Viyana yeşil ve gri

Kentsel dokunun sıkılaşmasına paralel olarak, ısı adası fenomeni her geçen yıl etkisini artırıyor. Sivil toplum örgütlerinin ve bireylerin çabalarıyla, pandemi sonrasına ait yoğun beklentiler, Viyana'yı yöneten, yeşiller ve sosyal demokratlardan olusan yerel politikacıları hareketlendirdi. Mesafe bırakarak yürüme koşulunun, dar olan ve bisikletlilerle bölüşülen kaldırımlarda uygulanmasının güçlüğü, bu yoldaki istemlerin arkasındaki kentli sayısını artırdı.

Betül Bretschneider*

Pandemi günleri Viyana’da, diğer ülke kentlerindeki durumdan farklı olarak, açık alanların kullanımına pek kısıtlama getirmedi. Bahar kokan rengarenk parkları, Tuna kıyılarını, su kenarlarını, çevredeki ormanları ve üzüm bağlarını, özgürce koşanlar, yürüyüş ve bisiklet turu yapanlar doldurdu.

Sadece lockdown ile birlikte azalan fabrika ve trafik emisyonları neden olmadı gökyüzünün mavileşip, parlaklaşmasına ve yıldızlı gecelere. İklim krizinin getirdiği, aşırı kuvvetli yağmurlar, seller, dolular, siklonlar ve sıcak hava dalgaları giderek şiddetlenirken, uzun süren kuraklık alışılmamış bir şekilde gündeme oturdu. Kent, üzerinde bir fanus gibi asılı kalmış sıcak ve güneşli hava ile birlikte, iyiden iye yağmursuz kalan bir bahar geçirdi.

Daha bu yılın şubat ayında, artık neredeyse buzulsuz kalan Kuzey Kutbu’nda 20°C dereceye, Valensiya gibi Güney İspanya kentlerinde 30°C dereceye ulaşan sıcaklıklar, geçtiğimiz mayıs günlerinde Türkiye’de 43°C dereceye ulaştı.

Avusturya tarihinde ölçülmüş olan en sıcak ve en kurak geçen bu baharın ardında nasıl bir yaz bekliyor sorusu, kısmen kurumaya başlayan endemik ağaç ve bitki türlerini ve tehlikeye düşen geleneksel şarap üzümü cinslerini yeniden akla getirdi.

Viyana yaz aylarında kentleri kavuran aşırı sıcak dalgalarından en çok etkilenmeye başlayan kentlerden biri. Bu, bir yandan küresel ısınmanın belli bölgelerde yoğunlaşmasına bağlı olarak açıklanabilir.

Bunun arkasında yatan bir başka neden ise, kentlerin, kuruldukları doğal alanları ve üzerlerini kaplayan atmosferi değiştirerek, yapısal karakterlerine özgü iklim şartlarını yaratıyor olmaları. Urban heat island yani ‘kentsel ısı adası’ olarak adlandırılan bir fenomen, kent içindeki sıcaklıkların, kırsal alanlara kıyasla 8°C, hatta 12°C dereceye kadar artmasına neden oluyor. Bu ısı farkı, kentsel dokuya, kullanılan yapı malzemelerine, yüzey renklerine, yeşil alanların yapılaşmaya olan oranına ve motorlu trafiğin yoğunluğuna bağlı olarak oluşuyor.

Birbirini takip eden sıcak gecelerden sonra gelen her gün, Akdeniz kentlerindeki gibi daha kavurucu olabiliyor. Bir kent, ne kadar büyük bir alana yayılmış ise, bir kısır döngü içerisinde, o kadar daha fazla sıcaklık emerek, atmosfere yansıtabiliyor. Genel olarak kent dokusunu oluşturan yapılar ne kadar yüksekse ve ne kadar birbirine yakın konuşlandırılmış ise, o kadar daha çok terletiyor sıcak yaz geceleri.

Kentsel bitki örtüsünün, özellikle de ağaç gruplarının ve yeşil alanların olumlu serinletici etkisini gösteren kızılötesi uydu fotoğrafları, Viyana’da da geniş caddelerin kentlerde en çok ısınan mekânlar olduklarını açıkça ortaya koyuyor. Güneş ışınlarının ısısını uzun süre depolayan ve yansıtan bina cephelerinin arasına sıkışmış olan beton ve asfalt satıhlı caddeler ve sokaklar, sabahın artık serinlemiş olan erken saatlerinde bile hâlâ çevrelerine sıcak dalgaları yaymaya devam ediyorlar. Bunu tetikleyen en önemli sebeplerden biri, yeşil bitki örtüsünün kent dokusuna dağılımının, Viyana’da da homojen olmaması. Hele bir de caddeleri, sokakları ve meydanları gölgeleyen ve buharlaşma sağlayarak çevrelerini serinleten ağaçlar için, park eden arabalar ve yer altında yatan boru hatları yüzünden yeterince yer, ekilmeleri ve bakımları için bütçeden ayrılmış para pek bulunamıyorsa! Kentlerde sellerin oluşmasında ki etkenlerin de en önemlileri.

.

Rüzgârın hızını kestiği için, ısı adası fenomenini güçlendiren yüksek binaların sayısı, Viyana’da da giderek artarken, bina aralarındaki mesafeler yeni yerleşim bölgelerinde giderek azalmaktadır. Avusturya geçen yıl da, bir günde on üç hektar, yani yaklaşık yirmi futbol sahası kadar büyük bir doğal alanı, konutlar, alışveriş merkezleri ve özellikle karayolları inşaası için, yapı malzemeleriyle mühürleyerek, Avrupa’da doğal zemin tüketimi konsundaki rekor seviyesini koruyor. Bir yandan kamu yardımlarıyla desteklenen, kentlerin çevresinde giderek yayılan bahçeli evleri trafik ağlarına bağlamak için devlet bütçesini zorlayarak yapılan altyapılar ve karayolları, diğer yandan ise sayıları giderek artan özel araçlarla alınan mesafelerin artması, küresel ve bölgesel ısınmanın arkasında yatan nedenlerden.

Gelir düzeyi düşük olan kentli gruplar, oturdukları konut standartları ve çevre koşullarından ötürü aşırı sıcaklardan en çok etkilenenler. Viyanalılar, sadece kirletmeyen, aynı zamanda havayı ısıtan motorlu araçlarıyla kent dışındaki evlerine doğru yol alırken, alev fışkıran bina ve sokaklarda geriye kalanlar genellikle kaçma olanağı olmayanlar, yaşlılar ve göçmen aileleri oluyor. Aşırı sıcaklıklar özellikle yaşlılar ve sağlık problemleri olanlar için ölümcül olabiliyor.

Social distancing günlerinde, basında ve sosyal medyada, herkesin çabuk ulaşabileceği yeşil alanların artırılması, kaldırımların ve bisiklet yollarının genişletilmesi gibi istemler geniş yankı buladursunlar, Viyana’nın yeniden bir ‘en iyi‘ seçilişi, bu konulardaki tartışmaları yavaşlatıverdi.

Vancouver bazlı gayrimenkul, turizm ve ekonomik gelişme üzerine danışmanlık yapan Resonance Consultancy tarafından, 100 kentin en yeşili (greenest city) seçilen Viyana, sadece herkesin kullanımına açık olan yeşil parkları ve kent sınırları içinde kalan Donau Auen (Tuna nehri yatakları) gibi milli parkları için değil, aynı zamanda toplu taşıma ağı ve enerji kullanımı gibi kriterlere bağlı sosyal ve ekolojik sürdürülebilirlik kalitesinden ötürü bu ünvanı almış bulunuyor.

Viyana’yı daha önce de ‘yaşam kalitesi en yüksek kent’ tahtına oturtan city rankings, sadece kent politikacılarının ve yöneticilerinin koltuklarını kabartmakla kalmıyor, aynı zamanda kentin uluslararası sermaye yatırımcıları için cazibe merkezi olması yolunda etkin reklam oluyor.

Çokuluslu şirketler, üretimlerini, iş gücünün en ucuz olduğu ülkelere aktarsalar da, idari merkezleri için kent seçerken, yaşam kalitesini yükselten bir dizi faktörü göz önüne alıyorlar. Kültürel ve sosyal çeşitlilik, güvenlik, iş gücü, toplu taşıma, konut fiyatları ve yeşil alanlar gibi kriterler, yerleşmek için seçilen kentin seçiminde önemli rol oynuyor. Nedeni ise üst düzey yöneticilerinin, çalışacakları firmayı seçerken, firmanın yer aldığı kenti de seçiyor olmaları.

Dünya kentlerinin cazibe merkezi olma yolunda giderek hızlanan rekabeti, headquarter imajını taşıyan gökdelenlerle ve tarihi kent dokusunun çatılarına kondurulan lüks konutlarla Viyana’nın da silüetini hızla değiştiriyor.

Avrupa kent politikaları, başka ülkelere kayan endüstriyel üretimin arkasında bıraktığı ekonomik boşluğu doldurmak için, refaha giden yeni yollar olarak gördükleri kitle turizmine ve inşaat sektörüne destek veriyorlar. Bu yolla akan sermayenin, bir yandan kentlerin refah düzeyini desteklerken, diğer yandan da sosyal ve ekonomik yapısını ciddi bir şekilde yaraladığını görmek zor değil.

Örneğin kamu alanlarına yapılan yatırımlar, daha düşük gelir gruplarının oturduğu mahallelere değil, ağırlıklı olarak şehir turizminin yoğunlaştığı rotalara akıyor. Açık alanların kullanımının ticarileşmesine, belediye meydanının panayırlaşması, Donaukanal’ın yeşil alan olmaktan çıkıp, barlarla dolu bir vadiye, Naschmarkt’ın geleneksel pazar yeri özelliğini kaybedip, turistik bir alana dönüşmesi gibi bir dizi örnek gösterilebilir.

Geleneksel kent dokusunu koruma altında tutan tabular kırılarak, piyasada gerçek talep olmadan inşa edilen ve kısmen de boş kalan gökdelenler, gazetelerin gayrimenkul sayfalarını süslüye dursunlar, son yıllarda konut binalarının, kısa yoldan kâr amacıyla sık sık el değiştirmesi, kira fiyatlarının iyice yükselmesine neden oldu. İyice kızışmış olan gayrimenkul piyasası, kent dokusunun yatay olarak giderek yoğunlaşmasına, dikey olarak ise yükselmesine neden olarak, uzun zaman saklanabilmiş geleneksel karakterini etkiliyor. Bu durum, kent içinde yapılaşmaya açık arsaların nadir olmasına ve artan göç rakamlarına bağlanarak açıklansa da, işin asıl gerçeği inşaat sektörünün ağırlığının ve gayrimenkul sektörünün spekülasyon dozunun giderek artırılmasıdır.

Kentsel dokunun sıkılaşmasına paralel olarak, ısı adası fenomeni her geçen yıl etkisini artırıyor. Sivil toplum örgütlerinin ve bireylerin çabalarıyla, pandemi sonrasına ait yoğun beklentiler, Viyana’yı yöneten, yeşiller ve sosyal demokratlardan olusan yerel politikacıları hareketlendirdi. Mesafe bırakarak yürüme koşulunun, dar olan ve bisikletlilerle bölüşülen kaldırımlarda uygulanmasının güçlüğü, bu yoldaki istemlerin arkasındaki kentli sayısını artırdı. Geçici ve seyrek de olsa, trafiğe kapatılan bazı sokaklar, oturma yerleri olan yaya bölgelerine çevirilerek, sıcak yaza hazırlanmaya çalışılıyor.

En yeşil ya da yaşam kalitesi en yüksek kent olmak, kentlileri iklim krizinin giderek ağırlaşan olumsuz etkilerine karşı koruyabilir mi? Bu bağlamda aciliyet gösteren kentsel politikalar ve stratejik planlar, ekonomi ağırlıklı bir bakış açısıyla oluşturulduğu için, gerçekten etkili çözümler sağlayacak kökten değişiklikler mümkün olamıyor.

Neredeyse greenwashing olarak adlandırılabilecek bazı kolay önlemler, asıl yapılması gerekenleri perde arkasına saklayıp, oyalama taktiğine bile dönüşebiliyor. Pandemi günlerinde, kırılgan olabileceğini gördüğümüz kurulu sistem, küçük başarılarla avunmaya alıştırıyor gibi bireyleri.

 

*Dr. Yüksek Mimar


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.