göre asıl dikkat edilmesi gereken konu parlamenter sisteme dönüşte Türkiye’nin nasıl yönetileceğini içeren geçiş süreci.

Hafta başında Merkez Bankası’nın şikâyeti nedeniyle savcılığa giderek ifade verecek olan Gelecek Partisi Sözcüsü Özcan, Altılı Masa’nın çalışmalarından adaylık tartışmalarına, “masa dağılıyor” yorumlarından ekonomiye kadar sorularımıza yanıt verdi... 

Altılı Masa’nın geçiş süreciyle ilgili çalışması merak ediliyor. Sizin geçiş süreci çalışmanız tamamlandı mı? Ne öneriyorsunuz?
Bugün itibarıyla sadece liderlerimiz düzeyinde bir birliktelik yok. Kadrolar düzeyinde de karşılıklı fikir alışverişleri ve ‘Geçiş Süreci Komisyonu’ var. Bu sürecin nasıl işleyeceğine dair partilerin içinde de çalışmalar var ama biz bunun genel başkanlar düzeyinde konuşulup ortak bir mutabakatla kamuoyuna açıklanması gerektiğini düşünüyoruz. Çok ufak nüanslar olsa dahi bunun kamuoyundaki algısı farklı olabilir. Zannediyorum Altılı Masa’nın en dikkat etmesi gereken konulardan biri bu. Yani partilerin kanaatleri var. Aslında bunlar değişebilecek kanaatler.  Yani oturup konuşulduğunda ortada bir mutabakat sağlanabilecek kanaatler ama bunu her parti kendi açısından açıklamaya başladığında, toplumda zaten kırılgan olan “acaba birlikte devam edecekler mi edemeyecekler mi” sorusu açığa çıkabilir. Bunu bazen kasten iktidar da yapıyor. “Devam edemezler, yapamazlar, bu masa devrilir” hikayelerini ortadan kaldırabilecek bir mutabakat açıklanması gerektiğini düşünüyoruz.

‘KİM’ DEĞİL ‘NASIL’ SORUSUNUN CEVABI ÖNEMLİ’

Bu geçiş süreci, cumhurbaşkanı adayı netleştikten sonra mı açıklanır, yoksa bu açıklandıktan sonra mı aday netleşir?
Bu konuda kamuoyundaki soruları anlıyorum. Bu işin, aday meselesinin bir reytingi var. Aday meselesinin konuşulmasından hoşlanan bir Cumhur İttifakı var. Çünkü bugün Cumhur İttifakı’nın siyasette konuşabileceği çok az alan kaldı. Adaydan önce bu konunun halledilmesi lazım. “Kim?” değil “Nasıl?” sorusunun cevabını vermeden güçlü bir alternatif olma imkânı yok. Allahtan altı liderin de bu konuda yaklaşımlara sahip. Bana göre Altılı Masa'nın yaptığı en doğru iş mümkün mertebe kişiye odaklı konuşmayı reddetmesidir. Asıl sorun ondan çıkar. Yani nasıl bir geçiş sürecinin olacağını bilmeden, partilerin ekonomi, dış politika, eğitim gibi temel konularda seçmene vereceği vaatleri net bir biçimde oluşturmadan kişiler üzerinden konuşmak son derece yanlış olur.

‘KAZANMA-KAZANMAMAYA İNDİRGENMESİ MAKUL DEĞİL’

'Kazanacak aday' tartışması yapılıyor. Son dönem aday adayları arasında adı öne çıktığı için soruyorum. 'Kazanacak aday' tartışması “Kılıçdaroğlu kazanamaz” anlamına mı geliyor?
Ben öyle düşünmüyorum. Bugün itibarıyla belli konularda uzlaşma sağlanıp, Altılı Masa gerçekten yapmak istediklerini yapıp ortaya koyduktan ve mutabakat sağlandıktan sonra açıklayacağı ortak adayın cumhurbaşkanlığını kazanacağını düşünüyorum. Bunu kazanabilmenin yolu kişiler üzerinden “şu kazanır mı - bu kazanır mı” tartışması yapmak yerine Türkiye’de nasıl bir sistem işleteceğimizi millete anlatmak. Kişi önemlidir, lider siyaseti Türkiye siyasetinin bir gerçeğidir ama bugün içinde bulunduğumuz bu yönetim krizinin, bu iktisadi krizin, bu politik krizin aşılması için bir sistem değişikliğinden bahsediyoruz. O yüzden bu tür konuşmaların, Sayın Kılıçdaroğlu’nun ismi öne çıkarılarak, 'kazanma-kazanmamaya' indirgenmesini çok da makul bulmuyorum. Ne kamuoyunda 'kesin kazanır' gibi düşünülen adaylar ile ilgili konuşmalar doğrudur ne de 'kazanamaz' denen liderlerin üzerine bu tartışmayı yıkmak doğrudur. Her ikisini de yanlış buluyorum.

‘DOĞAL BİR KIRILGANLIK VAR ÇÜNKÜ İLK DEFA DENENİYOR’

Kırılganlıktan bahsettiniz. En son CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun “Kılıçdaroğlu aday olmazsa masa dağılır” sözü var. Masada gerilim var mı? Yoksa da bu tarz söylemlerin ortaya çıkmasının nedeni ne?
Türk siyasi tarihinde yaşanmayan bir deneyim yaşıyoruz. Türkiye için en büyük kazanım farklı düşünen, farklı motivasyonları olan, farklı idealleri olan ama ortak asgari demokrasi vizyonu perspektifinde birleşebilen bir muhalefettir. Bununla ancak bu sorunları halledebiliriz. Yani aynı masada milliyetçi damarı da sosyal demokratları da muhafazakarları da liberalleri de temsil edebilecek kadroların olduğu bir Türkiye, bugüne kadar yaşadığından çok daha farklı bir deneyimi elde edebilir. Takdir edersiniz ki çok yeni bir deneyim olması, Türk siyasi tarihinde bir benzerinin olmaması, ilk defa böyle bir şeyin yaşanması nedeniyle doğal bir kırılganlık var. Yani bunu özel olarak karşılıklı bir itiş kakış gibi kamuoyuna yansıtılmasını son derece yanlış buluyorum. Doğal bir kırılganlık var çünkü ilk defa deneniyor. Bu bir itiş kakış değil. Farklı şeyler düşünüyoruz, bugüne kadar Türkiye’de siyaset farklı yapılıyordu. Altılı Masa’yla birlikte Türkiye’de siyasetin yapılma tarzı ve şekli değişti. Altılı Masa siyasete nezaket getirdi.

‘GELECEK PARTİSİ EMRİVAKİ ÜSLUBU KABUL ETMİYOR’

Sayın genel başkan, bunlar olmazsa “masa dağılır” gibi bir üslubun takınılmasını doğru bulmadığını açıkladı. Gelecek Partisi hiçbir şekilde böyle emrivaki üslubu kabul etmiyor. Sayın Kuşoğlu’nun ne kadar tecrübeli bir siyasetçi olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak CHP Genel Başkanı ile Parti Sözcüsü, “Bu partinin kanaatlerini sayın genel başkanımız, parti sözcümüz ve grup başkanvekillerimiz açıklar” dedi. Onların açıklamaları Sayın Kuşoğlu’nun yaptığı açıklamalar gibi değildi.

‘MİTİNGE KATILANLARIN ÖNEMLİ KISMI AK PARTİ’YE OY VERMİŞ VATANDAŞLAR’

Gelecek Partisi ilk mitingini Sultanbeyli’de yaptı. AK Parti’nin de çok güçlü olduğu bir yer. Alan ne söylüyor? Bundan sonraki planlarınız neler?
Bu baskı döneminde inanın beklentilerin üzerinde, on binlerce kişinin katıldığı bir miting oldu. Sultanbeyli’deki kalabalığın çok çok önemli bir kısmı AK Parti’ye oy vermiş vatandaşlar. Sultanbeyli’deki on binler taşıma yoluyla oraya getirilmiş değil, oranın vatandaşı. Bu insanlar kurulduğu günden bu yana AK Parti’ye oy vermiş insanlardı. Sultanbeyli sayın genel başkanın ilk mitingi, özellikle yapmak istediği bir yerdi. Bugünkü iktidara, “’Alternatifimiz yok ki’ diyorsunuz ya, bak alternatif benim” mesajı verilmiş oldu.  

Mitingleriniz devam edecek mi?
Tarihleri tam netleşmedi. Rize’de, Osmaniye’de, Şanlıurfa’da, Manisa’da miting planlamalarımız var. Planlamalar yapılıyor ama ilk Rize’de olacak. Bu mitinglerle vatandaşlarımız Gelecek Partisi’ni sahada çok daha fazla görecek.

‘GÖNLÜM DAVUTOĞLU’NUN CUMHURBAŞKANI OLMASINDAN YANA’

Sultanbeyli mitinginizde cumhurbaşkanı adayı olarak Davutoğlu’nun ismi de anons edildi. Siz altılı masaya adaylık bağlamında Davutoğlu’nu öneri olarak götürecek misiniz?
Sayın genel başkanımızın ve partimizin ismi üzerinden ‘Altılı Masa’ süreci devam ederken bu kırılganlığı zorlamamaya özel dikkat gösterdik. Türkiye’nin temel meselesi yaşamakta olduğumuz bu cendereden kurtulmaktır. Elbette benim gönlüm, herhangi bir Gelecek Partilinin gönlü, daha önce AK Parti’ye oy vermiş ama Sayın Davutoğlu’yla duygudaş olanların gönlü sayın Davutoğlu’nun aday olmasından, cumhurbaşkanı olmasından yanadır. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu konjonktür nedeniyle isimlerin konuşulmaması gerektiğini düşünüyoruz. Mitingde İstanbul teşkilatımız, çok haklı olarak, gönülden bağlı oldukları, sevdikleri sayın genel başkanımızı aday görmek istediklerini söylemelerinden daha doğal bir şey olamaz.

‘BİR KONU HAKKINDA BİLGİSİ OLMAYANA ‘CAHİL’ DERLER’

Merkez Bankası’nın hakkınızda yaptığı şikâyet üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sizi ifadeye çağırdı. Ne zaman gideceksiniz?
Pazartesi günü (26 Eylül) saat 14.00’te Çağlayan Adliyesi’nde ifademi vereceğim. Kapsamlı bir ifade mektubu hazırlıyorum. Şikâyet dilekçesini, neyle suçlandığımı gördüm.  

Neyle suçlanıyorsunuz?
Merkez Bankası beni, bankanın manevi şahsiyetine zarar vermekle suçluyor. Son derece şaşkınım. Ben hiçbir kurumu, özellikle devlet kurumunu hedef almam. Ben eski bir Merkez Bankası personeliyim. O kurumda çalışmış olmaktan, o kurumda eğitim almış olmaktan büyük bir onur duyuyorum. Bankayı falan değil, Merkez Bankası’nın bugünkü liyakatsiz kadrolarını hedef aldım. “Cehalet” kelimesi de bu kadar kırılganlık oluşturacak bir kelime değil. Bir konu hakkında bilgisi olmayana bizde “Cahil” derler.

‘PARA POLİTİKALARI ADINA CAHİLSİNİZ’

Para politikasına ilişkin Merkez Bankası Başkanı ve yöneticilerinin yaptığı açıklamalar, uyguladığı politikalar bu cehaleti ortaya koymaktadır. Göreve başladığınızda yüzde 16 olan enflasyon yüzde 80’e çıkmışsa, 7-8 TL olan döviz kuru 18 liraya gelmişse, ülkenin risk primleri 800 puanlara ulaşmışsa, Merkez Bankası’nın döviz rezervleri arka kapıdan önce 128 milyar sonra 60-70 milyar daha satılmışsa, kusura bakmayın da Merkez Bankacılığı ve para politikaları adına siz bir cahilsiniz. Ben bunu söyledim. Bunları ifademde belirteceğim.

KAYNAĞI BELİRSİZ PARA

Merkez Bankası'nın (TCMB) açıkladığı kaynağı belirsiz para giriş ve çıkışlarını gösteren 'net hata ve noksan' kaleminde yüksek seviyeler görüldü. Kaynağı belirsiz para ne anlama geliyor? Bu tutarla iktidar seçime kadar ülkeyi götürebilir mi? Sizce planları ne?
‘Net hata ve noksan’ kalemi ödemeler dengesindeki düzenleyici kalemlerden biri. Bunun oluşması normaldir ama bu boyutlarda değil. Küçük tutarlarda net hata ve noksan normaldir.  Bu küçük tutarlar için sonradan bankalar ve finans kuruluşlarıyla yapılan görüşmelerle, neden olduğu ortaya çıkarılır ve en düşük düzeye indirilir. Yılın ilk sekiz ayında cari açık 37 milyar dolar. Bu cari açığın 24 milyar dolarını kaynağını açıklayamadığımız bir dövizle finanse etmişiz. Bu Türkiye’nin uluslararası sistem içerisindeki görüntüsünü bozan, itibarını da sarsan bir şeydir.

‘KAYNAĞI BELİRSİZ PARANIN ADRESİ RUSYA’

Akkuyu Nükleer Santrali’yle ilgili sözler ortaya çıktıktan, Sayın cumhurbaşkanının Rus Rublesi’yle ticaretin başlayacağına dair kanaatleri ortaya çıktıktan, Hazine ve Maliye Bakanı “Göreceksiniz rezervlerimizde sürekli yükselmeler olacak” dedikten sonra oldu bunlar. O yüzden biz bu kaynağı belirsiz paranın çok büyük bir kısmının Rusya’dan geldiğini düşünüyoruz. Bu son derece riskli bir oyundur. Türkiye Batı sistemine entegredir.  

‘NE RUSYA NE AMERİKA NE ÇİN GELİP KURTARAMAZ’

Şu anda Türkiye’de iflas etmiş bir para politikası var. Para politikasının iflas etmesi nedeniyle oluşturulmuş, kur korumalı mevduat sistemi var.  Bütçe açığının yarısından fazlası kur korumalı mevduat sisteminden kaynaklanacak. Şimdi deniz bitti kara göründü, hatta gemi karaya oturdu. AK Parti’nin ekonomi politikaları iflas etti. Yurtdışından böyle bir giriş olmaması halinde döviz kurunu bugün gördüğünüz yerlerden çok daha yukarılarda görürsünüz. Kaynağı açıklanamayan para girişiyle en azından kurun stabilize olması gayreti var.  Hiç kimse bunun seçimleri kazanmak için AK Parti’ye yarayacak mekanizma olduğunu düşünmesin. 800 milyar doların üzerinde gayri safi yurtiçi hasılası olan bir ülkeyi ne Rusya ne Amerika ne Çin, gelip kurtaramaz. Hükümete bu hayallere kapılmamalarını öneririm.