Düşünce özgürlüğü ve kırık camlar…

Gündelik hayatın bir parçası haline gelmeye başlayan kadına yönelik şiddet, istismar, idari anlamda adalet duygusunu zedeleyen rüşvet, iltimas ve kayırma, vb. pek çok toplumsal sorun bu davranışların ilk ortaya çıktıklarında gösterilmeyen tepkiler sonucunda sıradan bir hal almakta ve gittikçe yayılmaktadır.

Google Haberlere Abone ol

İsmail Aydoğdu*

Toplumsal yapıda istenmeyen tavır ve davranışların engellenmesi ve baskılanmasının her topluma göre faklı yolları bulunmaktadır. Toplumsal değişmenin kaçınılmaz oluşu beraberinde farklı fikir ve düşünceler ile toplumun her dem yeniden kurmasını da getirmektedir. Bu dönemler, toplum ve ulusların birlik ve beraberliklerini pekiştirebileceği gibi, bölünme ve dağılmasına da neden olabilir. Toplumu oluşturan kesimlerin birbirlerine karşı tutum ve tavırları bunda belirleyicidir. Şiddetin karşısındaki ile temas kurmada bir enstürman olarak tercih edildiği her türden yapının siyasal, sosyal, kültürel ve tarihi bütünlüğünü sürdürme şansı azalmaktadır. Şiddet ve normatif karşılığı olarak suçun ortaya çıkması ve kültür halini alması her türlü farklılığı tehdit etmektedir.

Bu çalışmada, toplumda var olan karşıt düşünce ve oluşumlara mensup bireylerin zaman içerisinde birbirlerine karşı giriştikleri her türden şiddet eylemlerinin nedenleri Philip Zimbardo'nun kırık cam teorisi çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. Özel olarak düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı şiddete varan tavır ve davranışların ilk ortaya çıktıklarında, kendilerine gösterilen ya da gösterilmeyen toplumsal karşılıklar dolayısıyla nasıl yaygınlaşıp bir kültür halini aldığı ve diğer suçlara kapı araladığı tartışılacaktır.

SUÇ EKOLOJİSİ VE KIRIK CAM TEORİSİ…

ABD’de kent nüfuslarının 20. yüzyıl başlarından itibaren hızlı artışı karşısında, kentlerde daha önce görülmeyen yeni suç türleri ortaya çıkmış ve sosyal bilimciler için başta Şikago Üniversitesi hocaları olmak üzere bu alanda literatüre çok değerli katkılar sunulmuştur. İnsan yaşadığı çevrenin çocuğudur genel kabulünden hareketle çalışmalar yapan Şikago Okulu araştırmacıları, başta Burgess, Shaw, McKay ve Park olmak üzere sonraki dönemlerde bu alanda yapılan diğer çalışmalarda oldukça etkili oldular. Suçun, içinde yaşanılan yerin bir sonucu olarak ortaya çıktığı görüşü neredeyse araştırmacıların çoğu tarafından kabul görmekte idi. Kırık cam teorisi de yine ABD’de suç psikoloğu Philip Zimbardo'nun 1969'da yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmiş bir çalışma. Zimbardo'nun teorisi, bir yerde suç işlenme oranını arttıran temel belirleyicinin, suçun etkisi ve büyüklüğü ne olursa olsun ona verilen ilk tepki ya da tepkisizlik olduğudur. Ona göre, bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci öncelikle tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor ve çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyor idi. Tabii bu cam kırma olayını diğer daha büyük ve etkili suçlar izliyor. Bu deneyini test etmek için Zimbardo ve iki öğrencisi suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standartlarına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model Oldsmobile otomobil bırakırlar. Araçların plakası yok, kaputları aralıkmış. Ve olup bitenleri gizli kamerayla izlemişler. Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalanmış. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmamış. Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi “sağ kalan” otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırmışlar. Daha ilk darbe indirilmiş ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dâhil olmuşlar. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hâle gelmiş. Çevrenin ve işlenen suçların cezalandırılması arasındaki sürenin, suçun devamına etkilerini göstermesi açısından iki örnek olarak Şikago Okulu'nun suç ekolojisi ve Zimbardo’nun kırık cam teorisi önemli göstergeler sunmaktalar.

İLK TAŞ…

İnsanlar fikirlerine katılmadıkları ya da kendi fikirlerinin karşıt tarafında yer alanları terörist, hain, işbirlikçi vb. şekilde niteleyerek hedef haline getirmektedirler. Medyada özellikle de sosyal medyada muhalif olmak öyle bir şekilde linçe tabi tutulmaktadır ki, ve bu linç herhangi bir cezai yaptırımla karşılaşmadığından, suçun devamlılığını ve daha büyük suçları beraberinde getirmektedir. İnsanları bunu yapmaya sevk eden, medyada ve gündelik hayatta şahit oldukları o küçük kırık camlardır aslında. Bu kültür ortamı birden bire ortaya çıkmıyor, uzun bir zaman aralığında gündelik hayatta alelade görülen örneklemeler, ötekileştirmeler ve sözlü ve psikolojik şiddet şeklinde dışa vuruluyor. Yine buna maruz kalan kişi ve fikirlere karşı ilk anda kin ve nefret duyma, karşısındakini yok etme şeklinde tezahür etmiyor kuşkusuz. Önü alınmayan, ciddiye alınmayan, küçük ölçekli bu tür tutum ve davranışlar dağın zirvesinden kopan az miktarda kar kütlesi gibi yamaçlara doğru bir çığ gibi önüne çıkan herkesi ve her şeyi adeta yutmaktadır. Suçun önlenmesi amacıyla günümüzde birbirinden farklı suçu önleyici çalışmalar olmakla birlikte, en etkili olanı suçun işleneceği sosyal ve psikolojik şartların ortadan kaldırılması olarak kabul edilir. Bu da sadece normatif hukuk kuralları ile yapılabilecek bir şey olmayıp toplumsal refleksler ve yapılan her türden suç ve sapma davranışının üzerinde yeşerebileceği kültürel iklimi mahkûm etmekle olabilir. Gazeteci, yazar, politikacı, akademisyen ve fikir beyanında bulunan herkes hain ve işbirlikçi olarak damgalandığında ve farklılığı yok sayan anlayışa karşı konulmadığında, bu kısa sürede karşıtlarını sindirse de zamanla bunun bir kültür halini alması, toplumda geçer akçe olması önü alınamaz toplumsal yarılmalara neden olmaktadır. Eleştirilen ve karşı çıkılan fikirlerin sahipleri kim olursa olsun, fikir ve düşünce özgürlüğü beyanları bu türden karşılıklar bulması ve bunun devam etmesi halinde ilerde daha büyük suçların işlenmesine zemin hazırladığından, toplumda yaşayan her taraf bunu bir yöntem olarak kullanmaya kalktığında toplumsal bölünmeler derinleşir ve artık toplum olarak adlandırılabilecek bir yapı bırakmaz.

Toplumsal hayatın içerisinde gittikçe yaygınlık kazanan kimi söylem ve üslupların da yine aynı nedenden dolayı her geçen gün daha çok kişiyi etkisi altına aldığı gözlenmektedir. Olayı sadece kriminal suç örnekleri üzerinden değerlendirmek de doğru bir yaklaşım olmaz, aksine düşünce ve ifade özgürlüğü, farklı din ve mezhep tercihi gibi olgularda da önünün alınması, kınanması gerekmektedir. Gerekli tepkiyi görmeyen her davranış ve fiili toplumda yayılma ve giderek bir kültür halini almaya başlayacaktır. Türkiye’de yakın tarihte yaşanmış olan birçok olayı bu çerçevede örneklemek mümkün. Alevi-sünni, sağ-sol çatışmalarında ilk kırılan cam anında tamir edilebilseydi muhtemelen sonrasında yaşanan trajediler yaşanmayacaktı. Toplumda meydana gelen toplumsal bütünlüğe zarar veren birçok olayı bu şekilde değerlendirmek mümkün. Başlarda ses çıkarılmayan, görmezden gelinen küçük olaylar, büyüyerek telafisi zor yarılmalara neden olur. Yukarda da izah edilmeye çalışıldığı gibi, sapma ve suç olaylarının toplumda yaygınlık kazanmalarının bir sebebi ve belki de en önemli sebebi yaptırımın zamanında ve etkili şekilde olmayışıdır. Türkiye’de ya da başka bir yerde küçük olarak görülüp önü alınmayan benzer olayların nasıl büyüyerek çok büyük etkilere neden olduğunun sayısız örneği verilebilir. Gündelik hayatın bir parçası haline gelmeye başlayan kadına yönelik şiddet, istismar, idari anlamda adalet duygusunu zedeleyen rüşvet, iltimas ve kayırma, vb. pek çok toplumsal sorun bu davranışların ilk ortaya çıktıklarında gösterilmeyen tepkiler sonucunda sıradan bir hal almakta ve gittikçe yayılmaktadır.

Bir süre sonra artık kaynağı ve kökeni unutulacak olan bu tür suçların herkesi etkileyebileceği, yön ve hedef değiştirebileceği unutulmamalıdır. Zimbardo’nun çalışmasının sonunda dediği gibi o sokaklara artık polis bile giremeyecek hale gelir. Bu da toplumsal olarak giderilmesi ve üstesinden gelinmesi çok zor problemler demektir. Toplum her ne kadar belirli idealler ve paylaşılan bir geçmiş ve gelecek tasavvurunu içerse de, bu her bakımdan toplumu oluşturan kesimlerin hiçbir farklılık barındırmaksızın homojen oldukları anlamına gelmiyor. Çağımızda ve günümüzde ortaya çıkan her türlü farklılığın yok edilmek ve dışlanmak yerine onlarla birlikte yaşamayı öğrenen toplumların, içerde ve dışarda toplumsal barış ve güveni yakalayacakları, gelişebilecekleri unutulmamalıdır.

*Atatürk Üniversitesi, Genel Sosyoloji ve Metodoloji ABD doktora öğrencisi.