Muğla’da termik santral yüzünden sular kesik

Küresel salgına karşı en büyük önlemimiz el yıkamak. Fakat Muğla’nın bazı köylerinde insanlar (-ki Muğlalılar da Zonguldaklılarla aynı sebepten risk grubunda diye düşünülebilir) sürekli el yıkayamıyorlar çünkü suları sık sık kesiliyor.

Elif Cansu İlhan*

İçinde bulunduğumuz küresel sağlık krizi, en temel yurttaş hakları olan temiz hava, gıdaya erişim, temiz suya erişimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha yüzümüze vurdu. Büyükşehir sınırları ile birlikte Zonguldak’ın da giriş çıkışlara kapatılması, on yıllardır kömür soluyan Zonguldaklıların risk grubunda olduğunu açıkça ortaya koymuş oldu.

Virüs Türkiye’nin bütün şehirlerine yayıldı. Küresel salgına karşı en büyük önlemimiz el yıkamak. Fakat Muğla’nın bazı köylerinde insanlar (-ki Muğlalılar da Zonguldaklılarla aynı sebepten risk grubunda diye düşünülebilir) sürekli el yıkayamıyorlar çünkü suları sık sık kesiliyor. Milas ve Yatağan’daki termik santraller ve onlara kömür sağlayan madenler özelleştirilirken, yer altı su kuyuları da bölgedeki termik santral sahibi şirketlere devredilmiş. Şirketler de öncelikli olarak santrallerin çalışabilmesi için depolarını yüzde 90 doldurup sonra köye su verilmesini sağlıyor. Depo yüzde 90 dolu değilse köylere su gidemiyor. Bunu yapabilmeleri için mahkeme kararı bile var.

Muğla’da, iki tanesi Milas biri Yatağan ilçesinde 3 kömürlü termik santral var. Bu 3 santral ve onlara kömür sağlayan 13 açık linyit ocağı Muğla’yı 35 yıldır hem ekolojik hem ekonomik olarak tüketiyor. CAN Europe’un yayınladığı ‘Kömürün Gerçek Bedeli: Muğla’ raporunda, Muğla örneği üzerinden kömürün, ekonomi tarafından ‘dışsal maliyet’ olarak tanımlanan bedelleri inceleniyor. Raporda Muğla’nın kömür hikayesi ayrıntılı olarak okunabilir. Muğla’nın ve Muğlalıların ödediği kömür bedellerinin birkaç örneği: santraller sebebi ile bölgede yılda 280 erken ölüm, yerinden edilmiş 30 bin insan, 11 bin hektar orman alanı tahribatı.

Raporda değinilen, santral ve linyit ocakları yüzünden taşınan Milas’ın 8 köyünden biri İkizköy. İkizköy’ün merkez mahallesi Işıkderesi, maden ocaklarını genişletmek için 2017’de kamulaştırılmış, geri kalan mahalleler için de şirket 2019 Mayıs ayında bir ihtarname gönderip bu toprakları da satın alacağını, satın alamazsa kamulaştırılacağını ‘bildirmiş’.

Geçtiğimiz hafta salgın tırmanırken termik santral işletmecisi şirket, İkizköy ve mahallelerinin suyunu 2 gün boyunca kesti. Yaklaşık 250-300 kişilik nüfusun, içme suyu ve bahçeleri, hayvanları için kullandıkları su.

İkizköy’den Nejla Işık durumlarını böyle anlatıyor: “Tüm Türkiye’nin, tüm dünyanın savaştığı Covid-19 hastalığıyla biz de savaşıyoruz. Ve şu anda, en çok suya ihtiyacımız olduğu anda iki gündür sularımız kesik. Hayvanlarımız var. Bugün de su gelmezse ne yaparız bilemiyorum.”

Oysa temiz suya erişim en temel insan haklarından biri. Santrallerin bölgede su kaynaklarını nasıl tükettiği ‘Kömürün gerçek Bedeli: Muğla’ raporunda, Yeniköy termik santralinin suya nasıl el koyduğu ise raporunun yazarlarından, aynı zamanda İkizköy mücadelesi gönüllüsü Deniz Gümüşel’in derlediği bilgi notunda anlatılıyor.

2014 yılında, 1988 ve 1994 yıllarında işletmeye başlayan, yani artık emekli olması gereken Yeniköy ve Kemerköy santralleri ve 1982’den beri zehir saçan Yatağan termik santrali özelleştiriliyor. Yatağan’ı Bereket Enerji, Yeniköy ve Kemerköy’ü IC İÇTAŞ-LİMAK ortaklığı alıyor. Kendi sitelerindeki tanımla: “Gökova Körfezi’nin ortasında yükselen Yeniköy ve Kemerköy Termik Santralleri ile Linyit Maden İşletmesi”.

İkizköy ile birlikte komşu 6 köyün suyu Yeniköy Termik Santrali sahasında bulunan depodan karşılanıyor, suyun kaynağı da Dereköy Mahallesi’ndeki 15 kuyu. Santral özelleştirilmeden hemen önce Devlet Su İşleri, kuyuları Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ)’ne devretmiş. EÜAŞ da bu kuyuları santralle birlikte şirkete devretmiş. 2014 yılında Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) kuruluyor. MUSKİ, su kullanım hakkında vatandaşların öncelikli olması gerektiğini belirterek Danıştay’a EÜAŞ aleyhinde dava açmış. Danıştay, termik santral açısından bu suyun ‘daha gerekli ve önemli’ olduğu gerekçesiyle davayı reddedip, kuyuların şirkete tahsisini onaylamış.

Köylerde zaman zaman kısa süreli su kesintileri zaten oluyormuş ama köylülerin istimlaka karşı yaptığı eylemlerden sonra geçtiğimiz yaz bir hafta, on günü bulan su kesintileri olmuş. Milaslılar, Muğla Çevre Platformu ile birlikte, 2019 yılında küresel iklim grevlerine katılıp, “istimlak istemiyoruz” demişlerdi. Daha sonra Ekim 2019’da santrale karşı topladıkları imzaları Ankara’da kurumlara teslim etmiş ve TBMM’de Muğla Milletvekilleriyle birlikte istimlaka ve santrale karşı basın açıklaması yapmışlardı. Köylüler, daha önce şirket tarafından Işıkderesi Mahallesi boşaltılmaya çalışılırken de orada sık sık su kesintisi yapıldığını söylüyorlar.

Bu sırada, korona virüsü salgını sebebiyle halkın faturalarının ertelenmesi için mücadeleler sürerken, bu santraller için kullanılan suya için hiçbir zaman para ödenmiyor. Çünkü özelleştirme sürecinde su kuyularının da kullanım hakkı santralleri yöneten şirketlere devredilmiş. Üstelik Devlet Su İşleri (DSİ) korona virüsü salgını sürecinde artan su kullanımı yüzünden vatandaşa ellerini yıkarken musluğu kapama uyarısında bulunurken, Kömürün Gerçek Bedeli: Muğla Raporu’na göre, Yeniköy termik santrali, yılda, 132 bin nüfuslu Milas ilçesinin 2,5 katı, Yatağan termik santrali ise 45 bin nüfuslu Yatağan’ın 7,5 katı su tüketiyor.

Linyit ile elektrik üretimi hem en çok su tüketen hem de yer altı su kaynaklarını en yoğun kirleten elektrik üretim şekli. Muğla’da santraller sebebiyle sularda ağır metal oranının çok yüksek olduğu saptanmış. Kömür madenciliği de yüksek miktarda su tüketimi ve su kaynaklarını kirletmesinin yanında, bölgenin yüzey şekillerini değiştirerek hidrolojisinin değişmesine ve su kaynaklarının yok olmasına sebep oluyor.

Yatağan’ın Turgut köyünden Şerifan Abla, gözle gördükleri değişimi raporda şöyle anlatıyor: “Bu kömür ocakları kazılmaya başladığından beri sularımız kayboldu. Şu camiden çıkan su bütün köyün ovasını sulardı, bütün tarlaları. O kadar çok su vardı. Diktiğimiz sebzeleri, meyveleri, her şeyi… Millet evinde hazır su içiyor artık. Su azaldı, eskisi gibi bahçe eken yok. Kuyusu olan ekiyor; yoksa ekemiyor. Bunlar eğer oraları (maden için şirket tarafından satın alınmak istenen 93 parsel zeytinlik alanı) da kazarsalar suyumuz temelli gidecek.”

İklim kırılganlığı yüksek, Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye su stresi yaşayan bir ülke. İklim krizi sebebiyle 2050 yılında dünyanın yarısının da su stresi içinde olacağı öngörülüyor. 20 saniye elinizi yıkayın derken bir yandan ellerinizi sabunlarken musluğu kapatın kampanyaları devam ediyor. Elbette ellerinizi yıkarken musluğu kapatın, çünkü doğal bir varlığı hem de işlevsizce tüketme hakkımız yok. Ancak yurttaşlar kullandığı suyun saniyesini sayarken, kömür madenleri ve termik santraller, sağlık ve iklim krizlerini tetikleyerek su kaynaklarını doyasıya kullanmaya devam edemezler.

Termik santral yakınlarında yaşayan yurttaşların yıllardır sürdürdüğü yaşam hakkı mücadelesinin ne kadar yoğun olduğunu Covid-19 salgınıyla çok daha iyi görmüş olduk. Tüm krizler gibi bu küresel salgın da toplumun en kırılgan ve yoksul kesimlerini vuruyor. Termik santrallerin havayı kirletmesi, suyumuzu çalması, iklim krizini tetikleyerek geleceğimizi elimizden almasına izin veremeyiz.

 

 

*Avrupa İklim Eylem Ağı(CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Sorumlusu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


* Forum kategorimiz çok çeşitli türde içeriğe açıktır. Gazete Duvar'ın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.