Covid-19: Türkiye’de salgında hangi aşamadayız? Biyoistatistiksel modelleme ile cevap

Yapılan modelleme sonucunda minimum seviyeye düşmesi beklenen 28-30 Mayıs 2020 tarihindeki toplam enfekte sayısına (147 bin 598), 16 mayıs 2020 tarihinde ulaşılmıştır. Üst sınır değerlerine göre hesaplama yapıldığında ise, 1. dalganın sonlanma tarihi 8-10 Haziran 2020 olarak hesaplanmıştır ancak son birkaç gün verisi, sürecin daha da uzun olacağını bize göstermektedir. Bugünkü şartlar dikkate alındığında, salgının 2. dalgasının mutlaka olacağı, bu dalganın başlamasının temmuz ayının ilk haftasından itibaren olacağı ve ancak dalga boyu birinci dalganın yarısı kadar olabileceğidir.

Serdal Kenan Köse*

Başlangıçta hakkında hiçbir şey bilinmeyen sadece korona ailesine mensup ve mutasyona uğraya uğraya geldiği varsayılan (?), SARS Cov-2 ya da kısaca Covid-19 olarak adlandırılan virüs hakkındaki bilgilerimizde de 6 aylık süreçte yoğunlaşma olmuştur. Semptomdan-tanıya, tanıdan-tedaviye, son olarak yoğun bakım-entübe süreçleri hakkında durmadan yeni bilgilere ulaşılmaktadır. Tam anlamıyla tedavisi bilinmese de yaklaşık 80 ülkede bilim adamlarının araştırmaları devam etmektedir. Keza aşı çalışmaları da benzer durumdadır. Öncelik elbette koruyucu hekimlik bünyesinde aşıdadır ancak yeni bir materyal/ilaç/aşıyı geliştirmek sınırlı bir sürede mümkün değildir. Eğer 3-4 ay içerisinde aşıyı ürettik deniliyorsa koruyuculuk düzeyi düşük olma ihtimali yüksektir , Faz III adını verdiğimiz dönem kısa tutulmuş bir üretim olarak karşımıza çıkacaktır. Sağlık alanında çalışanlar bilirler ki; üretilen bir aşının, kısa bir sürelik etkisi olabilir ancak kısa ve/veya uzun dönem etkileri incelendiğinde belki de marjinal faydayı sağlamaz. Şu anda aşı sonbahara yetişecek, denemeler başladı şeklindeki haberler çok da itibar edilecek haberler gibi gelmiyor bize, güven vermiyor. Bu tür haberler “Kervan yolda dizilir” mantığı ile işleyen bir süreç olduğunu gösterdiğinden, bilim dünyası için kuşkulu ancak görsel ya da yazılı basın için popülerlik barındıran haberlerdir. Bir başka açıdan ise, halk üzerinde olumlu psikolojik etkisi olduğu muhakkaktır.

Bu virüs için gerçek ‘gold standart’ diye tabir edebileceğimiz bir tanı kiti de henüz yoktur. Var olanın (PCR) güvenirliliği de (yüzde 65-70) düşüktür. Salgında zaman ilerledikçe şüphelilere test-retest uygulamasına gitme oranları hayli artmıştır. Gerçekte pozitif bir Covid-19’lu bireyin iki test art arda negatif çıkma olasılığı da yüzde 10 civarındadır. Bu nedenle tanı koyma hemen hemen tüm toplumlarda tartışmalar yaratmaktadır. Özellikle ülkeyi yönetenleri suçlayıcı olarak more test (daha fazla test) eleştirileri de yükselmektedir. Hemen hemen her ülkede “daha iyi tanı kiti vardı da biz mi kullanmadık” savunması yapılmaktadır. Ancak DSÖ eleştirileri azaltmak için, Covid-19’la ilgili olarak yalnızca tanı kiti sonucunu değil klinik semptomlar ve hatta radyolojik görüntülemeyi de devreye sokmuştur. Güncel bir bilgi olarak paylaşmakta fayda var, Abbott firması laboratuvarlarında üretilmiş yeni tanı kitinin de güvenirliği düşük olduğu gerekçesiyle ABD’de kullanımına izin verilmemiştir.

Yukarıdaki paragraflarda yazmış olduklarım genel ifadelerdir ve kendi görev alanım olan biyoistatistikle kısmi ilişkilidir. Sadece okurların mevcut durumu anlamaları açısından, –alanda uzun yıllardır çalışıyor olmam nedeniyle – genel bir bilgi verilmesinden ibarettir. Pandemiye ait ülke ülke günlük tutulan istatistikler farklı bilim temelli sitelerde ve görsel basında paylaşılmaktadır. Şu anda dünyada 4 milyon 800 bini aşan enfekte (bunların yaklaşık 2 milyon 700 bini aktif durumda) ve 320 bine yaklaşan ölüm sayısı görülmektedir. Ülkelere ait istatistikler incelendiğinde ise birçok ülke istatistiği, enfekte sayısı, ölüm oranları, yoğun bakıma gidiş oranı vb. açısından birbirlerinden oldukça farklılık göstermektedir. Bu değişkenlik durumunu birkaç parametre ile açıklamak mümkün değildir. Sayısal verilerin etkilendiği o kadar çok değişken var ki, kim ne söylese doğrulama yada yanlışlama şansına da sahip değiliz. Örneğin, bilim kurulumuzun değerli bir öğretim üyesi, hava sıcaklığındaki artışın virüsün bulaşmasını azalttığı yönünde bir bilgi paylaşmış. Evet, bilim dünyasında bilgi, bir kırıntı halinde olsa bile önemlidir. Ancak ben yine de bu değerli öğretim üyesi ile aynı görüşte değilim. Eğer öyle olsaydı, Ekvator çevresi ülkelerde enfekte sayısı, dünya genelinden çok daha az görülürdü. Örnek verecek olursak, Brezilya gibi şu anda hava sıcaklığı ortalama 300 olan bir ülkede, enfekte sayıları bu kadar yüksek düzeyde seyrediyor olmazdı . Keşke bu virüs de, mevsimsel influenza virüsü ile benzer özelliklere sahip olsaydı.

Genel dünya istatistiklerinden sonra ülkemiz için yaptığımız biyoistatistiksel modelleme üzerine birkaç söz söylemek gerekirse; 27 Nisan 2020 tarihinde hesaplanan bulaş katsayısı (R0) ülkemiz için 2.21, İstanbul ili için 5.02, İzmir ili için 1.74 ve Ankara ili için ise 1.48 olarak hesaplanmıştır. Aslında bu katsayı dünyadaki benzer dönemlerde hesaplanan katsayılara göre yüksek değildir. Türkiye’de salgın başlangıcından tam 32 gün sonra en yüksek düzeye ulaşmıştır. Bu da hesaplamanın erken faz için uygun olacağını göstermektedir. Sağlık Bakanı sayın Fahrettin Koca tarafından birkaç gün önce açıklanan bulaş katsayısı 1.56’dır , bu değer geç faz adını verdiğimiz döneme ilişkin olup , 10 gün sonra yapılsaydı 1’e kadar düşebileceğini rahatlıkla söylenebilir. Bulaş katsayısının önemi, alınan önlemlerin ne zaman kaldırılacağının ya da esnetileceğinin bir projeksiyonudur. Kritik rakam ise 0.5’tir. Bu rakam ise ülkelerin alınan tedbirleri yavaş yavaş gevşetmesi için üst sınır noktasıdır. Yapılan modelleme sonucunda minimum seviyeye düşmesi beklenen 28-30 Mayıs 2020 tarihindeki toplam enfekte sayısına (147 bin 598), 16 mayıs 2020 tarihinde ulaşılmıştır. Son birkaç günde açıklanan günlük enfekte sayıları (özellikle 40 bin test sayısına göre standardize edilmiş değerler) , bize salgının beklenenden oldukça yüksek seyrettiğini, yüzde 95 güven sınırında seyrettiğini ve hatta aştığını göstermektedir. Üst sınır değerlerine göre hesaplama yapıldığında ise, 1. dalganın sonlanma tarihi 8-10 Haziran 2020 olarak hesaplanmıştır ancak son birkaç gün verisi, sürecin daha da uzun olacağını bize göstermektedir (Grafik 1). Yaptığımız simülasyonda ise ilginç olan bugünkü şartlar dikkate alındığında, salgının 2. dalgasının mutlaka olacağı, bu dalganın başlamasının temmuz ayının ilk haftasından itibaren olacağı ve ancak dalga boyu birinci dalganın yarısı kadar olabileceğidir (Grafik 2).

Grafik 1

Grafik 2

SONUÇ

Biyoistatistiksel modellemeden elde edilen veriler ve yapılan hesaplamalar gösteriyor ki; bugünkü şartlarda bile salgın üst sınırlarda seyrediyor, bu nedenle yetkililerin önlemleri kaldırması ve/veya gevşetmeleri konusu tekrar gözden geçirilmelidir. Almanya bulaş katsayısı 0.5’e indiği zaman bazı önlemleri kaldırdı ancak değer bir hafta içinde tekrar 1’in üzerine çıktı. Biz de çok dikkatli olmak zorundayız, bireysel önlemler çok önemli ve devam etmek zorundayız. Tarihler konusu çok hassas bir konu, Sayın Cumhurbaşkanının önlemlerin gevşetilmesine ilişkin ilk demeçlerinde açıkladığı tarihler (çifte bayram) olsaydı şüphesiz çok daha düşük rakamları görecektik. Benzer şekilde AVM’lerin açılması kararının doğru ya da yanlış karar olduğu yaklaşık bir haftaya kadar karşımıza çıkan rakamlara bağlı olacaktır.

Salgının seyrinin üst noktalarda olması, bize her an kontrolden çıkabileceğin de sinyallerini de vermektedir. Salgınların da ‘her şey kontrol altında’ denildiği günün hemen ertesinde farklı bir noktaya evrilebilmesi de sözkonusudur. Benzer durum 100 yıl önce İspanyol Gribi’nde yaşanmıştır. Her şey yolunda giderse 2. dalganın etkisinin güçlü olmayacağı da rahatlıkla söylenebilir.

Diğer yandan kaldırılması planlanan eğitime ilişkin önlemlerin kaldırılması -asemptomatikleri devreye sokacağı için- enfekte birey sayısında patlama yapacağını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Unutulmamalı ki ABD’de virüsün yayılımı tek merkezden değil çok merkezden olmuştur.

*Doç. Dr., Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.