YAZARLAR

Gazete Duvar okuru Vicdan Hanım’a açık mektup

Patronu, yayın yönetmeni, yazı işleri, editörleri, muhabirleri, köşe yazarları, herkes içinde bulunduğu konum açısından Duvar’a katkı yapmak için mükemmel imkânlara sahip. Bir taraftan bu imkânların sonuna kadar kullanılması, diğer taraftan hiçbir konumun diğerlerinin üzerine taşmaması, herkesin kendi kulvarındaki kaliteyi maksimum arttırması gerekiyor.

Sevgili Vicdan Hanım,

Bir aydır Gazete Duvar okurlarından çok sayıda mesaj ve mektup (bazı maillere mektup dememin bir sakıncası yoktur umarım) alıyorum. Bunların büyük bölümüne cevap verdim.

Sizinki biraz farklı geldi bana. Siz hem sevgi ve umutla yazıyorsunuz hem de içten sitem, hatta sert eleştiri ve önerilerinizi esirgemiyorsunuz. Ve birçok konuda büyük bir doğallıkla içinizi döküyorsunuz. Cevabımı açık mektup olarak buradan herkesle paylaşmama kızmayacağınızı umuyorum.

Belki bu girişi gereksiz bulabilirsiniz ama ben önce adınızdan başlamak istiyorum, Vicdan Hanım. Hiç fark etmez, bu gerçek adınız mı yoksa sadece bu tür yazışmalarda mı kullanıyorsunuz; her durumda bu harika kelimeyi taşıma ayrıcalığınız çok anlamlı geldi bana.

Biliyor musunuz, siyaset bataklığında akıllı tahliller yapmaya çabalarken, bugün belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken şey olduğu halde her nasılsa unuttuğumuz bir kavram, vicdan. Ahlaki bilincimiz, etik sezgimiz, davranışlarımızın kalitesini ölçmeye yarayan hassas iç mahkememiz... Ve utanmayla, hatta kızarmayla/kızarabilmeyle yakından ilişkili bir “iyi insan olma ölçütü”…

Tolstoy’un deyişiyle “vicdanın sesi, diğer ruhsal uyarılardan farklı olarak, çoğu kez insanın kendisi için o an hiçbir yarar getirmeyen ama özünde iradesizliği aşarak mükemmellik hissine yönlendiren bir gayret gerektiriyor.”

Oysa günümüzde “doğruluk”, yasalara uymak (çoğu kez de işini yasalara uydurmak) ile sınırlı tutuluyor. Sonrası bildiğiniz gibi: Bir sürü adaletsizlik, haksızlık, hırs, saygısızlık… Her düzeyde ve her yerde…

* * *

Mektubunuzun başında beni uzun yıllardır tanıdığınızı yazmışsınız, Vicdan Hanım:

“Yıllarca sizi ‘Hakan Aksay Moskova’dan bildiriyor’ klişesiyle tanımıştık. Rusya ile ilgili yazılarınızı, yorumlarınızı sevdik. Ne zaman memlekete döndüğünüzü bilmiyorduk ama bir süre sonra baktık ki siz de iç politikaya bulaşmışsınız. Köşe yazılarınızı ve televizyon programlarınızı beğenerek izlerdik. Ama Gazete Duvar’ın başına geçtiğinizi duyunca şaşırdık doğrusu. Neden siz? Tecrübeniz, özgüveniniz nereden geliyor?”

Bu paragrafın gurur okşayan bölümüne çok teşekkür ediyorum, Vicdan Hanım. Son üç cümlenizdeki kuşkuyu ise son derece haklı buluyorum. Göreve başlamadan bir gün önce T24’te yayımlanan söyleşide birkaç açıdan buna değinmeye çalışmıştım. 

Doğrusu “yönetici olma” işini öyle büyülü, havalı falan bulanlardan değilim. Elbette yöneticiliğin avantajları var ama onu müebbete dönüşmemesi gereken bir ceza olarak yorumlamak da mümkün. Bir dostum “Dikkat et, sakın yürüyüşün değişmesin” diyor. Ona koca bir çuvaldız almasını söyledim, yürüyüşüm değişirse bana karşı kullanması için.

Yöneticilik tecrübem fazla sayılmaz. Onun da büyük bölümü on yıllar boyunca içinde olduğum gazetecilik kurumlarının iyi ve kötü yöneticilerinden istiflediğim bir heybede. Bugüne kadar çok sayıda “deneyimli yönetici” tarafında devrilen çamlar arasından zar zor ilerlemeye çalıştığım az olmadı. Egoları tavan yapmış, her şeyi bilen “Tanrı’nın lütfu” liderlerden ben de - eminim herkes gibi - çok çektim.

Gazete Duvar’a genel yayın yönetmeni (GYY) olma teklifini kabul ettiğim andan itibaren asla yürek titremesi ve güvensizlik hissetmedim. Duvar’ın gerçekten iyi bir gazete olduğuna eminim. Çok daha iyi olması ve kurumsallaşması yolunda adımlar atmaya başladık. Geçen dört hafta, Duvar’da birlikte çalıştığımız insanları tek tek tanıma, mevcut sistemin aksayan yanlarını tespit etme ve çözüm için gerekli düzenlemelere başlama açısından önemli bir süreç oldu. Hem kurum içinden hem de dışardan tahmin ettiğimden daha fazla destek gördüğümü söylemeliyim.

Patronu, yayın yönetmeni, yazı işleri, editörleri, muhabirleri, köşe yazarları ve tüm çalışanları, içinde bulundukları konumlar açısından Duvar’a katkı yapmak için mükemmel imkânlara sahip. Bir taraftan bu imkânların sonuna kadar kullanılması, diğer taraftan hiçbir konumun diğerlerinin üzerine taşmaması, herkesin kendi kulvarındaki kaliteyi maksimum arttırması gerekiyor. Şeffaf ve sistemli ilerlememiz şart. Gazete Duvar - adı Hakan’dır, Vedat’tır, Fatma’dır, Hüseyin’dir, her ne ise - bütün isimlerin belirgin olarak önünde ve üzerinde yer almalı; hiç kimsenin yokluğu ile duvarın sağlamlığı sınanmamalı.

* * *

Vicdan Hanım, güne Gazete Duvar okuyarak başladığınızı dile getirdiğiniz satırlar çok kıymetli. Ve “ne olursa olsun Duvar’ın yaşaması, gelişip güçlenmesi” umudunuzun güçlü olduğunu vurgulamanız da. Hoşunuza giden haber ve yazıları örnek olarak yollamanız da büyük nezaket ve yol gösterici.

Tahmininizin aksine Gazete Duvar’ın okunma oranlarında son dönemde düşüş olmadığını belirtmeme izin verin. Hatta yer yer tersine, yükseliyor. Bu haftalarda ve yeni yılla birlikte atacağımız adımlarla birlikte daha da yükseleceğini düşünüyorum. Yazılı ve sözlü söyleşileri, video üretimini, yorum ve analizleri arttırmayı hedefliyoruz. Aramızda bunları yapacak arkadaşlarımız var. Elbette yeni katılımlarla kadrolara takviye de olacak.

Bu arada bana yönelttiğiniz bir başka eleştiride yine haklısınız. Diyorsunuz ki “Oğlum da Duvar’ın okuru. Size iş başvurusu yapmış. Sizden ne ses gelmiş, ne seda! Bu tavrınız bana pek kibar gelmedi.”

Evet, Vicdan Hanım, bu beni en çok rahatsız eden konulardan biri. Haftalardır birçok iş başvurusu ve köşe yazarlığı isteği geliyor. İnsanlar hem mesleğini yapmak hem de para kazanmak, aile bütçesine katkı yapmak istiyor. Bu, samimi söylemek gerekirse, benim daha önce karşılaşmadığım, ağır ve bazen altında ezildiğimi hissettiğim bir sorumluluk. Başvuru yapan iki arkadaş işe başlamak üzere. Ama kabul edersiniz ki taleplerin çoğunu olumlu cevaplamak mümkün değil. Bu tür durumlarda olumsuz kararı cevaba dönüştürmek gerçekten zor oluyor.

* * *

Vicdan Hanım, mektubunuzda Duvar’dan ayrılan bazı yazarları hatırlatarak bu konuda üzgün olduğunuzu yazıyorsunuz. Üzüntünüzü içtenlikle paylaşıyorum.

Keşke taraflar, aralarındaki ayrılıklardan doğan süreci daha özenli yönetebilselerdi. Ve keşke en önemli kriter olarak Gazete Duvar’ın hasar görmemesi başa alınabilseydi. Kimin söylediğini hatırlamıyorum ama aklımdan hiç çıkmayan bir cümleyi paylaşayım: “Sevdiğinizin kanatlarını asla kırmayın.”

Hayatının neredeyse yarısı birkaç yabancı ülkede geçmiş biri olarak, bizim topraklarımızdaki karar verme süreçlerinde duyguların ne kadar baskın yer işgal ettiğini, bu anlaşmazlığın her iki cephesinde de net olarak gördüğümü sanıyorum.

Geçen zaman ve yapılan çağrılardan sonra o dönemde ayrılan bir yazar yakında başlayacağını duyurdu, birkaç kişi ise dönmek istediğini ifade etti ama bunu “tek başına yapmasının doğru olmayacağı” endişesiyle şu anda bu adımı atmak istemedi.

Yazılarını sürekli izlediğim, bir kısmı arkadaşım olan ayrılan yazarların samimiyetlerinden zerre kadar kuşku duymadım. Ama çok aceleci davrandıklarını ve sanki bir anda “ayrılık rüzgârı”na kapıldıklarını hissettim. Galiba çoğu açısından bir süre sonra daha serinkanlı bir tutum için şartlar olgunlaştı ancak bu kez de “hep birlikte gerçekleştirilen bir direnişin grev kırıcısı” olma(ma) kaygısı öne çıktı. Aidiyet duygularını, birlikte gerçekleştirdikleri eylemin diğer kahramanlarıyla birlikte oluşturdukları “giden grup” ile kurmayı öncelediler, kalanlar ile değil (ki “kalanlar”a kısaca ve net olarak Gazete Duvar - ve gidenlerin de büyük emeklerini taşıyan 5 yılı aşkın birikim - demek umarım haksızlık sayılmaz). Sonuçta ne yazık ki bu kıymetli yazar arkadaşlarımız kendilerini ve okurları önemli bir platformdan yoksun bırakmış oldular.

Ben işe başlarken bir eski arkadaşım şu dileğini iletmişti: “3 S hep seninle olsun: Sükûnet, sabır ve suhulet.” Bu bilgece öğüde elimden geldiği kadar uymaya çalışıyorum. 3 S’ye bir de İ ekleyeyim: İyimserlik. Giden arkadaşların bazılarının yakında veya birkaç ay içinde Gazete Duvar’a döneceklerini umuyorum.

* * *

Bu uzun mektubu artık bitireyim, Vicdan Hanım. Kendisinden bahsedildiğinde en çok sizin isminiz(in manası) akla gelen bir köşe yazarı bugün Gazete Duvar’da yazmaya başladı, biliyorsunuz. Umur Talu daha işe başlamadan sosyal medyadan beklediğimizden de yoğun bir sevgi ve umut dalgası yayılıverdi.

Siz de bana yazdığınız mektubun sonunda “Umur Bey’in Gazete Duvar’a katılması ne kadar güzel. Adını Duvar’da gördüğümde bir süredir onu unutmuş olmamdan dolayı çok utandım, affetsin beni. Ama çok da sevindim” demişsiniz ya… Bu içtenliğiniz de çok etkiledi beni.

Onu bugünkü Hediye Levent duyurusu izledi. Yarın, öbür gün ve daha sonra zaman zaman benzer duyurularımız olacak. Duvarımız’ın köşelerini, söyleşi ve video analiz bölümlerini, her birini hakkıyla dolduracak değerli isimlere açacağız becerebildiğimiz kadar.

Bildiğiniz, sevdiğiniz isimler de katılacak Duvar’a, adını daha az duyduğunuz, hatta bilmediğiniz yeni arkadaşlar da. Gazete Duvar medyaya taze kan olacak yeni yetenekler de kazandıracak.

Profesyonel özellikler en önemli önceliklerimizden biri. Bir diğeri ise meslek ahlakı. Bu ikincisi bana yine sizin adınızı hatırlatıyor, Vicdan Hanım. Hepimizin adı bu kadar anlamlı ve güzel olmayabilir. Ama vicdanı bir yaşam ve çalışma kılavuzu edinmek hepimize nasip olması gereken bir meziyet.

Eleştiri ve önerilerinize devam edin lütfen. Ve şefkatinizi, umudunuzu bizden esirgemeyin.

Size ve tüm okurlarımıza layık olmaya çalışacağız.

Sevgi ve saygıyla…


Hakan Aksay Kimdir?

Leningrad Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’nden mezun oldu. Moskova’da uzun süre Cumhuriyet ve NTV, kısa sürelerle de diğer gazete ve televizyon kanallarının temsilcisi olarak çalıştı. Rusya ve Türkiye-Rusya ilişkileri konusunda birçok projede yer aldı. Rus-Türk Araştırmaları Merkezi’nin kurucu başkanıydı. Moskova’da uzun yıllar Nâzım Hikmet’i anma etkinliklerinin organizatörlüğünü yaptı. Türkçe ve Rusça dört kitap yazdı. 2009 sonunda Türkiye’ye döndü. 11 yıl T24’te köşe yazarı ve programcı olarak çalıştı. Tele1 ve Artı TV’de programlar yaptı.